SEMAVER KUMPANYA’NIN OYUNLARI

0

Semaver Kumpanya,   geçen sezon   yoğun ilgi gören oyunlarına bu yılda devam edecek.  Topluluk Çevre Tiyatrosu’nun yanı sıra başka salonlarda da oyunlarını sergilecek. Çevre Tiyatrosu’nda başka toplulukları da konuk edecekler. Salonda konserler de  sürecek. Topluluğun ilk dönem oyunlarını kısaca tanıtıyoruz.

BİR İNFAZIN PORTRESİ

16.yy.’da, İnebahtı Savaşı sonrası Venedik’te geçen oyun, ülkenin en önde gelen ressamı Galactia’ya, devletin, kazanılan zaferi ölümsüzleştirmek için bir tablo sipariş etmesiyle başlar. Galactia’nın gerek kadın olması, gerek yakın çevresi ve ülke koşulları, ressamın üzerinde ağır bir baskı oluşturur. Galactia için asıl zor olan ise savaşın bir kazananı olduğuna inanmamasına rağmen bir zafer tablosu çizmek zorunda kalmasıdır. Ressamla Venedik Cumhuriyeti arasındaki bu mücadelenin sonucu da en az savaşın kendisi kadar ağır olacaktır.

 

579758_503547666363554_2013690259_n
Yazan: Howard Barker, Çeviren: Ani Haddeler – Yavuz Pekman, Yöneten: Zeynep Su Kasapoğlu, Yönetmen yardımcısı: Ani Haddeler PekmaMüzik: Alper MaralDramaturji: Yavuz Pekman, Işık ve Dekor tasarımı: Cem Yılmazer Kostüm tasarımı: Hande Tomris Kuzu , Kostüm asistanı: Deniz Çağrı Bilgili , Dramaturji asistanı: Bilgesu Kasapoğlu, Sahne Asistanı: Selen Şenay,
Oyuncular : Sibel Altan, Hakan Atalay, Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı, Merve Dağlı, Merve Dizdar, Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe, Yavuz Pekman, Volkan Sarıöz, Serkan Tınmaz, Elif Ürse, Sabahattin Yakut,

Tiyatro gerçekten daha gerçektir, demiş yazar. Gerçek diye bildiğimiz her şeyin maskesini düşürür, gerçek diye gördüğümüz şeylerin arkasındaki asıl gerçeği gösterir çünkü. Tiyatro ezbere bir gerçeği tekrarlamaz, gizlenmiş bir gerçeği açık eder; gerçeğin yalana, yalanın gerçeğe dönüştüğü bir sırlar dünyasıdır, gizi kalmamış bir dünya özlemidir tiyatro. Düşünün bir kez, gerçek diye bir şey var mı? Tarih ne kadar gerçek mesela? Sadece savaşlardan, anlaşmalardan, önemli olaylardan oluşan bir hikaye mi? Yoksa kimi ideolojilerin kendini gerçekleştirmek için kurguladıkları bir resmi değerler manzumesi mi? Nesil yaratan bir masal mı? Düzeni yeniden üretmek için her yerinden çekiştirilmiş, kimi kez saklanmış, kimi kez oluşturulmuş bir geçmiş algısı mı? Ya biz neresindeyiz bu tarihin? İnsan neresinde? Tarih diye bir gerçek yok, sadece bilgisi var. Savaş ne kadar gerçek mesela? Artık canlı yayında izlediğimiz bir savaş gerçek olabilir mi? Kadraja sığdığı kadarı mı gerçek? Ya kadrajın dışındakiler; akan kan, ölen çocuklar, yok olan aileler, onlar neresindeler bu gerçeğin? Yoksa sadece güç, iktidar, mal, para gerçek de gerisi yalan mı? Acı, öfke, isyan, gözyaşı; hangisi gerçek artık bu duyguların? Savaş gerçekse eğer, insan bunun neresinde? Savaş diye bir gerçek yok, sadece sonucu var. Sanat ne kadar gerçek mesela? Yaşamın gerçeği mi, piyasanın gerçeği mi sanatta asıl amaç? Hangi aşk, hangi nefret, hangi özlem gerçek söylenen şarkılarda? Gerçeğin çıplaklığını örtmek için kurulmuş bir imgeler dünyası mı yoksa izlenen filmler? Çıplak gerçek karşısında isyan eder çünkü her akıl sahibi insan. Bu isyanı bastırmak için üretilmiş bir emniyet vanası mı acaba sanat? Ne denli gerçekçi olursa olsun, sanatçının ezberlediği bir yorumdan ibaret belki de sanat? Ya insan, insan sanatın neresinde? Sanat diye bir gerçek yok, sadece kurgusu var. O zaman insan, insan ne kadar gerçek mesela? Hangimiz gerçeğiz aslında? Evde, okulda, işte, hayatın her döneminde, düzen için üretilmiş birer robot olabilir miyiz acaba? Kurallar, kutsal ve dokunulmaz değerler, ideolojiler tarafından şekillendirilmiş birer kukla mıyız yoksa? Ya kendi hayatımız? Biz biz miyiz, yoksa olmak istediğimiz kişi miyiz? Biz biz miyiz, yoksa bizden olmamız istenen kişi miyiz? Gerçeğin yerine geçmiş bir simülasyon muyuz yoksa? Amaç için insanlığımızdan bu kadar kolay vazgeçebilir miyiz? İnsan bizsek eğer, insan bunun neresinde? İnsan diye bir gerçek yok, sadece algısı var. Bir kez düşünün gerçek diye bir şey var mı? Dilerseniz gelin birlikte düşünelim

METOT

Bir şirketin toplantı odası; iş görüşmesine gelen dört kişi, tüm hünerlerini ortaya koyup işi kapmak için gizem dolu çeşitli sınavlardan geçecekler. İspanyol Jordi Galceran’ın 2003 yılında kaleme aldığı ve günümüz iş dünyasının acımasız yönlerini ortaya koyduğu bu oyun, yazarına dünya çapında bir ün getirdi.

metod
Yazar – Jordi Galceran, Çeviren – Zerrin Yanıkkaya, Yönetmen – Serkan Keskin, Yönetmen Yardımcısı – ZeynepSu Kasapoglu,
Ses Tasarımı, – Alper Maral, Işık ve Dekor Tasarımı, – Cem Yılmazer, Kostüm – Aslı Ersüzer
Oyunucular, – Sarp Aydınoğlu, Sezin Bozacı, Serkan Keskin, Mustafa Kırantepe,

Hayatta Kalmak İçin Metot 

“Bütün dünya bir sahnedir” demiş yazar. Hepimizin oyuncusu olduğu uçsuz bucaksız bir sahne! Kuralları başkalarınca belirlenen, sözleri başkalarınca yazılan, kurgusu başkalarınca tasarlanan bir büyük oyunun sahnelendiği doğal şano. Hayatta kalmanın tek yolu bu oyunda oynamak, hem de başarıyla. En iyi oyuncunun, en başarılı olduğu bir yaşam bu; yalanın gerçekle, gerçeğin oyunla, kurgunun hakikatle, hakikatin sanalla yer değiştirdiği bir hayali düzen, bir imajlar gezegeni. Giysinin kostüm, evlerin dekor, yüzlerin maske, bedenlerin kuklaya dönüştüğü; sözlerin ezberlendiği, davranışların makineleştiği, düşüncelerin otomatikleştiği, her gün yeniden ve yeniden başlayan bir oyun alanı. Dünya! “İnsan oynayan bir hayvandır” demiş yazar. Kendi doğasından hızla uzaklaşıp, başka bir benliği üzerine giyen, hep başka biri olmak için yaşayan bir canlı! Çocukluğunda; evde, sokakta, okulda büyük oyunun provasını yapan bir oyuncu adayı, gençliğinde; pek yakında sahneye çıkacağının farkındalığıyla gerginleşen, beğenilme kaygısıyla asabileşen bir bünye, büyüklüğünde profesyonel oyunculuğun kurallarına uyan, kurallarla uzlaşan, giderek sahnede memurlaşan maaşlı bir aktör. Her gün değişen düzene ayak uydurmaya çalışırken, her gün başka bir karakter olurken, kendi karakterinin aşındığını, belki de kendi karakterinin hiç var olmadığını fark etmeyen bir varlık. Kendisine sunulan rolü en iyi biçimde oynamak için çırpınan, sürekli uyum sağlayan, değişen, yüzleşmeden yüzsüzleşen, egosu tavanda bir oyuncu. İnsan! “İnsan neyle hayatta kalır?” diye sormuş yazar. Elbette oynayarak. Başarının, paranın, mutluluğunun, hayatta kalmanın yolunun en iyi oyuncu olmaktan geçtiğini bilerek. Kendisine sunulan düzenin, büyük oyunun kurallarına uyarak, metodu harfi harfine uygulayarak! Oynayarak, hep oynayarak! Gelin birlikte oynayalım.

 

RESM-İ GEÇİT

“Masum olmak, habersiz olmak iki küçük kardeşi şiddetten korumayacaktır…”

Resm-i Geçit; dört duvar arasında sıkışıp kalmış iki kardeşin dışarıdaki yaşamın gerçekliğinden uzakta sürdürdükleri hayatlarının birdenbire nasıl değiştiğini çarpıcı bir dille anlatıyor. Hayat onlar için bir oda, bir pencere ve pencereden gördükleri meydandan ibarettir. Aris kağıttan gemilerle savaşçılık oynarken, ablası Zoi tüm dikkatini örgüsüne vermektedir. Söylemekten bile çekindikleri hayalleriyle yaşarlar. Ancak bir odanın içinde kilitli kalmak onları bu dış yaşamdan uzak tutamayacak, masumların tarafında olmak bir bedel ödememelerini engelleyemeyecektir! Bir resmi geçit duyumuyla heyecanlanan Aris ve Zoi uzun zamandır yapmadıkları bir şeyi yaparlar; birbirlerine içlerini, hayallerini açarlar… Ülkede hüküm süren baskı rejimi, hiçbir şeyden haberdar olmayan iki kardeşi, küçücük bir pencereden, gözlerinden yakalar. Yaşam normal bir şekilde devam ediyormuş gibi görünürken, insanlar insanları öldürür ve önü alınamayan şiddet büyür büyür büyür…” Çağdaş Yunan Tiyatrosu’nun en önemli kadın temsilcilerinden biri olan Loula Anagnostaki; oyunlarında Alman istilasından sonra ülkede baş gösteren iç savaş, ardından gelen komünizm düşmanlığı, yedi yıllık cunta dönemi, erkek egemenliği, burjuva sınıfının eleştirisi, aile savaşları, kaçak göç gibi sorunları temel aldı. “Resm-i Geçit” 1969 yılında Paris’te Antoine Vitez yönetiminde sahnelendi. Loula Anagnostaki, diğer oyunlarında olduğu gibi Resm-i Geçit’te de insan var oluşunun gizemini incelemekte, çağdaş insanın yaşadığı iletişim eksikliğinin, hayal kırıklığının ve altında ezildiği ağır baskının altını çizmektedir.

 

resmi geçit
Yazan: Loula Anagnostaki, Çeviri: Nükhet İzet, Yönetmen: Serkan Keskin, Yönetmen, Asistanı: Gülin Kılıçay, Dekor ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer, Kostüm Tasarımı: Aslı Ataseven
Oyuncular: Nadir Sarıbacak, Sezin Bozacı,

Baskı, dünyanın her yerinde ve her döneminde var olmuş, yaşamın güzelliğini yok eden, insanlarının güvenini, özgürlüğünü zedeleyen bir unsur olmuştur. “Resm-i Geçit’’ herhangi bir dine, ırka, mekana ve zamana ait olmayan bir hikayeyi anlatır. Baskı tüm toplumların hayatını etkileyen, yaşam kalitesini düşüren ve akla gelmeyecek çirkinlikler yaratan bir unsur olarak hala hayatımızda…

TİTUS ANDRONICUS

Şiddet, dünya var olduğundan beri bir şekilde kendini var etmiş, gücünü insandan ve nedensizlikten alan bir kavram. Sebebini anlamadan büyüyen ve sonu gelmeyen… Shakespeare’in bundan beş yüzyıl önce yazdığı bu oyun metni, Roma Hükümdarlığı üzerinden tüm devletlerin kendi çıkarları için neler yapabildiklerinin; bir yandan gerçekçi, bir yandan da sürreel bir göstergesi. Roma Uygarlığı, dünya tarihinin en şiddetli ve vahşi dönemlerinden biridir. Shakespeare, buradan yola çıkarak, imparatorluk ve intikam için başlayan şiddetin bulaşıcı olduğundan bahsediyor. Oyunun başından sonuna kadar onlarca karakter ölüyor ve bu sanki yemek yemek kadar doğal bir eylemmiş gibi gerçekleştiriliyor. Kana kan, intikam!

TitusAndronicus4
William Shakespeare’in, Titus Andronicus’undan ‘’Beş Perdelik Manzum Maganda Faciası’’ olarak uyarlayan: Sinan Fişek,
Yöneten: Işıl Kasapoğlu, Müzik: Alper Maral, Dekor ve Işık Tasarım: Cem Yılmazer, Kostüm Tasarım: Tomris Kuzu
Yönetmen Asistanları: Tansu Biçer, Gülin Kılıçay, Oyuncular:, Saturninus: Asil Büyüközçelik, Bassanyus: Mustafa Kırantepe, Titus Andronicus: Serkan Keskin, Marcus Andronicus: Nadir Sarıbacak, Lucius: Sabahattin Yakut, Quintus: Serkan Tınmaz, Martius: Hakan Atalay, Mutius: Uğur Senkeri, Genç Lucius: Merve Dizdar, Publius: Hakan Atalay, Emilius: Mustafa Kırantepe
Alarbus: Mehmet Şeker, Demetrius: Fatih Dönmez, Kiron: Volkan Sarıöz, Aron: Sarp Aydınoğlu, Tamara: Sezin Bozacı
Lavinia: Şebnem Hassanisoughi, Köylü: Mustafa Kırantepe, Bir dadı: Merve Dağlı,

Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, Semaver Kumpanya oyuncularının yer aldığı oyunda, tüm bu şiddet olaylarına karşı bir de görsel bir yorum sunuluyor. Oyunda yeraltı fikri etkileyici bir buluşla realize ediliyor. Sinan Fişek’in ilginç yorumuyla Türkçe’ye ‘’BEŞ PERDELİK MANZUM MAGANDA FACİASI’’ olarak uyarladığı Wililiam Shakespeare’in Titus Andronicus’u şiddet üzerine yazılmış bir eserdir. Semaver Kumpanya’nın Sİnan Fişek çevirisini sahneleme amacı ise; metni çok daha anlaşılır ve katmanlı olarak ele alışıdır.

SEMAVER KUMPANYA OYUNLARIN VİDEOLARI:

 

SEMAVER KUMPANYA OYUN OYUN PROGRAMI:

 

EKİM 2013

DOĞAL SEÇİLİM YOLU İLE TÜRLERİN KÖKENİ YA DA …..AÇIK SAHNE11.10.2013   – 20:30

Çevre Tiyatrosu



SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ13.10.2013   – 15:00

Çevre Tiyatrosu



SEVDALİ BULUT LEVENT BEŞKARDEŞ23.10.2013   – 13:00 ve 20:30

Çevre Tiyatrosu



METOT
24.10.2013   – 20:00

İkinci Kat Karaköy



METOT
25.10.2013   – 20:30

Çevre Tiyatrosu

 

METOT26.10.2013   – 20:30

Çevre Tiyatrosu

 

ADRES VE TELEFONLAR:

ÇEVRE TIYATROSU KOCA MUSTAFA PAŞA / İSTANBUL

GIŞE TEL: 0212 – 585 59 35FAKS: 0212 – 589 57 59

INFO@SEMAVERKUMPANYA.COM

Taksim’den; 35C otobüsleriyle veya meydan çiçekçilerinin yanından kalkan sarı dolmuşlarla.

Eminönün’nden; 35 numaralı otobüslerle ulaşabilirsiniz.

 

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.