Melek Baykal-Suna Keskin-Sabit Doğan
Melek Baykal: Komedi zor iştir, zeka işidir. Komediyi iyi anlamak gerekiyor. Komik olmak için komedi yapılmamalı…
Suna Keskin:Belirli bir kalitenin yakalanmasından, bir düzeyin tutturulmasından yanayım. Onun için belden aşağı vurarak komedi yapmayı kabul etmiyorum. 

Geçen tiyatro mevsiminde seyirci karşısına çıkan ‘Ahududu’ farklı kuşaklardan seyircinin ilgisini çekti. Nedim Saban’ın uyarlamasını yaptığı ve yönetmenliğini üstlendiği oyun, tiyatromuzun iki usta oyuncusunun da biraraya getiriyor. Suna Keskin ve Melek Baykal, sahnede yılların deneyimini ortaya koyarak seyirciyi bambaşka bir dünyaya taşımayı başarıyor.
Genç bir kadro ile sahnede uyum içinde usta işi bir komedi oyunculuğunun yanı sıra ‘tiyatro’ atmosferi yaratmayı da başarıyorlar. Suna Keskin ve Melek Baykal ile ‘Ahududu’ serüvenini konuşurken, tiyatro, komedi, oyunculuk dolaylarından da söz açtık…
Sabit Doğan
mail:info@dirensanat.com

Sabit Doğan: Söyleşimize, başlangıçtaki duygularınızı sorarak başlamak istiyorum.

 

Suna Keskin: Bu rolü kabul ettiğim anda çok ürktüğümü söyleyebilirim. Seyircinin tepki göstermesinden ürktüm. Bu tip sorunları daha önceden yaşadık. Bundan 20 yıl önce Suna Pekuysal ve Ani İpekkaya bizim rollerimizi üstlenmişlerdi. Onları seyrettiğimde çok etkilenmiştim. Şimdi oynadığım zaman daha bir sahip çıktım, oyunu daha çok sevdim. İki kadının cinayetler işlemesini seyirci nasıl karşılar acaba, diye düşündüm, bizi eleştiri yağmuruna tutabilirlerdi. Fakat tam tersi oldu, beğenildi ve endişelerim kayboldu. İlk provalarda Nedim Saban’a da söyledim birkaç kez, tehlikeli bir iş yapıyoruz, diye. İlk temsillerde bir seyirci bana gelip “o kadar tatlı oynuyorsunuz ki sahneye çıkıp maktul olasım geliyor” dedi. Demek oluyor ki oyunu seyredilebilir hale getirdik. Çok emek verdik ama.

Melek Baykal: Ben her oyuna hazırlanırken canlandırdığım karakteri düşünür, tanımaya çalışırım. Onu tanıyıp, nasıl biri olduğunu algıladıktan sonra çalışmaya başlıyorum. Sahnede izlediğimiz iki kadın, son derece sempatik, yaptıkları işi bir katil gibi yapmıyorlar. O yalnız insanları kurtardıklarına, onları huzura kavuşturduklarına inanıyorlar. Ve diyorlar ki “ bunlar zavallı yalnızlar bu dünyada” yalnızlık çekiyorlar biz onları cennet-ül âlâya gönderelim, orada huzur bulsunlar.” O kadar sevimli ve inanarak yaptıkları için bu seyirciye geçiyor. Asla, yanlış anlaşılır mıyız, diye düşünmedim. Seyirci ile iletişimimizin çok iyi gideceğine inanmıştım. Hakikaten de öyle oldu.

Sabit Doğan: Gerçekten, benim de izlediğim kadarıyla, seyirci ile çok iyi bir diyalog kuruluyor oyunda… Son yıllarda komedi oyunculuğunun “sululaştırma” diyebileceğimiz “dozunu ayarlayamama” gibi bir durum yaşanıyor. Ayrıca televizyonlardaki kimi programlarda “komedi” olarak sunulanlar ne derecede bu tanıma uygun? Sizler, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Suna Keskin:  Benim tiyatroda hiç hazmedemediğim bu durum,

giderek de yaygınlaşıyor. Küfür etmeden de abuk

sabuk konuşmadan da pekâlâ güzel komedi yapabilirsiniz.

Hadi Çaman, bana bir temsil sonrası

“Sunacığım o kadar ciddi oynuyorsunuz ki insanlar daha çok gülüyor” demişti.

Hangi oyunu oynarsanız oynayın, ne oynarsanız oynayın

ben her zaman belirli bir kalitenin yakalanmasından,

bir düzeyin tutturulmasından yanayım.

Onun için belden aşağı vurarak komedi yapmayı kabul etmiyorum.

Televizyon programlarında birçok oyuncu oynarken kendileri de gülüyorlar,

seyirci de onlar güldüğü için gülüyor.

“Komedi zor iştir, bir zeka işidir.

Komediyi iyi anlamak gerekiyor.

Komik olmak için komedi yapılmamalı…”

Melek Baykal: Komedi zor iştir, bir zeka işidir. Komediyi iyi anlamak gerekiyor. Komik olmak için komedi yapılmamalı… Ortada bir metin var ve zaten komik yazılmış. Siz de sahnede o komik metnin altını dolduruyor komik yanını ortaya çıkarıyorsunuz. Zaten komik yazılıyor. Aynı zamanda sahne de de bir oyun yazılıyor. Onun altını doldurmak gerekiyor. Onun altını daha da kalın kalın çizerek komedinin cılkını çıkarmamak gerek. Ne kadar ciddiye alıp oynarsak komiği de o kadar ortaya çıkarırız. Zaten komik olan bir şeyi üstüne üstlük birde şaklabanlık yaparak oynarsak işin değeri kalmaz. O nedenle çok ciddiye alınıp oynanması gerekiyor. Ancak o zaman komik  çıkıyor. Bence asıl önemli olan karşınızdaki oyuncuyla çok iyi iletişim içerisinde olunması gerekiyor. Yani diyaloğun katlanarak ama mutlaka birbirini dinleyerek ilerlemesi gerekir. Yoksa kopuk kopuk oynarsanız iletişimsiz komedi olmaz.

Suna Keskin: Aradaki esleri de yakalayarak

Melek Baykal: Esleri yakalamadan olmaz elbette.

Suna Keskin: Ben, tiyatroya 1962 yılında Haldun Dormen Tiyatrosu’nda başladım, o günden bu yana o ustalardan çok şey öğrendim. Hadi Çaman’dan, Metin Serezli’den zamanlama denen şeyin ne kadar önemli olduğunu. O ufak eslerin ne kadar önemli olduğunu, birbirini dinlemenin ne kadar önemli olduğunu. Oynarken karşındakinin rolüne engel olmamayı. Sahnenin de bir takım kuralları vardır. Bu kuralları çiğneyerek oynayamazsınız. Bunlardan vaz geçemeyiz. Ağzımıza geleni söyleyemeyiz. Buna inandım bunca yıllık oyunculuğum boyunca. Şimdiye kadar böyle getirdim böyle de götüreceğim inşallah.

 

Sabit Doğan: Çoğunlukla ‘Ahududu’da olduğu gibi çok genç tiyatrocularla birlikte sahneye çıkıyorsunuz. Bu oyunda da genç bir  oyuncu kadrosu ve her daim genç kalabilmiş bir yönetmen olan Nedim Saban ile çalıştınız. Farklı eğitim süreçlerinden geçmiş gençlerle uyumu nasıl yakalıyorsunuz?

 

Suna Keskin: Onlar yapabileceklerinin en iyisini yapıyorlar. Bizim işimiz daha yoğun ve hepsi ile diyalog kurabiliyoruz. Kıza veya daha uzun bu işin tezgahından geçmişler. Belirli bir eğitime sahipler. O nedenle kendilerine söylenenini çok iyi anlıyor ve uygulayabiliyorlar. Elbette herkesin her yaşta öğreneceği şeyler vardır. Çocuklar hep “hocam”, “hocam” diyorlar ama bazen “ben de sizlerden bazı şeyler öğreniyorum hâlâ” diyorum. Bu hiçbir zaman bitmez ki, her zaman her an bir şey öğrenir insan. Sanat eğitimi dediğimiz şey bu değil mi?

Melek Baykal: Doğru ama Nedim Saban her şeye çok aklı yeten bir yönetmen. Hiçbir zaman son noktayı koymadı, hep ortak noktayı koydu.

Sabit Doğan: Yönetmen, gençlere de her sahnede yeteneklerini gösterebilmeleri için bol bol fırsat vermiş. Aslında gerçek tiyatro çalışması sahnede bir ortaklaşmayı yakalamakla mümkün. Bu seyirciye de yansıyor.

 Suna Keskin: Öyle olmasaydı bu oyun, böyle çıkmazdı. Biz bir şey oynardık onlar başka bir şey oynarlardı. Oyunun hazırlık sürecince o kadar beraberdik ki. Sanki gerçek akrabalarımız gibi oldular. Öyle hissediyoruz.

Sabit Doğan: ‘Ahududu’da sahnede zaman zaman ürperdiğiniz, ürktüğünüz oldu mu? Zehirlemek… cesetleri taşıyıp saklamak… Elbette sahnede oyunculuk ama sizin iç dünyanızda bir etkisi oldu mu?

 Melek Baykal: Niye ürkütsün ki

Suna Keskin: Zaman zaman ürkmek değil de seyircinin tepkisi, işlenen konu sizi hafif tedirgin edebiliyor.

Melek Baykal: Öyle bir şey mümkün değil. Oyun biter karakterler, konular hepsi orada, sahnede kalır.

Suna Keskin: Yoksa biz şimdi iki katil ortalıkta dolaşıyor olurduk.

Sabit Doğan: Sizi rahatsız eden şey seyircinin tepki gösterme endişesi.

Suna Keskin: Evet aynen öyle.

Sabit Doğan: Seyirci de bunu çok iyi anlıyor bence. Bu iki yaşlı kadının masumiyetini çok iyi anlıyorlar. Tiyatrokare ile çalışmak nasıl?

“Ayrıca ‘Ahududu’ benim ilk özel tiyatro tecrübem.”

 Melek Baykal: Ben, tiyatroya sekiz sene ara vermişim. Sekiz sene aradan sonra sahneye çıkmışım. En son Devlet Tiyatrolarında ‘Sokrates’ ile sahneye çıkmıştım. Ayrıca ‘Ahududu’ benim ilk özel tiyatro tecrübem. O nedenle biraz zorlandım. Özel tiyatronun verebileceği bütün olanakları sevgili Nedim Saban bize sağladı. Bundan da son derece mutluyum. Ben özel bir tiyatroda çalışırken sanki Devlet Tiyatrosu’nda çalışıyormuş gibiyim. Yani profesyonel olarak bir Devlet Tiyatrosu oyuncularının sahip olduğu bütün imkânlar bana verildi. Nedim Saban çok müthiş bir prodüksiyon yaptı.

Suna Keskin: Ben 55 senedir hep özel tiyatrolarda çalıştım. Haldun Dormen’de başladım ve tiyatroyu çok iyi bilir ve başarıyla yönetir. Diğer tiyatrolar için aynı şeyleri söylemeyebilirim ama bir örnek vereceğim. Nedim Saban gibi prodüksiyona önem veren Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosudur. Nur içinde yatsın Engin Cezzar’ın da Gülriz Sururi’nin de pırıl pırıl bir tiyatro zekası vardır. Son derece rahat çalıştım onlarla da. Aynı şey altı senedir de Nedim Saban ile çalışıyorum. Hiçbir şeyi eksik etmiyor. Yapmaya gayret ediyor. Çabalıyor ve oyuncusunu rahat ettirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Melek Baykal: Mesela turnelere gidiyoruz. Rahat etmemiz için gereken kısa mesafe veya uzun mesefa olsun ulaşımlarımızı bile son derece konforlu bir şekilde organize ediyor. Gittiğimiz şehirlerde en iyi otel hangisi ise bizim için oraları ayarlıyor ve hepimiz odalarımızda tek kişi olarak kalıyoruz. Hadi oyunu oynadık dinlenmeden dönelim durumu olmuyor. Yani Tiyatro Kare birinci sınıf bir özel tiyatro.

Sabit Doğan: ‘Ahududu nasıl başladı, nasıl bir prova süreci yaşadınız?

Melek Baykal: Nedim Saban’ın yönetmenliği hakkında bir şey demek istiyorum.

Bir ameliyat geçirdiğim için okuma provalarında ben olamadım.

Dramaturji çalışmalarında da bulunamadım.

Doğrudan sahne provalarına başladım.

Provaya ilk geldiğim gün Nedim Saban ile  konuştuğumda

“Eyvah, ne yapacağım” dedim.

Nasıl uçuyordu biliyor musunuz…

İçimden “biz ne yapacağız,

bir çocuk oyunu yapmayı düşünüyor galiba” dedim.

Kaygılandım. Kendi kendime “Melek sen ne yaptın, bu işin içine nasıl girdin?”

dedim belki Suna Keskin ile de paylaştım.

Ve nasıl kaçabilirim diye düşünmeye başladım. Sonra bir baktım sahnede kendisi çok eğleniyor….

Zamanla bu uçuşlar epey bir gitti. Benim kaygılarım epey bir gitti.

Son provalardayız.

O uçan adam uçtu uçtu sonra onları öyle bir özümsedi öyle bir süzgeçten geçirdi ki…

Yani Nedim Saban, yönetmen olarak her şeye

deli gibi başlayıp oyuncusunu alabildiğince serbest bırakıyor.

On on beş gün sonra yapılanları bir süzgeçten geçirip öyle bir hülasasını çıkardı ki…

Ben şaşırdım. Demek ki Nedim Saban’ın sistemi bu.

Çok da iyi bir sistem. Bunu Nedim ile paylaştım mı bilmiyorum.

Ama, son provalarda o kaygılarımın yerini büyük bir mutluluk aldı.

 

Suna Keskin: Nedim Saban’ı çocukluğundan beri tanıyorum. Parklarda çocuk oyunları sergilediği zamanlardan… Beş Kafadarlar tiyatro grubunu kurmuştu. El ilanları dağıtır, bizleri sürekli tiyatrosuna davet ederdi.. Bir gün, ayıp olacak çocuğa gidip görelim oyununu, diye kalktık gittik. Hakikaten de  o kadar inatla Beş Kafadarlar’ı o kadar iyi sürdürdü ki. Bugün buralara kadar gelmesinin nedeni o tiyatro sevdası ve dik duruşundan kaynaklanıyor.

ahududu-tiyatrokare-melekbaykal-sunakeskin
Melek Baykal-Suna Keskin-Ahududu Oyunundan

Melek Baykal: Bana bu oyun için teklif getirdiğinde, “Sen oynarsan oynarım” demiştim. “Zeki Paşa’yı sen oynayacaksın, yoksa ben oynamam” dedim. Önce yapma vs. Dedi ama şimdi ne kadar iyi olduğunu anlıyoruz.

Sabit Doğan: Hangi anlamda iyi oldu sizce? Kendisinin yönettiği oyunda oynaması mı?

Melek Baykal:  Nedim Saban’ın oynaması şu anlamda iyi oldu:

Bir açıdan bakıldığında tiyatro patronu değil mi?

Hiçbir zaman Nedim Saban bize bunu hissettirmedi.

Ben bu tiyatronun patronuyum,

yönetmeniyim diye hiçbir şey hissettirmedi.

Böyle o kadar çok tiyatrocu var ki.

O patronluk edası birkaç oyun çıkartanlarda bile var.

Ben tiyatro patronuyum ya da ben yönetmenim diye.

Tam tersi Nedim o kadar geriye çeker ki kendisini.

Bazen biz dikleniyoruz ona. Hepimizi sever,

hepimizin gönlünü alır tek tek.

Sahne aralarında ufak küçük güzel şeyler söyler.

Suna Keskin: Bir kusuru var ama. Gülüyor ve güldürüyor.

Melek Baykal: En çok da beni güldürüyor. Bana “ben senin suratına bakınca gülüyorum, bana bakma” diyor.

Sabit Doğan: Sizler de duymuşsunuzdur. Oyunun adı telaffuz edildiği günden beri,” çok demode oyun, kaç kez oynandı, herkes biliyor”, dendi. Ama seyirciden ilgi gördü, Anadolu’da bir çok ile turneye çıktı, hâlâ sahneleniyor… Bu tür “demode”lik anlayışına karşı çok iyi bir örnek oldu bu oyun.

Suna Keskin: Size yüzde yüz katılıyorum.

Mesela ben Nedim Saban’a birkaç oyun sundum.

Hale Kuntay’ın çevirisi  ‘Git Gel Moskova’…

Halen aklımda. Çok güzel bir metin.

Hale Kuntay’a bir ödül verilmesini çok isterdim,

ama geç kalındı.

Nedim, o zaman bana “Suna Abla çok demode bir oyun” demişti.

Öyle güzel bir iş çıkar ki, güzel oynanırsa.

Hiçbir oyun demode değil. O konuda size katılıyorum.

Sabit Doğan: Elbette iyi reji, iyi oyuncu şart. Kimi oyunlarda uyarlama oyun ile seyirci arasındaki bağı güçlendiriyor, ‘Ahududu’da olduğu gibi. İki kadının adları Müşfike, Mürşide çok bizden kökleri ‘şefkat’, Çanakkale göndermesi çok iyi, eski konak, yenileme çılgınlığı gibi. Bunlar yabancı olsaydı seyirci bu kadar sıcak bir bağ kuramazdı.

Suna Keskin: Demek seyreden oynayan kadar hassas olabiliyor. Buna da çok memnun oldum. Bir arkadaşım, “Türk toplumu için iki kadının adamları öldürüp öldürüp toprağa gömmesi rahatsızlık yaratır” demişti. Oyunu seyrettikten sonra “Suna bu oyunu pekala çok güzel oynadınız, boşuna telaş ettiniz” dedi. –

Melek Baykal: Bu oyunu kime sorarsanız sorun, bilenleri kastediyorum: Herkes çok sever bu oyunu. Onun için bir tehlike yoktu. “Aa ‘Ahududu mu, ne güzel” vs. gibi tepkiler aldık. Hâlâ sürdürmemiz de bunun kanıtı.

“Tiyatro gerçekten çok klasik bir laf olacak ama er meydanıdır”

 Sabit Doğan: Bir de şöyle düşünelim. Oyunculuk ve reji felaket olsaydı… Kabahat hemen oyunun metnine atılacaktı…

Melek Baykal: Tabi ki tehlikeli olacaktı. Oyuncu olmadan oyuncuyum diyenler her yere bulaşıyorlar. Televizyona, sinemaya da bulaşıyorlar. Ama oralara bulaşsınlar ama tiyatroya bulaşmasınlar. Tiyatro gerçekten çok klasik bir laf olacak ama er meydanıdır. Çünkü tiyatroda oynatamazsın, oynanması gerekir. Ama sinemada oynatırsın. Bu açıdan şu açıdan alırsın, üç numaraları poz dersin… Bir daha oynatırsın ama tiyatroda böyle bir şans yok. Tiyatroda oynamak gerekir. O nedenle tiyatroya bulaşmasın, tiyatroyu tiyatroculara bıraksınlar. Tiyatroya saygı duysunlar.

Suna Keskin:  Televizyon dizilerinde oynayabilirler. Zaten bir süre sonra unutuluyor. Çok kötüleri iki üç bölüm sonra kalkıyor da.

Melek Baykal: Evet oynasınlar, zaten ona hiçbir itirazım yok.

Sabit Doğan: Tiyatro çok farklı bir şey. Ama şunu da söylemeliyiz: Bir zamanlar öyle kötü oyunlar yapıldı ki, hâlâ da sahnelerde rastlıyoruz.

Melek Baykal: Doğru proje, iyi  oyuncu, iyi reji, hatta dekoru kostümü, ışığı ile iyi bir yapım, mutlaka seyirci buluyor. Başka tiyatrolara ne kadar seyirci geliyor gelmiyor bunun bir araştırmasını yapmıyoruz. Bununla da ilgilenmiyoruz ama en sıcak günlerde bile salonumuzu son koltuğa kadar doldurduk, hâlâ seyircimiz var. Bir masa bir sandalye ile oynamıyoruz. Dekorlar kostümler… Seyirci insan elini görüyor oyunda. İzleyici belki de biraz eski tiyatro lezzetini alıyor. Biraz eskiye özlem başladı. Her şeyde olduğu gibi tiyatroda da arıyoruz.

“55 yıllık oyuncuyum ama her sene kendimi yenilerim, tiyatroya yeni başlamış, bir amatör oyuncu gibi. Biraz önce söyledim: “Hocam” dediklerinde “hayır diyorum ben halen daha öğreniyorum” diyorum.”

Sabit Doğan: Suna hanım tiyatroda 55 yılı geride bıraktınız. Bugün yine sahnede geride kalan yıllara baktığınızda neler söylemek istersiniz…

tiyatro-melek-baykal-sunakeskin-tiyatrokare
Melek Baykal- Suna Keskin-Ahududu- Tiyatrokare

Suna Keskin: Ben 55 yıldır durmadan çalışıyorum.

İlk Haldun Dormen Tiyatrosu’nda başladığım

yıllarda elimde çanta İstiklal Caddesi’nde bir tiyatrodan

diğerine gidip geliyordum. Birinde matine,

diğerinde suare’de sahneye çıkardım.

55 yıllık oyuncuyum ama her sene kendimi yenilerim,

tiyatroya yeni başlamış, bir amatör oyuncu gibi.

Biraz önce söyledim: “Hocam” dediklerinde

“hayır diyorum ben halen daha öğreniyorum” diyorum.

Ben Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum.

Konservatuar mezunu değilim.

Ama benim konservatuarım Erol Keskin’dir.

Seyrederken, dinlerken çok şey öğrendim.

55 yıl hakikaten bana mutluluk verdi.

Oyunculuk asla vazgeçemeyeceğim bir şey.

Melek Baykal: Ben bir konservatuvarlı olarak burada bir virgül koyacağım. Tabii ki konservatuvar eğitiminin çok büyük bir önemi var.

Suna Keskin: Elbette çok önemli, ama sahne pratiği denilen bir şey var.

Sahne pratiği, tiyatro terbiyesi dediğimiz bir şey var.

Deneyimli insanlarla onu öğrenmeliler.

Benim öyle bir şansım vardı.

Hiçbiri konservatuar mezunu değildi.

Ne Erol Günaydın, ne Erol Keskin ne de Nisa Serezli

hiçbiri konservatuvarlı değildi.

Ama gerçek profesyonellerdi. Yapa yapa öğrendiler. Onlardan çok şey öğrendim.

Sabit Doğan: Önemli olan eğitimde bu ikisini birarada kullanabilmek.

“Nasıl yapabiliriz?”i sürekli sorgulamak gerekiyor.

Yetenekli gençlerimizi çok ama bunu geliştirmek de gerekiyor.

Çoğunlukla “ben oldum” düşüncesi hakim.

Suna Keskin:  Ben 55 yıla 65 oyun sığdırmışım.

Hayatta bana en çok keyif veren zevk veren nedir,

diye düşünecek olursam  bir tiyatro metnini

elime alıp repliklerimin altını çizmek.

Bundan daha keyifli bir şey olamaz.

Yeşil kırmızı, hep üç metinle çalışıyorum.

İsimleri aklımda tutamıyorum ama rolleri ezberliyorum.

Röportaj: Sabit Doğan

www.dirensanat.com

melek baykal ile ilgili aramalar, melek baykal warner striening, melek baykal çocuğu varm,tiyatro kare ile ilgili aramalar,tiyatrokare ahududu
tiyatrokare oyun programı, tiyatro kare iletişim, tiyatrokare nerede ahududu tiyatro oyunu, ahududu tiyatro konusu, ahududu tiyatro antalya, ahududu oyunu bilet

suna keskin kaç yaşında

1 YORUM

  1. ikisi de çok doğru söylüyor. Komedi yapmak için ille e belden aşağı vurmaya gerek yok. Melek Baykal’a da katılıyorum. Birçok yerde oyuncu olmadığı halde oyunculuk yapan dizilerde dolaşanlar var. Ama tiyatroya dokunmasınlar. Zaten her oyuncuyum diyen tiyatroda yapamaz. Diziler ayrı. televizyon dünyasında elbette bişeyler yapabilirler. Gerek seyircinin gerekse tiyatrocuların bu iki tecrübeli sanatçının söylediklerini dikkate alması gerekir. Tiyatronun toplulumuzda yaygınlaşması, saygınlığının artırılması ve halkın arasında yerini alması için bu söyledikleri çok önemli…. Bir çok gazetecinin bazı oyunculara ” güzelliğinizi neye borçlusunuz? sabah kahvaltısında neler yiyorsunuz? akşam yatmadan önce hangi kıyafetleri giyersiniz gibi incir çekirdeğini doldurmayacak sorular yerine mantıklı … aydınlatıcı.. bir röportaj yaptığınız ve bizi aydınlattığınız için Diren Sanat’a teşekkür ediyorum. Sabit Doğan’ı tebrik ediyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here