SANATAEVET, YESTOART, SİALARTE, JAFURKUNST

0

13. yy’da Aquino’lu Thomas zamanında 7 özgür sanat dalı vardı! Bunlar, retorik, matematik, geometri, astronomi, mantık, gramer ve müzikti… Oysa biz 20. yy’da 6 ana sanat dalını öğrenmiştik ve bunlarla hiçbir ilgisi yoktu. 21. yy’da ise bu sanat dalları 9’a çıktı.

SANATAEVET, YESTOART, SİALARTE, JAFURKUNST

 

Tamer Levent mail:info@dirensanat.com

13. yy’da Aquino’lu Thomas zamanında7 özgür sanat dalı vardı! Bunlar, retorik, matematik, geometri, astronomi, mantık, gramer ve müzikti… Oysa biz 20. yy’da 6 ana sanat dalını öğrenmiştik ve bunlarla hiçbir ilgisi yoktu. 21. yy’da ise bu sanat dalları 9’a çıktı.

21. yy henüz 19 yaşında. Daha ilk çeyreğine bile ulaşmadı, ama bu yüzyılın gelişinden de anlaşılacağı gibi, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hızla gelişen teknoloji gündelik yaşamımızda her an yer almaya başladı. Sosyal medya kullanımı, sanal arkadaşlıklar, bilgiye ulaşım hızı arttı. Bu hızlanış, internet kullanımını gündelik yaşamımızın  içine taşıdı. Son 15 yılda doğan çocukların neredeyse doğdukları andan itibaren ellerinde bir  internet bağlantısı var.

Bu şartlarda 20. yy’da insanlık yaşamına giren bilgisayar ve internet teknolojisi, 21. yy’da farklı bir boyuta ulaşmakta. Hem de henüz sadece 19 yaşına yeni girmişken. Bu yüzyıl 25, 50, 75 yaşlarına geldiğinde; internet teknolojisi ve bilgisayar kullanımı, bugün hiç düşünemediğimiz noktalara gelecek. Al Gore’un, bu tekniği ilk  harekete geçirdiği yıllarda, dünyadaki şaşkınlık artık geçti… Robot teknolojisinden hem ürkülüyor, hem de onunla barışık yaşamak isteniyor. Yapay zekayı yönlendirme ve geliştirme yarışı hızlanıyor.

Bu yüzyıl kendi filozoflarını yaratıyor. Los Angeles Üniversitesi’nden Ken Robinson, bütün çocukların sanatçı doğduğunu, ama yetişkinlerin şartlandırılmış öğretileri ile robotlaştırıldıklarını söylüyor… “Şoförsüz araba” konusu, şaşkınlıkla karşılanmıştı, ama kimse olamaz demedi… Elon Musk, bir iş adamı olmanın yanı sıra Batman filmlerinin kahramanları gibi, ya da Jim Kely’nin soru işareti adamı gibi, bu yüzyıla damgasını vuruyor. Tesla hareketi; Mars’ta arsa satın alma; Paris trafiğine ilginç çözümler aramak; onu 20. yy iş adamlarından farklı bir konuma yerleştiriyor… Jak Ma, yaşamın robotlaşmasına karşın insanlığın tek kurtarıcısı olarak sanatı görüyor… Harari, hayvanlardan tanrılara insanlık serüvenini yeni bir anlatım ile yorumluyor.

Bu fırtınanın estiği bir yüzyılın, daha önce yaşanmış yüzyıllardan çok farklı olacağı, henüz  yaşı 19  iken hissediliyor. O halde bu yüzyıla özgü bir felsefe ve yaşama biçimine de insanlığın ihtiyaç duyması gerekiyor. Hatta böyle bir ortak felsefe ve yaşama biçimi tartışmasında geç kalıyoruz… İnsanlık şaşkın! Bu şaşkınlık onların zaman zaman tepkiler göstermelerine neden oluyor, ama bu tepkilerin insani gerekçeleri net anlaşılamıyor. O nedenle de çözüm üretilemiyor, üretecek vizyon da gelişmiyor. Olmayan vizyona uygun bir misyon da gelişmiyor haliyle! İnsanlığın beklentileri ise belli. Din, dil, ırk ve siyasi görüş farklılıkları dışında, insan olmanın ortak özellikleri ile anlam kazanacak ve devamlılığı oluşacak, yeni ve kaliteli bir yaşam biçimine özlem duyuyor! Ve ilginç olan: 13. yy’da da umut olarak görülen ‘sanat’ kavramı, bu gün de umut olarak görülüyor. 16. yy’da da Rönesans’ın gerçekleşmesine de  neden olan bu kavramdı, ama içerik olarak, onun yaşama sürecine ve insanlığa  katkılarıydı.

‘Sanat’ kavramı Aquino’lu Thomas ve Salisbury’li John’un tartışmalarında olduğu gibi, bir yaşama biçiminin ortak felsefesi olmalıydı. İnsanlık, ‘Sanat’ kavramının 16. yy’dan başlayarak, düşünme biçimi olarak, dünyanın gelişimi sürecine nasıl ışık tuttuğunu, sanki unutmuş gibi. Bu ışık, yaşamın her alanında ‘Sanat’ kavramı değerleri ile düşünmeyi gerektiriyordu. Reform hareketi bu ışığın yaşama yansımasının kanıtıydı. 17. yy’da Fransız İhtilali; dünyaya demokrasi arayışı konusunda yol gösterdi; 18. yy’da İngiliz sanayi devrimi; 19. yy’da başlayan kitle savaşları; 20. yy’da Sovyet İhtilali hep bu kültürün uzantılarıydı. İnsanlık kendi gelişmelerine uygun yaşama biçimi arıyor, bunun için de en uygun demokrasi görünüyordu.

Ancak bütün bu gelişmelerin özünde var olan sanat kültürü sanki unutuluyor. Sanatı; resim, tiyatro, müzik, dans, mimarlık, edebiyat gibi bitmiş üründen  ibaret görme kolaycılığı ve yanlışlığına yöneliniyor. Oysa, bu dallara daha sonra, sinema ve fotoğraf eklendi, şimdi en yeni eklenen spor ve yine eklenmesi beklenen gastronomi de yolda!.. Siyaset, ekonomi, hoşgörü, iletişim, dinleme, tasarım, drama, davranış biçimleri, kişilik gelişimi, eğitim de giderek bu sanat dallarına eklenirse, zaten yaşamın tümünün sanat olması belirginleşmeye başlamış olacak. Önemli olan; ‘Sanat’ kavramının uygulama alanları olarak, ürünler vermek, kavramın yaşamda varlığını diri tutmaktır… Bu ürünlerin başarı ile yaratılması, insanlara kendi sanat özelliklerini keşfetmeleri için dürtü gönderir. Cesaret verir, özendirir. Ama sanat bu ürünlerin adı değildir. Bu ürünleri yaratma cesareti ve isteğini yaratan  kavramının adıdır. Çünkü sanat insanın kendisidir. İnsanın durduramadığı gelişme isteğidir. Farkındalığı, yaratıcılığı, çözüm üretme, keşfetme ve yaşamı iyileştirme refleksidir. Bu refleks bütün insanlarda vardır.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl, insanın robotlaşmaya karşı bu reflekslerini daha iyi kullanmasına olanak veren bir yüzyıl olmalıdır. İnsanlık, bu refleksi ve onun bir süreç, bir düşünme biçimi olduğunu, vizyon yaratmak olduğunu; bütün insanların, isterse, bu vizyonun misyonuna katılabileceğini, bu yüzyılın gerçeği olarak algılamalıdır. Çünkü, bütün dâhiler gibi küçük (?) insanlar da kendilerinin keşfedileceği umuduyla yaşar ve keşfedilemeden ölürler!.. Oysa, 21. yy, insanlarına bu umudun, en azından çocukluktaki  hayalleri konusunda ortaklık yaratacak bir yaşama biçimi önermelidir. Bu ortak aklın adı hiç yıpranmamış bir ad olmalıdır. Bu da, yaşamın en  en başlangıcındaki tanımıyla, SANATAEVET olmalıdır.

SANATAEVET, bu bilgi ve iletişim çağında, bu ortak aklın ve arayışın, birlikte çözüm aramanın adı olmalıdır. İnsanlık tıpkı gönüllü çalışma esasında olduğu gibi, kendi yarattığı değerlerin savunucusu ve takipçisi olabilmek için SANATAEVET demelidir. Bu anlamda, gönüllülük esasına dayalı çalışma yapan tüm sivil toplum kuruluşları SANATAEVET’in ortak savunucuları olmalıdır.

Çağımız böyle bir vizyonu ve onun hızla yaygınlaşacak gelişmelerini beklemektedir. Hem de büyük umutlar ile!..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.