Tamer Levent:Bardağa Bardak Demek!!!

0

İngiltere’de Yorkshire Bretton Hall College’de atölye çalışmaları yapıyor, bir yandan da okulun sistemini, müfredatını ve ders verme yöntemlerini inceliyordum.1993 yılında British Council bursu ile gittiğim okulun başında John Hodgson vardı. Onu konservatuvarda öğrenciyken önce kitaplarından tanımıştım. 1970’li yıllarda okuduğum ‘Uses of Drama’ çok önemli bir kitaptı. Daha sonra Ankara Goethe Enstitüsü ile işbirliği ile, her yıl Uluslararası Yaratıcı Drama Seminerleri düzenlemeye başlamıştık.

Tamer Levent
Tamer Levent

 

Bu toplantılarda İngiliz ve Amerikalı uzmanlarla da işbirliği yapıyorduk. İşte John Hodgson bu kapsamda Ankara’ya gelmiş, Uluslararası Yaratıcı Drama Semineri’mizde atölye yönetmişti. Daha sonra, ben Yorkshire Bretton Hall College gitmiştim.

Yorkshire’da, okulda John Hodgson bütün öğretim üyelerine bir kitap dağıtmıştı. Ben gelince bana da bir tane verdi. Kitabın adı ‘Straight and crooked thinking’ idi, bu adı ‘Düz ve eğri düşünme’ olarak çevirebiliriz dilimize. 1930 yılında Robert Henry Thouless tarafından yazılmış; 1953 yılında yeniden düzenlenerek tekrar basılmış. Halen sürekli satılan bir kitap. Toplantılarda birlikte düşünme, karar alma, konuyu çabuk anlama ve çözüm geliştirmek  ve benzeri gibi  içeriği var kitabın. Google’dan arandığında ulaşılabiliniyor.

Geçenlerde ortak düşünme ve karar alma, sonra da onu birlikte uygulamakta sıkıntılı olduğumuzu anlatmak için, bir bardak fotoğrafı yayınladım facebook’ta. “Buna hep beraber bardak diyebilir miyiz?” diye de sordum… Artık bir bardağa bile birlikte bardak diyemeyeceğimizden kuşku duyduğumu belirttim. Yalnız, bilerek kulplu ve biraz irice bir bardak seçmiştim. Gelen yanıtların % 90’ı konuyu anlamış ve “bir bardağa bile bardak denilmediğini, hatta “‘bardak yok’ denilme noktasına geldiğimizi, hatta onun bardak olmadığını başka bir şey olduğunu söyleyenler olabileceğini” belirtenler olmuştu. %10 u ise, “bardak ama kulplu bardak bu”, “buna kupa denir” vb. yanıtlar yazmışlardı. Bir kişi ise, “Bu ‘bardak’ lafı uydurma bir laf, ona bardak dememek lazım demişti” bana.

Foucault, John Berger okumuş bir kişi olarak, ben burada “düz ve eğri düşünme “ üzerine, görme biçimlerindeki farklılıklara rağmen, ortak yönler olması gerektiği üzerinde durmak istiyorum. O yüzden, ”bardağa bardak” diyebilme nesnelliği konusunda hemfikir olunması gerektiğini düşünüyorum. Bu, ortalama olarak, bir cismi veya durumu, öncelikle ait olduğu temel durum ile kavrama genellemesi olabilir. Çünkü ‘bardak’ içine sıvı konularak içme amaçlı kullanılan cisimlerin genel adıdır. Ancak, çay bardağı, su bardağı, likör bardağı, şarap bardağı, bira bardağı olarak da anılabilir. Ya da cam bardak, karton bardak, tahta bardak, kulplu bardak, ince belli bardak, kristal bardak ve benzeri türler işaret edilerek ifade edilen bardaklar olabilir. Ama hepsinin sonuna ‘bardak’ eki geldiğine göre; ‘bardak’ denildiğinde hepimizin ortaklaşa anladığı bir cisimden söz ettiğimiz açıktır.

Bizler zaman zaman detaylarda boğulmanın yeri ve zamanını ayırt edemiyoruz. Fazla bilgi sahibi olmak, çalışmaya odaklanmak, problemlere çözüm aramak gerektiğinde sorun olan bir ‘bardak’ ve onun inceden inceye tanımlanması gerekli olabilir. Ama, daha durum anlaşılmadan, ortak bir bakış açısı ve  çözüm yöntemi gelişmeden, ayrıntılara girmek her zaman gerekli olmayabiliyor…..Hatta konuyu dağıtabiliyor da.

Bu nedenle,  önce bardağın bardak olduğunda anlaşabileceğimiz gibi, kavramsal olarak, toplumsal iletişim ve anlayış birliğine ulaşmamız gerekir! Tıpta önce hastalığın belirlenmesi sonra komplikasyonların incelenmesi sonra da tedavi için teşhis konulması gibi… Bu ilk anlaşma doğru bir niyette buluşmanın alt yapısını oluşturur. İnsanları küçümsemeden onlarla anlaşmak ve iletişim kurmanın yollarını görmemizi sağlar. Birlikte çözüm aramada birbirine kişisellik ile; “ne olursa olsun benim dediğim olmalı” şeklinde yaklaşmak yerine sürecin aşamalı olarak gelişmesine özen göstermek gerekir. Bilgi sahibi olan ve bilgisini yaşam içinde aktif olarak kullananlar problem çözme tekniklerinde bu yöntemi kullanırlar. Çünkü amaç, bir atölye çalışması yapar gibi geliştirmektir çözüm sürecini. Hatta bir tür eğitim gerçekleştirerek. Ders gibi.

Oysa yaygın iki sapmayı yoğun olarak yaşamaktayız:

1) Daha başlangıçta, detaylara boğularak ana konudan uzaklaşmak. Detay denen ayrıntıların, programsızca üzerinde durulması! Duruma teşhis koymakta katkısı olmayacak, detayların inatla ve  bilgisizce uzatılması ancak, yaratıcı öneriye dönüşememesi! ‘Bilgili’ görüntüsü oluşturma egosu! Ya da bilinçli olarak süreci sabote etmek; detaylar yüzünden kamplaşmak ve fraksiyonlara bölünmek. Çözümsüzlük. Yaratıcı düşünceler etrafında buluşamamak. Çaresizleşmek!

2) Ortada bardak yok demek. Veya bardağa başka bir şey demek. Algı yönetimi operasyonu yaparak çıkar birliği taraftarlığı oluşturmak. Bu çıkar birliği doğrultusunda, yanlış ve yalan olanı savunmak. ”Bardak yok!” diyenlerin sayısını arttırmak. Kişileri aşağılamak, suçlamak, baskı ile üstünlük kurmayı hak olarak görmek. Toplumu bölmek….

SANAT kavramı bu çelişkilerin çatışmasında ‘san’a’ yani ‘yapmak’ eylemini savunur. Ancak eylemi de de Aristotales’in yöntemi ile inceler. Bu eylem İYİ mi… Bu eylem GÜZEL mi… Bu eylem DOĞRU mu diye.

Yukarıda iki madde ile dile getirdiğimiz çelişkiler, sanat kavramının yaratıcı çözüm alanına girmelidir! SANATÇI hangi meslekten olursa olsun, bu çelişkilere kafa yoran, bu çelişkilere karşın yaratıcı çözümler üreten; bu çelişkilerin yaşanmasından huzursuzluk duyan kişidir! Mesleği, tiyatrocu, operacı, ressam, dansçı, yazar, mimar, şair, senaryo yazarı, eleştirmen, görüntü yönetmeni, yönetmen, sahne teknisyeni, makinist, çaycı, doktor, mühendis, elektronikçi, bilgisayar operatörü, milletvekili, hakim, savcı, asker, avukat, aşçı, öğretim üyesi, gazeteci, TV muhabiri, şoför, fotoğrafçı, futbolcu ve binlercesinden birisi olabilir!..

SANATAEVET toplumun yaşamsal konularda yaratıcı çözümler üretebilecek kadar SANAT  kavramını ve onun kültürünü benimsemiş olmasını önerir! 16 yy da Rönesans’ı yapanlar, SANAT kültürünü  yaşamın her alanında değerlendirerek nasıl kendi kalkınma vizyonlarını geliştirmişlerse; bizlerde, kültürlerin kesişme noktası, Anadolu uygarlıklarının uzantısı olarak, bu zengin mirasın dünyaya dağılmasını sağlayacak yaratıcılıklarda bulunabilecek bir özden gelmekteyiz. Ancak Köy Enstitüleri’nin kapatılması ile gelişmesi engellenmiş, yaratıcı faaliyetleri yasaklanmış, yurtseverlik ve kalkınma kültüründe kalıcı bir aydınlanmayı yaşamasına engel olunmuş bu toplumun aydınlanmayı ve SANAT kültürü ile birlikte gelişmeyi amaç edinmesi gerekir. Bunun için de bardağa “bardak” diyerek işe başlanabilir.

www.dirensanat.com
Tamer levent yazıları, tamer levent filmleri, tamer levent hatırası,tamer levent düşünceleri, tamer levent sanat hakkındaki görüşleri, tamer levent diren sanat, tamer levent sinema, tamer levent oyunculuğu,tamer levent kimdir,

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.