FESTİVAL KÜLTÜRÜ
Bir Nasreddin Hoca fıkrası hatırlıyorum bu günlerde.Sık sık aklıma geliyor. Hani, ahalinin karşısına çıkıyor, “Ey ahali bu gün size ne anlatıcam biliyor musunuz” diyor. Ahali, “Biliyoruuzz” diyor. Bunun üzerine “Madem biliyorsunuz o zaman anlatmama gerek yok” diyor ve gidiyor. Ertesi gün yine ahalinin karşısına çıkıyor, yine, “Ey ahali bu gün size ne anlatıcam biliyormusunuz” diyor. Dün olanları hatırlayan ahali bu sefer “Bilmiyoruuuuz” diye bağırıyor. Bunun üzerine Hoca “O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın” diyor ve yine gidiyor.Yıllar geçiyor ve bilenler bu yıllar içinde kuşak olarak yok oluyor.Oysa KÜLTÜR, bilenlerin-bilmeyenlere bildiklerini anlatması ile gelişir. Eğitim-Öğretim kavramının keşfedilmesi, insanın organik yapısındaki paylaşma özelliğinden kaynaklanır. Bu özelliğin beyin bölümlerindeki ismi SANAT’tır. Çağların değişimini, iletişimin gelişmesini sanat yaşar ve yaşatır. Bu gelişme silsilesine uygun olarak da eski bilgilerin güncellenmesi gereği ortaya çıkar. Mevlana’nın ” Gün ile gelen, geçti gitti, bana yeni şeyler söyle cancağızım” cümlesi de aynı özelliğin ürünüdür. İnsanoğlunun düşünce süreci ile yarattığı her fikir, fikirin uzantısı olan buluş ve onun gerçekleşmiş hali,insan beyninin sanat özelliğinden kaynaklanan bir ürün sayılır. Drama ile durumları canlandırmak, dans ile heyecanı paylaşmak, resim ile gördüklerimizi ifade etmek, müzik ile işitme duyusunu, seslerin armonisini yaratmak, edebiyat ile durumları dramatize etmek, mimarlık ile yapılaşmayı estetikleştirmek;bunlar ne kadar ürün ise; uzun gözlem ve deneyimlerden sonra yerçekimini keşfetmek, elektriği keşfetmek, insan sağlığını onarmayı geliştirmek, kalp nakli olabileceğini düşünüp sonra da onu başarı ile gerçekleştirmek de sanattır. Bu örnekleri düşünce, gözlem ve deneyimlerimizle zenginleştirebilir, bilgiyle de pekiştirebiliriz. Ancak bu netlik ve doğru çizgi takip edilerek, insanlığın gelişmesindeki “DOĞRU” anlaşılabilir. Bu doğru,yaşamın diğer alanlarındaki doğruları da belirler. Bunlar da ahlak,ortak akıl, hukuk,adalet,demokrasi, birlik, beraberlik, insan sevgisi,dayanışma gibi alanlarda DOĞRU örf adet ve gelenekler ile,bilgiler ile, kurumsallaşmalar ve sistemler ile yerel ve evrensel KÜLTÜR ü yaratır.İnsanlık bu kültürleri bütün ayrıntıları ile bilemez.Merak ederse araştırır.Ama, bilenlerin bilmeyenlere aktarması demek olan eğitim sistemleri,insanlara bu kültürler hakkında fikir verir.Araştırma yapmak ve bilgi edinmek isteyenlere yol gösterir.Bu örgün eğitimdir.Bir de yaygın eğitim var! İnsanın ilk çağlardan beri ilk kullandığı eğitim.Yaşadıklarını ve deneylerini birbirlerine aktarmak için, kendilerini ifade etmeye çalışarak i kendi deneyimlerini paylaştıkları eğitim. Okul keşfedilinceye, yani örgün eğitim başlayıncaya kadar var olan eğitim bugün yaygın eğitim olarak adlandırdığımız eğitimdi.Ezberci değildi. Yaratıcı idi.Konular kavrandıktan sonra, deneyimler netlik kazandıktan sonra paylaşılırdı.Bu süreç John Dewey’in “deneyim olarak sanat” ve Gombrich in “İnsanlığın kısa tarihi” isimli eserlerinde de sanat olarak tanımlanır.Bu durumda, DEVLET sistemi, onu oluşturan insanların daha mutlu, daha başarılı, daha sağlıklı yaşamasını sağlamak için kurulmuş bir sistem ise;bu ana sistemin işleyişini sağlayacak, diğer sistemler de sanat özeni ile ince ince düşünülerek, istenilen hedeflere ulaşılacak şekilde kurulmalıdır.Eğitim öğretim sıkıcı bir sistem olmak yerine, çağdaş pedagoji ve yaratıcı drama yöntemleri ile eğlenceli, üstelik teori ve pratiği bir arada gerçekleştirmeyi göz önünde bulundurulacak şekilde düzenlenmelidir. Ancak bu durumda o devlet çağdaş uygarlıklar düzeyine ulaşabilir, hatta onları geçebilir. Bu, ülke insanının başarılı olmasını isteyen, ülkesinin kalkınmasını isteyen her yurtseverin düşüneceği ortak düşünce olmalıdır. Değişen siyaset lere göre değişerek yurtseverlik ve kalkınma vizyonundan sapmalar ve erozyonlar yaratılmamalıdır. Bu durumda yaratılacak kültür de, hangi din,dil,ırk ve siyasi görüşten olursa olsun, o ülkede yaşayan ve devleti oluşturan vatandaşların, huzur ve güven içinde,ortak hukuk ve ortak aklın, önce insan olduğu anlayışında birbirlerine kendileri ifade edecek ve çözüm yaratacak bir iletişim ve yaşam sanatında buluşmasını gerektirir. Bu alanlarda sanat kültürü, birbirine saygı duymak, nesnel saptamalarda ortak dil, hata ve yanlışlarda kabullenme ve özür, ahlak, vicdan,insan sevgisi gibi kavramların gelişmesini sağlayarak, düşünceli olmayı ve empati kültürü gelişimini sağlayacağı gibi, başkalarına zarar vermeyecek özgür düşünce ve fikirlere de saygı duyulmasını; yeni bilgi ve buluşların gelişmesini de özendirir. Ancak bütün bunların, özenle ifade edilmesini sağlayacak dil ve anlatımda ifade sanatı, fikir ve bilgiyi tanıtmak, uygulamada kullanılmasını sağlamak, gelişmeleri ve yaratıcılıkları özendirmek temel ve değişmeyen ilke olmalıdır. Sakin ve güvenilir olmak. Doğruluğu tüm insanlık doğruları ile kanıtlanmış konularda uzlaşmak, yaşamın etik ve estetik değerlerini oluşturmak,ortak hukuka güven sağlamak ile yaşam sanat haline dönüşebilir.Özellikle,kitlelerin beyinlerinin yorgun ve kaygılı, endişenin arttığı dönemlerde, devlet ve onu oluşturan insani unsurlar bütünsel olarak düşünülmelidir. Bu düşünce ile insan kitlelerinin yanlız olmadıklarını başarı ve dayanışmanın özendirilmesini sağlayacak planlamalar yapılmalıdır.Siyaseten oluşacak gerginlikleri azaltmak için kitlesel buluşmalar gerçekleştirilmelidir. Çözüm önerileri ile planlamaları geliştirilmeli ve tanıtılmalıdır.İşte böyle zamanlarda,sokak festivalleri düzenlemek, bu oluşumlar içerisinde vatandaşların aktif olarak yer almasını sağlamak; kitle iletişim araçları ile ülke tarihinin çağdaş gerçeklikler ile tanıtılmasını sağlamak gerekir.Gelişmiş ülkeler,bu ilkeler ile kültürlerini tanıtarak, yaygınlaştırarak gelişmişlik seviyesine ulaşmışlardır.Fransız toplumu 14 Temmuz tarihlerinde, din,dil,ırk,siyasi görüş farkı gözetmeksizin her yıl sokaklara dökülüp Fransız ihtilalini kutlamaktadırlar.Alman toplumu, yine gerçekleştirdiği festival ve şenlikler ile halkın aktif katılımının sağlandığı birlik ve beraberlik kutlamaları yapmaktadır.İtalyan ve İngiliz toplumlarında da bu festivallere sayısız örnek gösterebiliriz.Bizde festival demek, daha çok bilet alınıp girilen gösteriler olarak anlaşılmaktadır. Oysa festival kavramı, sadece bu özellik ile düzenlenmenin dışında da özellikler taşımalıdır.Çocukluğumda ülkemizin pek çok yöresinde insanlar sokaklarda halk oyunları oynarlardı.Daha eski dönemlerde “Köy seyirlik oyunları” olarak bilinen oyunlarda, sorunlarını birbirlerine drama yoluyla aktarırlar, doğruyu ve yanlışı ararlardı.Saya gezme, köy düğünü,örf adet ve gelenekler insanların birbirini anlaması ve hoşgörüyü kültürleştirirdi.Esnaf loncalarının sıra geceleri ve “Bilgesu Erenus’un Misafir” isimli oyununun özü olan Akşehir esnafının oynadığı “Sıra yarenleri” geleneği de çok değerli bir örnektir.İçinde bulunduğumuz siber çağda bu oyunların kültürel özü, çağımız insanımızın da aktif katılacağı festivallere ışık tutmalıdır. Osmanlı döneminde düzenlenen ve yazıldığı “Surname ” ler i ile anılan oyunlar da geleneğimizde inter aktif katılımlı oyunları belgeler. Bu anlamda Sultan III Ahmet döneminde Lale devri olarak anılan dönem tarih kitaplarında safahat devri olarak anılsa da, Pasarofça antlaşmasından sonra ülkenin kendi içinde toparlanması konusuna verdiği önem olarak da değerlendirilmektedir. Bu gün insanlarımız, savaş kazanmış, askeri başarısı ile tanınmış komutanlara bile “asker kaçağı” diyecek kadar kendi kültüründen ve gerçeklerinden uzaklaşmaktadır. Bu, kendi kültürünün en somut bilgisini bile yanlış değerlendirmek, bir doktorun hastasına yanlış teşhis koyarak ölümüne neden olması kadar tehlikelidir. Bu tehlike sosyal alanda da ayrışmalara ve yanlışların doğru olarak kabul edilmesi konusunda dayatma ve çatışmalara neden olabilir. Bu nedenler ile hangi siyasi görüşten olursa olsunlar, ülkemizin tüm belediyelerini, basınını, kitle iletişim araçlarını,sosyal medya fenomenlerini doğru kültür kampanyasına ve kitlesel katılımlı festivaller düzenlemeye davet ediyorum. Önümüzdeki sonbahar,kış,ilkbahar ve yaz ayları özellikle ” Yaşama sanatı kültürü” oluşturma ayları olarak planlanmalıdır.

Önceki İçerikAÇIK HAVA YAZ OYUNLARI REKOR SAYIDA İZLEYİCİYLE BULUŞTU
Sonraki İçerikİstanbul Şehir Tiyatroları Klasiklerle Yeni Sezonu Açıyor (2022-2023)
Sabit Doğan
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan