Sanat kavramı öyle bir kavram ki, onun tanımları hakkında bilgisi olmayan herkesin, onun hakkında  bir fikri var! Nikolay Hartman’ın ‘Sanat Ontolojisi’, Georg Lucas’ın ‘Estetik’i, Kagan, Adorno gibi düşünürlerin, Berna Moran, Aziz Çalışlar, İsmail Tunalı, Orhan Hancerlioğlu’nun çalışmaları onları ilgilendirmiyor! John Dewey, Joseph Beuys da!.. Daha köklü bir çalışma için, tarihsel gelişme içerisinde, Aristo’dan günümüze düşünceler incelenmeli ve deneyimleri paylaşılmalı.

Kadercilik ve Sanat

Tamer Levent Mail:info@dirensanat.com

Elbette önce buna ihtiyaç duymak sonra da bu ihtiyaç nedeni ile, araştırmalara girmek lazım. Ama birisi,  konuyu bildiğini varsayıyor ve doğru bilgi ile düşünmeye ihtiyaç  duymadan,  kendi varsaydığı bilgi ile idare etmeyi tercih ediyorsa, kısıtlı bir yaratıcılığı da tercih etmiş oluyor. Bu durumda yeni düşünceler geliştirmek çok zorlaşır,  ancak kelime cambazlığı zekası ile sonu gelmez kayıkçı kavgası yaparsınız. Ana konu unutulur, çözüm hiç bir zaman bulunmaz. Tartışmalar kişiselleşir. Sanat kavramı böyle bir kavram! Ne olduğunu anlayıp yaşamında uygulayamayan insanların “yaşam damarlarından biri kopuktur!” Ama sorsanız, “sanat ne demektir?” diye bu eksikliğin ne olduğunu tarif edemeden, kim bilir ne çok şey söyler insan sanat hakkında. Bu, ortaklaşa bir doğrunun değil, yanlışın kültür olmuş halidir. Kavramın yüzeysel anlaşılması, aydınlık ve yaratıcı  düşünceler üretilmesini engeller. Bencilliği ve kıskançlığı geliştirir, çözüm üretmemeyi yüceltir. Var olanı tüketirken, yapılanların benzerleri, taklitleri, tekrarların tekrarı tekrarlanır. Ama  hiç bir gelecek oluşturmuyor olmanın endişesi duyulmaz. O zaman da kimse, kimseye sanat kavramından ne anladığını sormaz. Herkes anlıyormuş gibi davranmanın öz güveni ile, ne kadar iyi anlaştığının mutluluğunu yaşar gider. Ancak, kavramı anlamadan  o kavramın nimetlerinden yararlanmak mümkün değildir. Tıpkı sanat kavramını anlamadan, ondan yaşamda nasıl yararlanacağımızı bilmemek gibi.

Kavramın taşıdığı değerleri anlayarak düşünmek buradan yeni düşünceler üretmek, sonra onları pratiğe dökmek mümkün değildir. Çünkü kavramı anlamadan, o kavramın tanımlarında bulunan  düşünceleri eleştirmeden, analitik düşünme biçimi oluşturulamaz. Kişi, analitik ve yaratıcı düşünceler çarpıştıramaz. Hisleri ile yaratıcı olacağını hayal eder, o zaman da yaratıcılık eksik kalır. Düşünme biçimi oluşamaz. Korteksi uyaramaz. Kendini tanımaz, ben merkezciliği aşıp, farkındalığı geliştiremez! Düşünme biçimi yeterli olmayınca, yaratıcılık, beceri, estetik felsefe süreci eksik kalır. Ortaya çıkan ürün de bununla  orantılı olarak, şaşırtıcı bir  yetkinliğe ulaşamaz…

 

KENDİNİ KEŞFETME SÜRECİ

16. yy’da Avrupa’da Rönesans  ile birlikte  yapılan sanat tanımı bütün yaşamı kapsıyordu. Bu tanımlar  ile önü açılan yaratıcı düşünce hızla gelişme göstermişti. Bu nedenle,1605 yılında, Bern’de, ilk kez yaratıcı çalışmaların, telif hakkı olması anlaşması, ihtiyaç üzerine, kurumsallaştı. Bu demektir ki, sanatsal yaratıcılık, kiliseye rağmen, yaşamsal bir ihtiyaç olarak kabul edildi. Özendirici ve koruyucu yasalar da bunu tescil etmiş oldu. Oysa, telif hakları, doğu toplumlarında hâlâ tam anlamı ile işlerlik kazanmış değil. Telif hakları, sadece bitmiş eseri değil, onun yaratılma sürecinin de korunmasını sağlar. Zaten sanat bu sürecin adıdır. Bitmiş eser, beceri ile  sanat  buluşması olmalıdır. Başka ürünlerde aranan işe yararlılık onda da aranmalıdır. Bizim bir eseri beğenmemiz-yada beğenmememiz onun sanat sürecinden kaynaklanır. Eserin, sanat süreci incelikle düşünülerek yaratılmışsa, başarılı olma şansı artar.

Rönesans’ı yaşayan toplumlar, bilimde, edebiyatta, müzikte, fikir ürettiği için, fikri mülkiyet hakkına sahiptir. Bu bir makina da olabilir, bir yazı, bir beste de, bir yazılım da!.. Patent hakkı ile fikri mülkiyet hakkı ve telif hakkı birbirinden disiplin olarak çok farklı kavramlar değildir. Ortak nokta; sanatsal yaratıcılığın süreç, bu sürecin sonucunda ortaya çıkan ürünün de eser olması sürecidir. Tabii ki rastlantılar, bu sürecin oluşumunda yaratıcılıklara dürtü gönderebilir. Ama esas olan bu faaliyeti gösteren beynin bir noktaya odaklanması ve ulaşılacak durumu tasarlamasıdır. O zaman ilgisiz olaylardan dürtü (impuls) alabilir. Bunu sezgi zannedebilir. Oysa insan beyninin faaliyetidir. Teori ile pratiği birleştirme aklıdır. Bu tasarlama süreci, sanat sürecidir. Bu süreci en ince ayrıntılarıyla beceriyle buluşturmak sanattır. Yani düşüncenin ürüne dönüşmesi, becerinin sanatsal donanımla buluşmasıdır.

Sanatsal donanımı bireysel gelişmişlik, deneyim, etik, estetik ve adalet kavramları ile buluşmuşluk olarak anlayabiliriz. Yani bu kavramlar ile özdeş bir yaşam sürdürebilen, özlemleri olan, kendini eleştirip, farkındalığını geliştirerek kendini de  geliştirebilen insan, sanatsal düşünüyor demektir. Bu tutumun toplumsal yaşama yansıması da, yaşamın sanatsallaşması kültürüdür. Bu kültür ne kadar güçlü bir şekilde gelişir ve ortak akıl haline gelirse, toplumun kendi kendini yönetebilen insanlardan oluşması da o kadar gelişir ve kültürleşir.

Bu yazı ile sizlere ‘negatif bir fotoğraf’ göndererek, yazılı da olsa bir ortak uygulama yapmayı öneriyorum. Bu güne kadar sadece his ve duygu olarak tanımladığımız, duyuların hepsinin bir organı var. Bunun his değil, beyinin faaliyeti olduğunu göreceksiniz. O zaman, çağımıza uygun bir sanat anlayışını benimsemek için kolları sıvamalı, diyorum ben! Bilginin olmadığı yerde, fikir üretmek, akıl vermek yerine kendimizi keşfetme sanatını geliştirelim. O zaman size ince algı yönetimi yapıldığını da fark edeceksiniz. SANATAEVET’in yaşama biçimi olması gerektiğini ve bunun nasıl gerçekleşeceğini düşünecek ve farkına varıp kendinizi geliştirecek, yaratıcı düşünceler geliştireceksiniz. Mesleğinizi severek yapacaksınız. Yeni düşünceler geliştirdiğinizde, size bunları uygulama fırsatı da verilecektir. Sürekli insana ve onun mutluluğuna hizmet etmeye de SANATAEVET diyoruz biz! Bu özelliği ile de yaşadığımız yüzyılın anlayışı olacak. Fotoğraf ile bir atölye çalışması yapacağız. Bu şaşırtıcı uygulama, hepimizde aynı şekilde gerçekleşiyorsa, demek ki beyinlerimiz organik olarak birbirine çok benziyor. Yeter ki onu keşfedelim.

Tamer Levent

www.dirensanat.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.