‘Milyon Dolarlık Afiş’ Belgesel Filminin Yönetmeni Fatih Yürür ile konuştuk / Özel Röportaj

0

                                          Gençliğimizde internet olmadan önce… Evden caddeye çıkar, kitapçıları, kasetçileri, vitrinleri gezer, Sinema salonlarının önünde durur;  şöyle bir neler var diye bakardık  film afişlerine…  Gider gelir hep o afiş gözlerimizin önünde canlanırdı. İster istemez aklımızda filmin nasıl bir film olacağı ile ilgili senaryolar kurardık. Bir süre sonra bakardık ki filmden ziyade filmin afişi belleğimize yerleşmiş. Ne yazık ki ülkemizin ciddi bir sorunu ile karşı karşıyayız. Zira ne bir sinema arşivi müzesi, ne tiyatro eserleri kostümleri müzesi ne de opera afişleri ve kostümleri müzemiz var.  Bu çok büyük bir eksiklik. Örneğin her yıl tiyatro salonlarında muazzam kostümler tasarlanıyor. Bunların gösterimleri bittikten sonra kayboluyor. 

Bizde Milyon Dolarlık Afiş Filminin yönetmeni fatih Yürür ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Sinemamızda da öyle her yıl 50-100 kadar film vizyona girse de maalesef bir sinema arşivlerinin sergileneceği bir sergi salonumuz yok. Çoğu kişisel meraklıların arşivledikleri ile sınırlı. Bu bakımdan yönetmen Fatih Yürür’ün çekitiği ‘Milyon Dolarlık Afiş’ belgeselini anlamlı buluyorum. Ne azından kaybettiğimiz belgelerin önemine dikkat çekiyor. Sinema afişlerinin koleksiyonerlerinin de konuştuğu belgeselin çekimlerine 2018 yılında başlanmış. Ülkemizin çeşitli yerlerinde saklanan afişlerin izini sürmüşler. Kıymetli afiş tasarımcılarından; İbrahim Enez, Erol Ağakay, Şahin Karakoç, Ömer Muz gibi isimlerden sinemaseverlere yönetmenlere ve yapımcılara yer veriyor. Belgesel filmin birde dikkat çeken sorusu var; “ En pahalı afiş hangisi?”  tabiki bu afişlerin yaratılma ve saklanılma süreci de kahramanları tarafından anlatılıyor.

 

Bir filmin afişine sahip olmak demek, bir noktada filmin kendisine sahip olmak anlamına gelmez mi zaten?

 

 Fragmanların, televizyon reklamlarının, internetin olmadığı ve yapımlara dair herkesin bu kadar farklı tonlarda fikirler beyan etmediği yıllarda, beğenilerimiz üzerindeki en etkili güç film afişleriydi. Filmden önce tasarlanan ve yapımcılar için ilk fikri verecek olan afişler… Coğrafi bölgelere ve kültürlere göre farklı farklı tasarlanan afişler. Çocukları etkileyen afişler… Büyükleri etkileyen afişler…

     Bir filmin afişine sahip olmak demek, bir noktada filmin kendisine sahip olmak anlamına gelmez mi zaten? Film dokunulabilir bir forma bürünür. Kimliğimizin bir parçası haline gelir. Odamıza astığımız her afişle birlikte, insanların bizleri nasıl görmek istediklerini tasarlamış oluruz.

“Yeşilçam’ın harikalar diyarına samimi bir yolculuk.”

     “Milyon Dolarlık Afiş” belgeseli, yönetmen Fatih Yürür ve yapımcı Hakan Tunga Kalkan’ın çıkmış olduğu bir bellek yolculuğu aslında. Sinemanın o en ihtişamlı günlerine duyulan özlemi, salonlara sinen o ruhu aramalarının hikâyesi. Ülke sınırlarında satılmış olan en pahalı afişi peşinden gitmek bahanesiyle, kendilerini bir anda derin bir kültürün kalbinde buldukları, Yeşilçam’ın harikalar diyarına samimi bir yolculuk.

      Aslında “kayıp” olmanın daha da ötesinde “dağınık” olan bir ülke sinemasının, etrafa yayılan münferit parçaları arasında keyifli bir gezinti. Nostalji yasına tamamen kapılıp gitmeden ama aktüel olanın rahatsız edici dinamiklerini de esgeçmeden, sinema sevgisi üzerine okunan bir şarkı… Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman da kendisinden beklenmeyecek kadar neşeli.

     Yaklaşık 2 senelik bir çabanın ürünü olan ve her adımında gerilla ruhunu korumayı hedefleyen “Milyon Dolarlık Afiş” belgeseli; toplayıcısından, koleksiyonerine; satıcısından, illüstratörüne; sinefilinden, yönetmenine kadar son derece kalabalık bir kadronun, afişler ile olan derin bağına eğilirken, geçmişin aslında sanıldığı kadar karanlık olmayan koridorlarına da ışık tutmayı hedefliyor.

 

     Belgeselin, özellikle de pandemi döneminde sinema salonlarının kapanmasının ardından, sinema film izleme alışkanlığını özleyen herkesi, çok daha eski ve daha ihtişamlı dönemlere götürebilecek güce sahip olduğuna inanıyoruz. Tek bir görsel tasarımın hemen hemen her türden reklamın önüne geçtiği bir dönem olmanın ötesinde, sinemanın altın çağına tanıklık etmiş olan isimlerin, o bildiğimiz ama jenerasyon olarak asla tadamadığımız coşkuyu dillendirme açısından da yolculuğun değerli olduğunu düşünüyoruz.

Sinema Öldü mü?

     Açıkçası “Sinema Öldü mü?” sorusu, uzun yıllardır sinema sevdalılarının büyük bir tedirginlikle kendilerine tekrarladıkları bir soruydu. Bizler, bu sürecin bir çeşit “form değiştirme” ya da “yeni ve belki de çok daha cesur stiller yaratma” aşamasının ilk adımı olarak değerlendirmek istiyoruz. Fakat her neye evrilecek olursa olsun, hem kültürel anlamda hem de konsept bağlamında bazı şeyleri geride bıraktığımız da bir gerçek. Bu sebeple “Milyon Dolarlık Afiş”i, koruyamadığımız, arşivleyemediğimiz ya da kolektif hafızalarda muhafaza edemediğimiz her şeye, layık olduğu şekilde veda etme biçimi olarak değerlendirmeyi uygun buluyoruz.

nbsp;

    Bütün o güzelliklere son bir defa bakmanın ötesinde, dönüp bakmak isteyen herkes için bir çeşit vitrin olmasını hedefliyoruz.

PAYLAŞIM
Önceki İçerik13. Aşk Festivali’nin Teması ‘Harekete Geç’
Sonraki İçerik5. Yaşını Polisiye Festivaliyle Kutluyor!
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan