SABİT DOĞAN: YARATICILARI ‘YATIK EMİNE’Yİ ANLATIYOR

0

Bursa’da 25 yıldır etkinliklerini sürdüren Ekim Sanat Oyuncuları yeni oyunu ‘Yatık Emine’yi İstanbul’da da sahnelemeye başladı. 26 Şubat’ta yapılan galasının ardından, oyunu uyarlayan ve yöneten Ömer Naci Topçu ile başrol oyuncusu Esra Şengünalp ile Ekim Sanat Oyuncuları’nın serüvenini ve ‘Yatık Emine’yi konuştuk…

 

SABİT DOĞAN
SABİT DOĞAN

 Sayın Ömer Naci Topçu, önce Ekim Sanat Oyuncuları’nın kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?

Ekim Sanat Oyuncuları 1989 yılında kuruldu. İlk kurucuları tiyatro ile profesyonel olarak uğraşmayan kişilerdi. Süreç içersinde ben de dahil olmak üzere bugün sahneye çıkan arkadaşlarım Ekim Sanat’tan yetiştik. Ekim Sanat Oyuncuları daha çok sanatsal bir duruşla var olmaya çalışıyor. Dışardan bakıldığında potansiyeli çok büyük bir kurum olarak görülüyor, oysa kendi içinde özellikle sanattan uzak bir şehirde var olma mücadelesi veriyor. Bugüne kadar hiçbir kurumdan ve devletten destek almadan, kendi yağı ile kavrula kavrula ayakta kalmaya çalışmış bir kurum. Son on yıldan bu yana deneysel çalışmalar yapıyoruz. ‘Yatık Emine’ bu çalışmalar zincirinin üçüncüsü. Daha önce ‘Sabahattin Ali Öyküleri’, ’Ben Ölürsem Arkamı Kim Toplar’ ile seyirciyi buluşturduk. Onlar iki kişilikti ‘Yatık Emine’ üç kişi olarak tasarlandı. Başlangıçta tek kişi olarak tasarlamıştık ama çalışmalar ilerledikçe üç kişi ile sahnelemeye karar verdik. Oyunun zenginleşeceğini düşündük.

 

Çalışmalarınızda neleri gözönünde bulunduruyorsunuz?

Biz Stanislavski yöntemi ile oyuncu ile karakterin bütünleşmesini, seyircinin de o karakter ile özdeşleşmesini bekleriz. Ya da Brecht tarzıyla oyuncunun rolüne yabancılaşmasını seyircinin oyunu izlerken yargılamasını bekleriz. Bu oyunda amacımız; oyuncunun anlattığı karakterden zaman zaman sıyrılıp karakterle seyirciyi başbaşa bırakabilmesi. Sahnede var olan kişi bir süre sonra aradan çekilip sadece aktaran kişi olarak kalmalı. Öykünün sadeliğini, orijinal dilini koruyarak, oyunun bölümlerini birbirine bağlamak için yazarın kendi dilinden uzaklaşmadan bizim yazdığımız bölümlerle yine yazarın atmosferini aktarmak istedik. Tiyatro seyirci ile sahne arasındaki işbirliği ve anlaşma ile yürümeli. Sinemanın bu kadar geliştiği ve gerçekliği birebir verdiği bir dönemde sinemanın yaptığını yapmaya çalışmak çok doğru bir şey değil. Ekim Sanat Oyuncuları’nın şöyle bir yapısı var: Bir öğrenci grubumuz var. 25 yıllık amatör çalışan, farklı mesleklerde olup tiyatro yapanlar var. Diğer taraftan profesyonel bir yapı var. Bu profesyonel yapı yılda bir ya da iki oyun çıkarıyor. Bu sezon ‘Yatık Emine’yi yaptık.

 

Neden Refik Halit Karay? Memleket Hikâyeleri’nin nesi sizi cezbetti?

Samimi hikâyeler arıyoruz. Daha önce de Sabahattin Ali’den seçmiştik. Burada ‘Memleket Hikâyeleri’nden ‘Yatık Emine’ye iki hikâye kattık. Daha önce sözünü ettiğim ilişkiyi kurabilecek hikâyeler bunlar. Seyircinin kendisini bulması, sahneyle bağlantı kurabilmesi gerekiyor. Bu bağı sadece sahnede değil metinde de arıyoruz. Gelecekte bir yazarın hikâyesinden uyarlama olabileceği gibi bir arkadaşımızın yazdığı hikâye de olabilir.

 

Oyuncularınızı nasıl seçiyorsunuz?

 

Projelerimize dışarıdan herhangi bir katkı alamıyorus. Bu nedenle oyunlarımızı birlikte çalıştığımız arkadaşlarla üretiyoruz. Toplumsal olaylara ağırlık veriyoruz. Derdi olan bir oyun oynamak istiyoruz. Kesinlikle toplumsal bir derdi olmalı… Özdeşleşmeci bir mantıkla oynandığı için seyirci bir süre sonra Yatık Emine karakteri ile Esre Şengünalp’i aynı karakter olarak görüyor. Bir şekilde Yatık Emine’ye götürecek bir yoldur oyuncu. Yatık Emine ile birebir özdeşleşmiyor ama bizim Yatık Emine ile özdeşleşmemizi sağlıyor.

 

‘Yatık Emine’, yaklaşık yüz yıl önce yazılmış olmasına karşın günümüzle bağlantılar kurabileceğimiz bir oyun. İçtenlik ve doğallıkla sergilediği sorunlarla yüzleşmemizi sağlıyor, seyirciyi adeta silkeliyor. Sizce oyun amacına ulaştı mı? Beklediğiniz ilgiyi görüyor mu? Yeterince seyirciye ulaşıyor mu?

 

Ulaştığımız  seyirciden beklediğimiz tepkiyi alıyoruz. Ne yazık ki Anadolu şehrinde yaşamaya çalışan bir tiyatro olarak seyirciye çok çok ulaşabildiğimizi söyleyemeyiz.

 

Bursa’da bir özel tiyatro olarak ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

 

Hiçbir zaman tüccar bir tiyatro olmadık, olamayız. O yanımız hep zayıf kaldı. Bir salonumuz yok, sadece bir atölye salonumuz var. Belediyelerden imkan bulursak çok sık olmamak kaydı ile salon kiralıyoruz. Paramız yettiğince veya salon bulabildiğimiz zaman oynayabiliyoruz. Bir belediye sürekli salon vermiyor. Bursa’da bu oyunu 8 defa oynarız. 10 defa oynadığımızda bizim için çok sevindirici bir şey. 20 yıllık bir tiyatroyuz, belediyeden bir sahne istedik bu imkan sağlanmadı. Bursa dışından gelenlere daha çok imkan sağlanıyor. Bu eksikliğimiz nedeniyle sesini duyuran bir tiyatro olmadık. Ama görevimizin bilincinde olduk. Daha fazla seyirciye ulaşmak istediğimiz için İstanbul’a geldik. Salon bulduğumuzda ‘Yatık Emine’yi İstanbul’da da sahneliyeceğiz.

 

Yeni bir projeniz var mı?

Olabildiğince özgün metinler seçiyoruz. Gelecek mevsim yine bir metin üzerinde çalışacağız. Daha önce oynanan oyunları düşünmüyoruz. Mesela ‘Yatık Emine’ daha önce de oyunlaştırılmıştı, ama bu şekilde değildi.

YATIK EMİNE GALA

Sayın Esra Şengünalp, sizi İstanbul’da ilk kez izledik. ‘Yatık Emine’yi bu kadar başarılı canlandırırken neler düşündünüz?

 

Hikâyelere dördüncü bir duvar örmeden, hepimiz tek tek sahnede var oluyoruz. Emine olarak da, diğer tiplemelerde de hikâyeyi seyirciye doğrudan yüzüne karşı anlatıyor olmamız, bu etkileyicilikte önemli bir faktör. Birebir göz teması kurduğumuzu hissettiriyoruz.

 

Birden fazla karakterin bir kişi tarafından oynanması fikri nasıl doğdu?

Yapmak istediğimiz aslında dramatizasyona dayalı bir şeydi. Tek bir dekoru dönüştürerek hikâyeyi ortaya koymak. Karakterler bize uzak tipler olmadıkları için bir kişinin canlandırması daha kolaydı. Oyunun bölünmesini engellediğini düşündük. Bizim toplumumuz, bizim adamlarımız ve bizim kadınlarımız, günümüzde de süregelen olaylar. Bu tür olayların sadece Anadolu’da yaşandığını zannederiz oysa İstanbul’da da toplumsal bir şiddet kadınlara acımasızca uygulanıyor.

 

Oyunda sizi en çok geren neydi?

Final sahnesi. İğrençti. Açlıktan, soğuktan bomboş bir odada karanlıkta ölen bir kadına koşan iki adamın halen ona tecavüze yeltenebilmesi, bunun  üzerine bir tartışma yapması. Bu tür adamların yaşadığımız toplumda olması gerçeği daha acı.

 

Ekip Sanat Oyuncuları ile tanışmanız nasıl oldu?

 

Ben  Bursalıyım. Ekip Sanat Oyuncuları  da 1989’dan beri Bursa’da oyunlarını sergiliyor. Çok küçük yaşta tiyatroya meraklıydım. 12 yaşımdan  itibaren Ekim Sanat Oyuncuları’nın tiyatro çalışmalarına katıldım. 2012 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuarı’nı kazandım ve burada oyunculuk okudum. Okulu bitirdikten sonra İstanbul’da yaşadım ama vefalı bir öğrenci oldum ve ilk gözağrım Ekim Sanat Oyuncuları ile bağımı koparmadım. Bursa’ya her gittiğimde oyunlarını izler çalışmalarını takip ederdim. Ömer Naci Topçu ile konuşur ve ondan yeni fikirler alırdım. Kendisinden çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Böyle bir teklif gelince de hemen kabul ettim ve sonuçtan da çok memnunum.

 

PAYLAŞIM
Önceki İçerikYAŞAR İLKSAVAŞ: KUYRUKLU YILDIZ ALTINDA BİR İZDİVAÇ
Sonraki İçerikFESTİVALDE SHAKESPEARE YILI
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan