Moda’da 3 salonlu yeni bir tiyatro sahnesi açılıyor. Kemal Aydoğan tiyatromuzda dikkat çeken çalışmalara imza atan bir yönetmen. Ele aldığı oyunları farklı bir dille yorumlayarak izleyiciyle buluşturan Aydoğan, arkadaşlarıyla bir araya gelerek kapanan eski bir sinemayı kolektif bir ruhla yenileyip 3 perdeli çok amaçlı kullanıma hazır bir sahne açıyor. Tiyatro yöneticisi Selçuk Aydoğan, sahne tasarımcısı Bengi Günay, ışık tasarımcısı İrfan, sahne amiri Erdal Çiftçi, gişe sorumlusu Barış Yaman, fuaye sorumlusu Orhan Tozkoparan ile ayrıca  oyuncu olarak da Onur Ünsal, İnan Ulaş Torun, Mert Fırat ve Timur Acar ekipte yer alıyor. Moda Sahne’nin bir salonu cep sineması olarak planlandığından buranın yönetimi de son dönemde dikkat çeken işlere imza atan sinema yönetmeni İlksen Başarır’a ait. moda sahne fotoğrafıToplam 12 kişiden oluşan ekip; sıcak yaz günleri direniş ve eylemlerle yerini sonbahara bırakırken duvarın boyasından çivinin çakılmasına, molozun dökülmesinden tavanın kapanmasına, ışıkların ayarlanmasından koltukların yerleşimine hemen her işe canla koşturuyor. Bir yandan da Moda Sahne, sıkı bir Shakespeare oyunuyla ‘perde’ diyecekleri anarşist bir bakışla ele aldıkları Hamlet’in provalarına Kemal Aydoğan yönetiminde başladı. Eski sinemanın yeni tiyatroya dönüşerek Moda Sahne olmasının hikâyesini yönetmen Aydoğan ve oyuncular Mert Fırat ile Onur Ünsal’dan dinleyelim isterseniz…

 

Öncelikle uzun yıllardır hem ortaklık hem de yönetmenlik yaptığınız Oyun Atölyesi’nden ayrılma hikâyenizi anlatır mısınız?

 

Kemal aydoğan
“Birlikte çalışmayı mümkün kılan bir atmosfer yarattı bize moloz. Ortada kalkması gereken 120 ton moloz vardı. Ya bunu işçi kullanarak yapacaktık ya da biz çalışacaktık. Biz çalıştık, biz yaptık. Moda Sahnesi’nin oluşumuna destek veren ” Kemal Aydoğan

KEMAL AYDOĞAN: Aslında çok da anlatılacak bir şey yok. Oyun Atölyesi bizim geçmişimiz. Oranın varoluşunda, fakat şimdi Moda Sahnesi’nde olanların büyük emeği var. Orada çok güzel zamanlarımız geçti, çok güzel işlere imza attık. Bunları hem seyirciler, hem tiyatro camiası biliyor. Sonra bir gün yol ayrımına girince de, birlikte devam etmek artık mümkün olmuyor. Oyun Atölyesi’yle değil, Halûk Bilginer ile yolculuğa birlikte devam etme imkânı kalmadı; çünkü birlikte geliştirdiğimiz “ortak aklımızı” kaybettik. Zorlamanın da âlemi olmuyor bu tür durumlarda. Birlikte tiyatro yolculuğu yapmak tavsamıştı ve zevk vermez hale gelmeye başlayınca, ölmemek için, yıpranmamak için ayrılık zorunlu hâle geldi.

 

Bir kırgınlık var mı?

İnsansan kırılıyorsun, taşsan kırılmazsın. 13 yıl boyunca tertemiz emeğimizle var ettiğimiz, tertemiz bir tiyatrodur orası, kimsenin bu konuda oraya halel getirmesi söz konusu değildir. Nitelikli ürünler vermeye çalışmıştır, bunun için de gereğini yapmıştır herkes. Gecesini gündüzüne katarak Oyun Atölyesi’nin bugünkü hâline gelmesinde büyük bir çaba ve emek sarf etmişseniz ister istemez kırılıyorsunuz. İnsanlık, vefa, kadir kıymet bilmek başka türlü davranışlarla mümkündür. Bunun bizim ayrılığımızda gerçekleştiğini söylemek mümkün değil; ama artık bunların bir önemi kalmadı bizim için. Çünkü çok güzel bir bebeğimiz var Moda Sahnesi adında ve tüm enerjimizi, çabamızı, duygumuzu, aklımızı onu büyütmek için yönlendirdik.

Oyun Atölyesi’nden ayrıldıktan sonra mı yeni bir oluşum içine girme fikri doğdu yoksa uzun zamandır düşündüğünüz bir projeye doğru zaman mı bulamıyordunuz?

Hayır, Oyun Atölyesi’nden ayrıldıktan sonra oluştu bu fikir. Bizim için çok kıymetli bir yerdi Oyun Atölyesi, tiyatro üretimini gerçekleştirdiğimiz bir yerdi. Orası varken başka bir yer aklımızdan geçmemişti. Oyun Atölyesi ile yollarımızı ayırdıktan sonra ne yapacağız diye düşünmeye başladık. Eski Moda Sineması zâten daha önce Oyun Atölyesi’ndeyken gördüğümüz bir yerdi.  Oyun Atölyesi olarak girmek istemiştik; fakat o dönem olmadı ayrıldıktan sonra tekrar Moda Sineması’nın sahibi Yalçın Yeğiner ile temasa geçtik ve kiraladık.

Bilmezdik molozların bu kadar birleştirici ve keyiflendirici olduğunu, bu derde girmeden önce” demişsiniz bunu biraz açar mısınız ?

Birlikte çalışmayı mümkün kılan bir atmosfer yarattı bize moloz. Ortada kalkması gereken 120 ton moloz vardı. Ya bunu işçi kullanarak yapacaktık ya da biz çalışacaktık. Biz çalıştık, biz yaptık. Moda Sahnesi’nin oluşumuna destek veren arkadaşlarımızın da önemli ve hiçbir zaman unutulmayacak yardımlarıyla bu işi hallettik. Pislik gibi duran bir yer, görsen yanına yaklaşmayacağın kirli, paslı, kötü bir ortam birden bir şey yapmanın heyecanına vesile oldu ve bizi çok keyiflendirdi. Kiri, pası gitti her şeyin. Bir şey yapmaya başlamayı sağlayan, o şeyle temas ettiren bir ilişki nesnesi oldu moloz. Bizi ortak çalışma heyecanına davet eden, ilişki kurduran, işe başlatan, engel atlatan tüm bunların ortak adına moloz, bunları yapanlara moloz kardeşi, fiiliyata da moloz kardeşliği adını taktıkJ)) Moloz bize büyük bir keyif bahşetti. Kendisine çok teşekkür ederiz.

O zaman biraz da Moda Sahnesi’nin olanaklarından bahsedelim bu sahnenin diğer sahnelerden farkı nedir?

Şöyle ki 3 tane sahne olacak. Bir tanesi sinema salonu, hem toplu gösterimler olacak ardından da gösterilen filmlerin üzerine birtakım söyleşiler, etkinlikler, paneller gerçekleşecek. Bir tâne stüdyo sahnemiz var, orada çocuklar için atölyeler gerçekleşecek, dans, müzik, resim, drama gibi; bunun yanı sıra sanat söyleşilerinin mekanı olacak. Ayrıca deneme sahnesi olarak işlev görecek. Bunlardan ayrı olarak tiyatro ve konserlerin olacağı büyük salon var. fiiliyata da moloz kardeşliği adını taktıktakriben 500 civarında bir kişi alabilecek konser salonu olacak. Tiyatrolar, müzik toplulukları, dans toplulukları ürünlerini sergileyecek. Toplamda bir kültür merkezi inşa ediyoruz.

Dışarıya açık bir kültür evi söz konusu, dışarıdan etkinlik düzenleyeceklerle işleyiş nasıl gerçekleşecek?

İşletmenin modelini bilmiyoruz şu an; ama konuklara, dışarıdan gelen topluluklara buranın açık olacağını biliyoruz, yâni onlara ev sahipliği yapacak bir mekân olacak Moda Sahnesi.

Antonius ile Kleopatra sizin yönettiğiniz bir oyundu, Mert Fırat ve Onur Ünsal’ın da hâlâ oynadığı  bir oyun, bu noktada neler söylemek istersiniz ?

Yâni benim şu an canımı sıkan tek şey, bana da âit olan bir oyunu takip edemiyor olmak ve ne hâle geldiğini bilememek… Takip edemediğim, savunamayacağım bir oyunun oynanmasından çok haz ettiğim söylenemez; iki gün sonra bir eleştiri geldiğinde ne diyeceğimi bilemiyorum, haklı mı haksız mı, değiştirildi mi, ki geliyor birtakım eleştiriler sosyal medyadan, birtakım şeyler yazılıyor, hakîkaten bu söylenenler doğru mu yanlış mı bilmediğimden bir savunma yapamıyorum canımı sıkan bir durum bu. Bir ürün gibi, ticâri bir meta gibi sahibine satılır o da istediğini yapar gibi algılamıyorum ben tiyatroyu. Tiyatro tüm o oyunu üretmişlerin oyunudur ve onların inisiyatiflerinin dışına çıkılmaması gerekir. Testosteron’u 200 kere izlemiştim. İzlememin nedeni hem yeni bir şeyler keşfetmek hem de eksiği gediği tamamlamak. İhtiyacımız olan en önemli şey “nitelik”, bunu sağlamak için de “disiplin”nin gerektiğini düşünüyorum. Pandaların Hikâyesi’ni de 5 oyun sonra bıraktım, bu yeni doğmuş çocuğu kundağında bırakıp gitmek gibi bir şey. Caner Cindoruk ve Ebru Özkan çok sevdiğim dostlarım, bu oyunu çok sevdiler ve çok da sâhip çıktılar; ama onların da dışarıdan bir göze ihtiyaçları vardı. Onlar da o konuda yetim ve öksüz kaldılar. Seyirci her zaman en iyi biçimde hazırlanmış eksiksiz, gediksiz bir oyun görmek ister. Bir tiyatronun ana görevi, hep bu iştah ve bilinçle seyircinin karşısına çıkmaktır.

Bütçe konusunda devletten bir yardım aldınız mı ya da sponsorunuz var mı?

Şu an hiçbir yerden yardım almadık; ama iki sponsor bağlantımız var, bir arkadaşımız yangın tertibatı için sponsor oluyor ki çok önemli bu, Jotun boya vereceğini söyledi. En önemli desteği Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk’ten aldık. Harfiyatın atılmasını sağladı, çok miktarda hafriyat vardı, yirmiden fazla kamyon, bir de salonda engelliler için düzenlemeleri Kadıköy Belediyesi’nin yapacağının sözünü aldık, ayrıca Kadıköy’de böyle bir yerin olmasını desteklediklerini ve arkamızda olduklarını söylediler. Daha harekete geçmeden çok önemli üç tane destek aldık. Ayrıca çevremizde bizi destekleyen, bizimle dayanışma içerisinde olan, buranın yapılmasını, olmasını isteyen çok sayıda arkadaşımız, dostumuz var, onlar bizim için güç kaynağı. Destek ve dayanışmalarıyla hiç zorlanmadan burayı bitireceğimizi sanıyorum.

toplu resim. moda sahne
Toplam 12 kişiden oluşan ekip; sıcak yaz günleri direniş ve eylemlerle yerini sonbahara bırakırken duvarın boyasından çivinin çakılmasına, molozun dökülmesinden tavanın kapanmasına, ışıkların ayarlanmasından koltukların yerleşimine hemen her işe canla koşturuyor.

‘Aslında biz sanata olan ilgiyi azaltıp yaşama olan ilgiyi çoğaltmak istiyoruz” demişsiniz bir yazınızda bunu biraz açar mısınız?

Aslında kolektif dediğimiz şey tam da o, niye kolektif denen bir kavramın peşinden gitmeye çalışıyoruz? Dünya görüşümüz o yönde. İnsanların eşit ve özgür olduğu bir toplum nasıldır, orası neresidir, dert ettiğimiz temalar bunlar. Sanatın da bu anlamda bu özgür ve eşit toplumu kurmak için bir araç olduğunu düşünüyorum. Sanat bir amaç değildir, siyaset gibi… İkisi de eşit ve özgür bir toplum yaratmak için kullanılan bir araçtır. O yüzden aslında kolektif akılda buradan çıkmış bir kavramdır, biz burada insan ilişkilerini deneyimliyoruz. Çok da kolay yaşanacak bir şey olmadığını biliyoruz; ama o yolda yürümek istiyoruz. Bizi engelleyen problemlerle karşılaşalım ve onları aşmaya çalışalım. Bu aynı zamanda hayatı nasıl yaşayacağımıza dâir bir karar verme mekanizması geliştirmek gibi bir şey. Sanat bunun vesilesi.

 

Moda Sahnesi’nin diğer tiyatrolardan farkı nedir? Bu farkı sağlamak için neler yapmayı planlıyorsunuz?

 

mert-firat-91603
Mert Fırat Özellikle tiyatroda seyirciyle kurduğumuz ilişki sadece onlara bilet satmaktan ibaret olmayacak. Seyircisiyle sürekli iletişimde olan bir tiyatro olmayı da hedefliyoruz.”

MERT FIRAT: Sanatçı başkasının derdini kendi derdi yapar, kendi derdini unutur ya da unutmuş gibi yapar. Sonunda o da ölür, bir şey dert etmeyen de… Biz Moda’dan başlayarak, var olan kültür hayatıyla doğru biçimde etkileşmeyi hedefliyoruz. Bunu yaparken çeşitli sanat dallarının bir arada toplandığı bir oluşum bizi daha da heyecanlandırıyor. Özellikle tiyatroda seyirciyle kurduğumuz ilişki sadece onlara bilet satmaktan ibaret olmayacak. Seyircisiyle sürekli iletişimde olan bir tiyatro olmayı da hedefliyoruz.  Öyle ki buradaki sanat hayatı seyirciyi katılımcıya dönüştürmeyi amaçlarken hep birlikte gelişmeyi de barındırıyor. Tüm bunları yaparken belirleyen ya da dikte eden değil, yeni fikir ve eleştirilere de açık  bir yapı kurmak istiyoruz.  Fark yaratmak için yola çıkmak değil de yapacaklarımız ve onların süreç ve sonuçlarıyla doğuracağı etkinin değeriyle daha çok ilgileniyoruz.

 

 

 

 

 

Bu kadar değerli ismi bir arada tutan şey nedir ?

Bu proje için ortak bakış açısı ve hayallerle çıktığımız yolda maddi ve manevi her şeyimizi ortaya koyduk. Herkes inanarak çalışıyor. Burada birlikte bir hayat inşa ediyoruz. Birinin diğerine üstünlük kurup, baskılayamayacağı bir yapı kuruyoruz. 7 yılı birlikte geçirdik. Yeri gelecek kavga da edeceğiz. Zaten kavga edemeyeceğimiz kişilerle çalışmak istemeyiz. Herkes birbirinin koşullarını biliyor. Aslında hep böyleydi. Bizi birleştiren de bu.

Ülkemizde ne yazık ki dizi izleyicisinin sayısı tiyatro izleyicisinin sayısından fazla, hele ki şu an oynadığınız dizinin takipçisi çok fazla, bu kitlenin sizin tiyatro seyircinizden fazla olduğunu düşünürsek, o kitleye siz neler söylemek ister tiyatrosu için?

Dizilerde harcanan emeği bir kenara atmak, en başta gecesini gündüzüne katan set ekibine haksızlık olur.  Şu anda rol aldığım ‘’İntikam’’ dizisinin oyuncu kadrosundan set ekibine, yönetmeninden yapımcısına herkes Moda Sahnesi’nden haberdar ve bu herkesi çok heyecanlandırıyor.  Dizi seyircisinin de Moda Sahnesi’nden haberdar olunca ve yarattığı değeri keşfedince ilgisiz kalmayacağını düşünüyorum. Tiyatronun seyircisiyle kurduğu ilişki tabii ki ekrandakinden çok farklı. Bundan önce oynadığımız oyunları 10 ila 15 kez izleyen seyircilerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bu insana şu soruyu sorduruyor; bir seyirci niye aynı oyunu 15 kez seyreder, cevabı çok açık ; çünkü hiç bir zaman aynı oyunu seyretmez. Belki bunu bu cümlelerle ifade edemez; ama sahneyle kurduğu ilişkinin içinde seyirci de bir oyuncudur sadece bu büyü bile tiyatroya gitmek için yeterli bir sebep olabilir.  Nâzım Hikmet’in çok güzel bir sözü var ‘’Tekrardaki mucize, tekrarın tekrarsızlığıdır.’’ 

 

Kemal Aydoğan’ın burada yeni bir sahne kurması mı etkili oldu burada olmanızda, yoksa orada istediklerinizi gerçekleştiremiyor muydunuz? Bu ekipte olmanızın nedeni nedir?

ONUR ÜNSAL: Bugüne kadar tiyatro ile ilgili işler yaptım, durduğum yerden başka bir yerde olmak gibi isteğim olmadı, o tiyatro bana ne kadar imkân verir, bu tiyatro ne kadar imkân verir gibi bir düşünce de olmadım; çünkü ben orada Kemal Abi ile oyunlar yaparken yine roller alıyordum, yine aldığım rollerden çok mutluydum, şimdi Kemal Abi gitti o tiyatro da bana aynı şekilde istediğini yapabilme özgürlüğünü tanıyordu, dolayısıyla bununla ilgili bir sıkıntım gerçekten yok. Biz oradayken bu tayfayla, Kemal Abiyle beraber hayaller kuruyorduk, bazı oyunlar yapmak için, bazı oyunların rejileriyle ilgili hayaller kuruyorduk ve önümüzde yaptığımız bir program vardı, benim isteğim o programın işlemesiydi. Şimdi gerçekten heyecanlanıyorum önümüzdeki senelerdeki projeler için, hayatımın en heyecanlı dakikaları bunlar, dolayısıyla burada olmayı tercih etmemin sebeplerinden biri de bu düşündüğümüz projeleri gerçekleştirmek.

 

TFF 2009 Portrait Studio At The DIRECTV Tribeca Press Center - Day 3
Onur Ünsal-Şimdi gerçekten heyecanlanıyorum önümüzdeki senelerdeki projeler için, hayatımın en heyecanlı dakikaları bunlar, dolayısıyla burada olmayı tercih etmemin sebeplerinden biri de bu düşündüğümüz projeleri gerçekleştirmek.”

Bir kere çok yapıcı bir ekip, ekip, oluşum, fikir her şey son derece yapıcı, yapıcı bir şeylere ihtiyacımız vardı artık, bana öyle geliyor ki bir şeyleri yapmak, çoğalmaya çalışmak, tırnak içerisinde söylüyorum, birilerini değiştirmeye çalışmak fikri bende eskimeye başladı, yâni tiyatro yaparak, sanat yaparak çoğalmaya çalışmak bende daha fazla ağır basmaya başladı, bu anlamda bu fikir içinde, bu ekiple burada olmak çok yapıcı bir his, bundan çok mutlu olacağım demiyorum; ama en azından mutsuzluğum daha kaliteli mutsuzluk olacak bunu biliyorum.

Peki bu fikirlerinizi, planlarınızı Oyun Atölyesi’nde gerçekleştirme ortamı yok muydu ?

Hayır gerçekleştiririm; ama gerçekleştireceğim insanlar bu ekipte, gerçekleştirebileceğim, hayalini kurduğum insanların hepsi burada, sâdece bu bir hayal kurmak da değil, ben burada olmak istedim gerçekten, yâni bu ekibin yanında olmak istedim, sorun o ekiple bu ekip birbirinden ayrıldı, benim ne orayla ne burayla herhangi bir sıkıntım yok. Sorun şuydu, anne ile baba artık bir arada yaşayamıyorlardı, ne yapmalıydı çocuk birinden birini seçmek zorunda değildi belki; ama yapmak istedikleri vardır illaki ben de yapmak istediklerimi gerçekleştirmek için burayı seçtim. Bir de hepsinin dışında bu sahnede yalnız tiyatro değil, aynı zamanda müzikle ilgili birçok şeyin olması beni daha da heyecanlandırıyor, çünkü ilgileniyorum müzikle, buraya gruplar gelsin gitsin istiyorum, buralarda hareketler, festivaller, programlar olsun istiyorum, heyecan içindeyim.

Sanat bağlamında büyük bir oluşum içerisine girdiniz, en azından böyle büyük bir oluşumu ilk kez siz gerçekleştiriyorsunuz bu yakada, halka çok büyük vaatleri olan bir oluşum. Moda Sahnesi ne getirecek Kadıköy’e ?

Öncelikle hep söylediğim cevabı vereceğim, bir kere Anadolu Yakası, Kadıköy potansiyeline yakışmayan bir sanat çevresine sâhip, bence böyle buranın potansiyeli. Kadıköy Halk Eğitim kadar olamaz, Beyoğlu Yakası’nda özellikle İstanbul’un Avrupa Yakası’nda çok fazla etkinlik var, bence artık yeri değişmesi gereken, türeyen çok fazla etkinlik alanı var, bu alanlara gelen çok önemli isimler var yâni müzik etkinleri olsun, tiyatro etkinlikleri, sinema festivalleri, dans etkinlikleri olsun hiçbiri Anadolu Yakası’nda sahne bulamıyorlar; çünkü ya bar, disko falan gibi küçük, 200 kişi aldı mı 100 kişi ayakta duran tıklım tıklım yerler var ya da hiç yer yok. Bir kere muhite âit bir şey yapma hissi çok güzel bir şey, bizde hep çok büyümek, çok gelişmek, bir anda televizyon ile herkese ulaşmak, çok kişiyi bir anda etkileyebileceğiniz düşüncesi gibi çağımızın hastalığı var, bence bu hastalıktan kurtuluyor olmak ve muhit adıyla anılan ve daha fazla da bu muhite iş yapacak olan tiyatroya sahip olmak da çok iyi bir his.

Bu çoğalmaya çalışmanın ilk adımı olacağını düşünüyorum, Türkiye’de atlanan bir adım gibi geliyor bu, buraları beslemek gerekiyor, çoğalmak gerekiyor öyle şeyler olmalı ki köylere kadar gidiyor olmalı tiyatro, bence bu yaptığımız bunun ilk adımı, burada bir sürü etkinlik izleyecek olan, buraya evinden kalkıp gelen, bu potansiyele sahip insanı mükemmel bir sosyal yaşantı bekliyor. Ben böyle olmasını isterdim, buranın kurucularından biri olmasaydım buranın açılmasını yine bu kadar çok isterdim, çünkü burası Anadolu Yakası, burası Kadıköy ve burada artık sosyal yaşantının sadece bar gibi yerlerde olmadığını göstermek istiyoruz. Daha çok zenginleşecek alanlara ihtiyacı var buranın; ama Anadolu yakasında maalesef yok.

Yeni bir sahne, yeni bir hayat bunu konuda düşünceleriniz neler?

İnsan koşullanmadığı sürece tembel galiba, bizim iklimden mi, bizim yetiştirilme koşullarımızdan mı, bizim sosyal yaşantımızdan mı bilmiyorum; ama çok tembeliz kendimde de görüyorum, ne yazık ki bizi koşullayacak şeylere ihtiyaç duyuyoruz. Burası bunun için biçilmiş kaftan, burayı ayakta tutmak için deli gibi çalışmamız gerekiyor, para bir kıstas değil; ama buranın para kazanması lazım ki ayakta kalsın, daha önceki tiyatrolardan biliyoruz ki iyi oyun para ediyor, iyi oyun ayakta duruyor. İyi oyunlar yapıp, iyi kavramalar çıkarıp halkı buraya çağırmak istiyoruz, bu çalışmaları yapmak için de çalışkanlık gerekiyor, hep burayla ilgilenmek gerekiyor dolayısıyla hayatımızda çok önemli bir koşullanma oluyor, bundan sonra önümüzdeki seneler boyunca sürekli çalışıp hamleler yapıyor olmamız lazım, hele de sevdiğim işi yapıyor olunca burada ölebilirmişim gibi bir hisse kapılıyorum.

 

RÖPORTAJ: CENK GÜNDOĞDU

cenk gündoğdu-2

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.