Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen Neil Simon’un ‘Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar’ oyunu, başrol oyuncularının performanslarıyla dikkat çeken keyifli bir müzikal.

Rengin Uz

Şöyle keyifli, umutlu başlayalım dedim yeni tiyatro sezonu yazılarına…Hani nasıl başlarsan öyle gider denir ya…Zaten, ruhumuzu karartacak, bizi umutsuzluğa, karamsarlığa sürükleyecek o kadar çok olumsuz ve üzücü olay yaşıyoruz ki bu ülkede.

Şehir Tiyatrosu’nun yeni sezon oyunlarından Neil Simon’un yazıp, Yeşim Gökçe’nin dilimize çevirdiği, Ersin Umulu’nun sahneye koyduğu ‘Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar’ müzikali bir aşk ve müzik masalı. Bana iyi geldi. Çağdaş Amerikan tiyatrosunun popüler yazarlarından Neil Simon bu oyunu, 1978 ‘de, dostu ünlü besteci Marvin Hamlisch ve şarkı sözü yazarı Carole Bayer Sager’in yaşadıkları fırtınalı aşktan esinlenerek yazmış. Yaşamı boyunca, Emmy, Grammy, Tony, Oscar ve Pulitzer gibi ödülleri kucaklamayı başarmış ünlü besteci Hamlisch, 2012’de yaşamını yitirmiş. İmkansız aşkın söz yazarı Sager ise hayatta. Benim içinse, Hamlish, unutamadığım filmler listemin başındaki yerini her zaman koruyan, Robert Redford ve Barbra Streisand’lı ‘The Way We Were’ / Bulunduğumuz Yol’ filminin (1973) unutulmaz bestecisi. Sanatçı, bu bestesiyle, En İyi Orijinal Şarkı dalında Altın Küre ödülünün sahibi olmuştu. Pulitzer ödülü ve daha birçok ödülün sahibi 90 yaşındaki Simon’un oyunları, Broadway’de ve dünyanın birçok yerinde sahnelendi ve beğeni kazandı. Bizde en çok, çocukluğundan başlayarak kendi yaşamını anlattığı, İlk Gençliğim, Askerliğim, Ver Elini Broadway ile Çıplak Ayak ve Müziksiz Evin Konukları, oyunlarıyla tanınıyor.

Neil Simon bu oyunu, 1978 ‘de, dostu ünlü besteci Marvin Hamlisch ve şarkı sözü yazarı Carole Bayer Sager’in yaşadıkları fırtınalı aşktan esinlenerek yazmış.

‘Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar’ oyununda, ünlü besteci Vernon Gersch ve onun bir deha olduğunu düşünen söz yazarı Sonia Walsk albüm hazırlamak için bir araya gelirler. Gramy ödüllü, yüksek egolu, takıntılı, kendini beğenmiş besteci ve yoksul mahalleden gelen, işine tutkuyla bağlı, sevgilisinden ve sigaradan yeni ayrılmış, ikinci el sahne kostümleriyle dolaşan delidolu genç söz yazarı…Daha yolun başındaki söz yazarıyla, ödüllü besteciyi buluşturan ortak tutkuları olan müziğin dışında pek benzerlikleri olduğu söylenemez. İkisinin de terapiste ihtiyaç duyan zor insanlar olmaları dışında! Müzik birlikteliği olarak başlayan giderek tatlı tatlı atışarak aşka dönüşen ama kadının yeni ayrıldığı ve bir türlü hayatından çıkartamadığı eski sevgilisi Leon’un varlığı ve bitmeyen ego savaşları nedeniyle sekteye uğrayan bir aşk hikayesidir anlatılan.

İKİ OYUNCU VE İÇ SESLERİ

Neil Simon’un 70’lerde yazdığı müzikal, Arzu Işıtman’ın dramaturgi çalışmasıyla günümüze gelmiş. 50’lerin, 60’ların müzikallerine de göz karpıyor gibi! Ersin Umulu’nun sahneye koyduğu ‘Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar’ın başrollerini iki oyuncu paylaşıyor. Neil Simon kadın ve erkeğin iç seslerini, başka ‘ben’lerini de yazmış. Yönetmen Ersin Umulu da onları antik yunan koroları gibi görevlendirmiş. Böylece sahnede, Vernon ve Sonia’aya eşlik eden, onlarla şarkı söyleyip, dans eden başka Vernon ve Sonia’lar var…Çok renkli ve dinamik olan reji, müzikalin rahat izlenmesini, akıp gitmesini sağlıyor.

Ali Mert Yavuzcan, besteciyi oynuyor. Üç yıl önce Vasıf Öngören’in ‘Zengin Mutfağı’ oyununda çok beğenerek alkışladığım Yavuzcan’ın bu kez müzikal yönünü keşfettim. Her iyi oyuncu müzikalde de başarılı olacak diye bir kural yok. Yani dünyada öyle de bizde yok, çoğu zaman olamıyor! Ali Mert Yavuzcan kendinden emin, çok yumuşak, sanki canlandırdığı adamla hafiften dalgasını geçer gibi bir yaklaşım içinde. Hiç kolay değil, 2 saat 30 dk boyunca devamlı sahnede olmak, şarkı söylemek, dans etmek…Bir an bile tempoyu düşürmeden. Müthiş bir performans seyrettim. Aynı durum, Özge Özder için de geçerli. O da rol arkadaşı gibi dur durak demiyor. O da bir müzikal yıldızı olarak alkışı sonuna dek hak ediyor. İki oyuncuya, diğer benlerinde dansçılar, Evrim Artut, Müge Gülgün, Çağrı Büyüksayar ve Köksal Ünal eşlik ediyor. İyi sesleri var ve yetenekliler. Koreograf Köksal Ünal’a da bir alkış.

Müzik düzenleme, Orçun Tekelioğlu’na ait. Zaten yönetmenle birlikte en ağır yük de onun. Orkestra, Piyano ve klavyeler: Orçun Tekelioğlu, davul Yalçın Gören, bas gitar Emre Türkmen, akustik ve elektrik gitar: Gürkan Karaman. Carole Bayer Sager’in şarkı sözleri türkçeleştirilmiş. Hemen bütün müzikallerde olduğu gibi sözleri anlamak zor! Yine her zaman olduğu gibi önce kendimi zorladım anlamak için sonra bıraktım. Marvin Hamlisch’in muhteşem müziğini dinledim sadece. Müzikalin sahne tasarımı, Eylül Gürcan imzasını taşıyor. Harbiye’nin geniş sahnesi hem avantaj hem dezavantaj bana göre. Orkestra rahatça sahnenin gerisinde yerini alıyor. Yataklar, kanapeler, koltuklar, kocaman klasik araba bile rahatça giriyor çıkıyor. Ancak, Vernon ve Sonia’nın tanışma sahneleri, bir piyano, bir koltuk ve bir sehpayla çok boş bir sahnede geçiyor. Ve ne yazık ki o sahne uzadıkça uzuyor! Artık çok iyi biliyorum, yönetmenler oyunlarına kıyamıyor, atamıyor, kesemiyor. Oysa ne iyi olurdu, o sahneden kesilse! Kostüm tasarımını, Gamze Kuş yapmış. İkinci el giyinen Sonia’yı rüküş gezdirmekte başarılı olmuş. Sonia’nın son sahnede giydiği yakası pullu sarı kazağı ise tanınmış bir giyim firmasının televizyon reklamından hemen hatırladım! Hatta şu sıralar vitrinde! Keşke kullanmasaydı. Koronun rol aldığı sahnelerdeki bir örnek kostümler çok sevimli. Işık tasarımı, onsuz tiyatrolar ne yapardı diye düşündüğüm Kemal Yiğitcan’a ait.

Oyun uzun. 2 saat 30 dakika sürüyor. Sıkıldım mı? Sadece ilk bölümde. Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar, keyifle izlenen- belli ki önümüzdeki yıllarda da sahnelenmeye devam edecek- seyircinin yüzünde gülücükler açarak salonu terk ettiği bir oyun…Artık bizim de bir Broadway müzikalimiz var!

Rengin Uz

www.dirensanat.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here