Yaratıcılarından ‘Sherlock Hamit’in başarısının sırrı

0

Bakırköy Belediye Tiyatroları’nde geçen sezonr sahnelenmeye başlayan ‘Sherlock Hamit’ gördüğü büyük ilgi üzerine 13 Ekim’den itibaren sahnelenmeyi sürdürüyor. Oyunun yazarı Ahmet Sami Özbudak, yönetmeni Berfin Zenderlioğlu ve oyuncusu Ali Rıza Kubilay ile oyunun sahnelenme sürecinden, seyircinin ilgisinden söz ettik. Elbette konuşmamız doğal olarak tiyatronun bugünkü durumuna ve bu mevsimdeki yeni projelerine de uzandı.

 

Sabit Doğan: ‘Sherlock Hamit’ geçen mevsim büyük ilgi gördü. Hem konusu hem de rejisi açısından farklılığının da bunda rolü var. Elbette oyuncularının başarısını da eklemeliyim. Önce yönetmen olarak sizin bu farklılıktaki payınızı göz önüne alarak, yönetim biçiminizin risklerini sormak istiyorum. Bu tarzınızı Emek Sahnesinde ‘Sevmekten Öldü Desinler’de de gördük…

 

Berfin Zenderlioğlu: Öncelikle metnin bende bıraktığı fotoğrafları takip edip, bu görsellerin sahneye nasıl taşınabileceğine kafa yoruyorum. Gölge oyunları ise hem kendi tiyatrom Şermola Performans hem de çalıştığım farklı gruplar içerisinde hep gelip beni buldu. Tabii ki bunun bende bir alt metni var. Son dönemlerde yönettiğim oyunlarda açıkçası hep böyle ince bir sınırda dolanıyorum. Disko 5No’lu, Cambazın Cenazesi, Sevmekten Öldü Desinler, Balans ve Sherlock Hamid biraz bu tatta oyunlar. Bazı oyunlar hem komedi hem de dram olma özelliklerini taşırlar. Bu durum yönetmene olanaklı bir yapı sunsa da, oyundaki bütünlüklü dengeyi tutturma açısından bir riski de barındırıyor. Oyundaki karakterler arasındaki çok geçişlilik elbette ki oyuncular için zorlayıcı bir durum ama oyuncunun kurulan yapıya sadık kalması, sınırını bilmesi, sadece kendisini değil partnerini de sahne üzerinde unutmadan bunları düşünerek oyuna dahil olması bütün bu riskleri azaltıyor. Çünkü bana göre bunun bir tık ötesi ya ajitasyona, ya oyunu karikatürize etmeye neden olup, rejiye dair kurulan dengeyi bozabiliyor.

Sabit Doğan: Bu oyunlardaki geçişlilikten söz ederken oyuncu yönetmen bağına özellikle vurgu yapıyorsunuz, çalışmalarınızda bu konuda zorluklarla karşılaştınız mı?

 

Berfin Zenderlioğlu: Profesyonel oyuncularla çalıştığımda, öyle çok da aşılamayack gibi bir problem yaşamıyorum; ama insanla uğraşmak ve bütün bir sürecin yönetimi tabii ki zor. Belki de ayrıca oyunculuk yapan biri olduğum için de, oyuncunun dünyasını anlamakta ve sorunu giderme noktasında biraz daha avantajlı durumdayım diyebilirim. Hangi oyuna başlarsanız başlayın tabii ki sancılı oluyor. Bu oyuncu için de geçerli, yönetmen için de. Sancılı bir süreç başlıyor yaratıcı ekip için. Sonrasında oyun kâbusunuz haline dönüşüyor –burada kâbusu olumsuzlayarak söylemiyorum- her daim onunla yaşamaya başlıyorsunuz. Bu kaygılar sonucu güzel doğumlar gerçekleşiyor. Ben buna inananlardanım. O oyun gece rüyalarına girmiyorsa, kabusun haline gelmiyorsa demek ki o kadar da içselleştirememişsin diyorum kendi kendime.

Önemli olan metnin genel anlamda dramaturjisini iyi yapabilmek. Sherlock Hamid’te de güzel bir ekiple çalışma fırsatını yakaladım. Elbette oyuncuların da, benim de zorlandığım anlar oldu. Benim için her yeni oyun, yeni insanlar ile birbirimize dokunmayı ve yeni deneyimlemeleri beraberinde getiriyor. Böyle böyle büyüyoruz. Sahne üzerinde bulduğumuz küçücük bir şey bile bizi mutlu ediyor. Heyecanlarımızı paylaşıyoruz. Ruhumuza iyi geliyor. En çok da bunun için seviyorum tiyatroyu. Sahne üzerinde en saf halinle oradasın, oyun oynuyorsun, sürekli arıyorsun, “eğleniyorsun” ve yaratıyorsun. Güzel şeyler öğreniyorum. Deneyimlediklerimi aktarıyorum. Bu karşılıklı bir bağ oluşturuyor. Oyuncuya el verirken o da senin omuzundan öpüyor. Bu duyguyu yakaladıklarınla sahne üzerinde yürüyebilmek de önemli.

 

Sabit Doğan: Oyunun yazarına dönmek istiyorum, özensiz bir oyun yazarı olarak Aynı durum, ‘İz’ içinde geçer’le daha önce yazmış olduğunuz Kurgulanma Süreci, kullanım kurguyu nasıl oluşturuyorsunuz.,. Katmanlı  ve İç İçe Geçmiş Bir Yapı Söz Konusu.. iskeletini nasıl meydana getiriyorsun

?????????

Sabit Doğan: Ali Rıza Kubilay, oyunun baş rollerinden birini üstleniyorsunuz. Bakırköy Belediye Tiyatrosu’nun kadrosu dışında isimlerle çalıştınız, nasıl bir süreiç yaşadınız?

 

Ali Rıza Kubilay:  Daha önceden Ahmed Sami Özbudak’ın ve Berfin Zenderlioğlu’nun işlerini biliyorduk, ve izlemiştik. Bu nedenle ilk adımlarımızda çok yabancılık çekmedik. Çok sert ve çok disiplinli bir tempo ile başladık, çok iyi bir tempo ile devam etti. Çok başarılı sonuçlar çıkardık. Dostane bir çalışma sürdürdük. Sonuçta birbrimizi kazanmış olduk. Bu çalışma süreci benim için bir zenginlikti. ‘Sherlock Hamid’in repertuarımızda olmasından mutluluk duyduğumuz, repertuar anlayışımıza uygun bir oyun olduğunu düşünüyorum. Oldukça ümitlenerek başladık, güzel bir şey çıkacak fikri oluştu bende.

 

Sabit Doğan: Oyun metnini ilk okuduğunuzda ne düşündünüz?

 

Ali Rıza Kubilay: İlk okuduğumda, Ahmet Sami Özbudak’ın  seyirciye ne kadar pay bıraktığını görememiştim.  Oyun bir puzzle gibi ve böyle bir oyunda seyirci çok önemli bir rol üstleniyor. Puzzle’ın son parçasını seyirci tamamlıyor. İşin içine dahil olmak isteyen seyirci ile sadece izlemek içingelen seyirci tabiki çok net farkediliyor.  Ahmet Sami Özbudak bu oyunda seyirciye de bir rol biçiyor. Oyun sadece sahnede oynanmıyor. Oyunun seyirci yanı, bir sorumluluğu var. Seyirciye bir pay düşüyor.  Sorumluluğu yerine getirmeyen seyirci bu oyundan zevk almıyor.. Bu sorumluluğu yerine getirince son derece zevk alarak çıkıyor. Sadece seyretmek için gelen seyirci ile diğer seyirciler arasında nasıl bir fark olduğunu çok daha iyi görüyoruz.

 

Sabit Doğan: Her oyuncuda sahneye çıktığı zaman iyi oyuncu izlenimi bırakma isteği vardır. Siz, ilk sahnelerde amatör bir oyuncu olmak zorundasınız. Kendinizi dizginleme biraz zor olmadı mı?  Sizin oynadığınız karakter, ömründe büyük sahnede rol almamış, sadece sünnet düğünlerinde meddahlık yapan bir oyuncu, ama büyük bir salonda oynama  arzusuna sahip. İkinci perdede işler değişiyor.

 

Ali Rıza Kubilay: Orada Berfin Zenderlioğlu’nun yönlendirmelerinin, seyirciye açık hale getirmesinin çok büyük etkisi oldu. Benim karakterim. biraz değişik, belki de seyirciye çok parlak gelmeyen ama biraz da ritmini tutan bir karakter. bir karakter. Memduh ile birlikte çok merkezde olan biri. Diğer oyuncuların hepsi ile bir ilişkisi olan, oyunun düğüm noktası gibi biri. O yüzden herkese servis yapan bir halim var. İlk başta bu ilişki ağının ritmini gerçekleştirmekte biraz zorluk yaşadım. Berfin Zenderlioğlu’nun yönlenirmeleri önemliydi. Amatör oynanması gerekiyordu bu sahnenin gereken etkiyi bırakması için bazı fedakarlıklar yapmak şarttı. Bir şekilde oldu, diğerleri için de böyleydi, sonuçta amatör oyuncuları canlandırıyorduk.

 

Sabit Doğan: Gözlemlediğim kadarıyla bu seyirciye de geçiyor, bu amatör halleri ile böyle bir oyunun üstesinden nasıl gelecekler diye düşünüyorlar. O geçiş döneminin oyunculuk anlayışları da sergileniyor.

 

Ali Rıza Kubilay: Oyunculuk anlayışlarındaki farklılık önemli elbette. Dönemin oyunculuk anlayışını da yakalamak gerekiyor. Ölüyü gördüğümüzde biraz abartarak oynamak geekiyor. Çünkü o dönemin anlayışı biraz göstererek oynamak. Ben yaşıyorum ve ondan böyle ifade ediyorum. Diğgerleri için de bu geçerli. O dönemin oyunculuk anlayışından bir tat bırakmasına karar verdik. Bazen ciddiye alınıyor “zaman zaman kötü oynadı” gibi bir durumda çıkıyor, oyun içinde oyunda oynuyoruz.

 

Sabit Doğan: Bütün oyuncuların severek, çoşkuyla oynudığı da görlüyor.

 

Ali Rıza kubilay: Seyircilerden bize ulaşan tepkiler de öyle. Oyunu birlikte kotarmanın, çoşkunun elektiriği seyircilere de ulaşıyormuş. Olumlu veya olumsuz ruh halini seyirci de iyi anlıyor, hissediyor.

 

Sabit Doğan: Tekrar yönetmene sormak istiyorum: Sahnelemede geleneksel tiyatromuzdan orta oyunundan, gölge oyunlarından izler var. bunu daha sonra ‘Sevmekten Öldü Desinler’de de gördük. Bunlar rejinin özgünlüğüne önemli katkılarda bulunuyor. Bu özellikle tercih ettiğiniz bir yöntem mi yoksa oyun metinleri mi sizi yönlendiriyor?

Berfin Zenderlioğlu: Çocukken en eğlendiğim anlardandır, ışığı kapatıp, mum ışığıyla, duvarda yaratmaya çalıştığımız şekilleri izlemek. Bir de Ramazan ayında Hacivat, Karagöz izlemek. Onun haricinde okula dışarıdan bir tiyatro grubu gelirse ne ala. Yoksa tiyatroyla hem hal olma durumumuz yoktu bizim. Niye bu meseleye girdim şunun için: Tabii ki ille de gölge oyunları kullanayım demiyorum, belki de bilinç altım beni hep oralarda gezdiriyor. Geleneksel olanı unutmamayı oradan beslenip “yeni”nin peşinden gitmeyi önemsiyorum. Geleneksel olanı iyi çözümleyip artı olarak onun üzerine ne katabilirim ve nasıl anlatırım benim dert edindiğim bir mesele. Bana gelen metinlerde de bunlara yönelik nüveler gördüğümde ister istemez bu kodlar beni çağırıyor. Ya da benim kodlarım metni oraya doğru çekiyor. Bu kodların içerisinde yaşadığım coğrafyanın, duyduğum tınıların, kültürün, dokunduğum insanın her şeyin etkisi var. Tiyatronun dert edindiği meseleler hayatın içinden ve bir o kadar da insanın içerisindekini açığa çıkaran, fitilleyen bir alan. Yaşadıklarımızın yansıması ve yorumlaması ise yaptığımız, yarattığımız dünya. Ben de bunun yansımasının, yansımasını sahnede görerek heyecanlanıyorum ve heyecanlandırmak istiyorum. Bu dünyanın içerisinde arkaik olanla, gölgeyle, fısıltıyla, geleneksel olanla ilgilenen Antonin Artaud bu anlamda esinlendiğim isimlerden biridir. Doğal olarak da Sherlock Hamid oyununda da bunun etkilerini görebiliyoruz. Anlatıcının sesini kullanmasındaki tınısı, kurulmaya çalışılan kumpanyanın yaşadıklarının Orta oyunundaki karakterlerle benzeş taraflarının da olması beni bütünüyle bahsettiğiniz bu kavramlar etrafında dolaştırıyor. Bunların izini sürerek çağdaş bir sahneleme tabii ki her zaman tercihim olacaktır.

Sabit Doğan; Bir çok oyun yazarı, metnine yönetmenin müdahale etmesini istemiyor.

 

Ahmet Sami Özbudak: Ben paragraf içi yazmayı sevmiyorum. Önemli olan yönetmenle birlikte karakteri doğru konuşturmak. Ben bu toprakların hikâyesini anlatmayı seviyorum.  Buradan beslendiğim için karakterler kendiliğinden geliyor.  Örneğin Yeşilköy ve Bakırköy’ün tarihine baktığımız zaman geçmişlerinden Rum ve Ermeni hikâyelerini edinebiliyoruz.

 

Sabit Doğan: Sherlock rolünü neden kadınlar oynadı?

Ahmet Sami Özbudak:  Sherlock’un çok uyarlaması yapıldı ve Sherlock hep erkekti. Sherlock’u ve Whatson’u kadın olarak sahnede görmek istedim.  O zamanda yaşananları ancak kadınlar Abdülhamid’in karşısına çıkıp büyük bir cesaretle anlatabilirler. Bence geleceğimizi değiştirecek olanlar kadınlardır.

Oradan yola çıkarak yazdım. O zamanlar Müslüman kadınlar sahneye çıkmazlardı. O zamanın koşullarında sahneye çıkmak cesaret işi, oyunun matematiği biraz öyle aslında.

 

Sabit Doğan: Oyun öncesinde provalar dışında ne gibi çalışmalar yaptınız?

 

Ali Rıza Kubilay: Birkaç kitap okuttu yönetmenimiz.

Berfin Zenderlioğlu: Oyuncu merkezli tiyatro yapıyorum ve öyle bir deneyimin içerisinden geliyorum. Bu durumda oyuncuya çok iş düşüyor. Oyunun felsefesini iyi anlamak gerekiyor. Bergson ve komedi üzerine kitaplar okuduk. Anlatı ve seyirci ilişkisi üzerinde durduk. Bunun nasıl daha çok işler hale gelebileceğine yönelik çalışmalar yaptık. İki ay yoğunluklu bir prova süreci geçirdik, bedensel ve zihinsel olarak da çok yorulduk. Benim kendimce bir çalışma biçimim var, daha çok oradan hareket ediyorum. Oyuncunun sadece metni ezberlemesi üzerinden değil, metin ve bedenle kurduğu bağı ve bu bağın, beden hafızasını nasıl harekete geçirdiğini anlamaya çalışıyorum. Bu çalışmalar yaratım süreçlerinde itekleyici güç oluyor.

 

Sabit Doğan: Böylece oyuncu rolünü sahiplenmiş oluyor.  Neyi neden yaptığını bilerek yapıyor.  Benden böyle istendi bende böyle yaptım, demiyor.

 

Berfin Zenderlioğlu: Elbette kurduğunuz yapıyı oyuncuya anlatmak ve onu ikna etmek zorundasınız.  Sahneye koyduğunuz üretimde oyuncunun yönetmene inanması, yaptığı işe ve kendisine inanması çok önemli.

 

Sabit Doğan: Hemen oyuncuya Ali Rıza Kubilay’a soralım; sevmediğiniz, inanmadığınız bir oyunda oynar mısınız? Diyelim oynadınız, ne düşünürsünüz?

 

Ali Rıza Kubilay: Oynamam, desem yalan olur. Bizim gibi 657’ye tabi olan memur sanatçıların işi oyun oynamak. Genel sanat yönetmeni uygun görür bizde çıkıp oynarız kuşkusuz içinde olmak istemediğimiz oyunlar vardır. Ya metni beğenmemişsinizdir ya de yönetmeni yetersiz bulmuşsunuzdur, ama memur olarak bunu yapmak zorundasınız. Kurum tiyatrosunda tercih alanınız pek olmuyor. Mutsuz olmaktansa oynadığı role her açıdan sarılmak gerekiyor. Role inanırsanız mutlu olursunuz.  Bu aslında mesleğe bakışınız, profesyonel olduğunuzla da ilgili. Benim mesleğimi bırakacak noktasına getiren oyunlar da oldu. Ama bu oyun için gerçekten severek oynadım, mesleğin bana hediye ettiği şeylerden biri oldu.

 

Sabit Doğan:  Ahmet Sami Özbudak’a şu konuda, öyle bir kurguda bize bir oyun yaz denilse ne yaparsınız?

 

Ahmet Sami Özbudak: Ben her teklife açığım.  Ben bunu meslek olarak yapıyorum. Bu işin hobi olarak yapılabilecek olacağına inanmıyorum. Çok  emek veriyorum,  birçok metin üzerinde çalışıyorum.  ‘Sherlock Hamid’ üzerinde dört ay çalıştım.  Bu işe profesyonel olarak baktığım için her kurumla çalışabilirim.

 

Sabit Doğan: Sizin örnek aldığınız ya da oyunlarını beğendiğiniz yerli oyun yazarları var mı?

 

Ahmet Sami Özbudak: Benim ustam Yeşim Özsoy, ondan çok etkilendim. Elbette bizden önceki yerli yazarlarımızdan etkilenmeliyiz. Onları okuyup anlamalıyız. Özen Yula benim için çok önemli bir isim.  Civan Canova, Memet Baydur  var.  Evaristo’nun monologları çok iyiydi.  Çağdaşlarımdan da çok etkileniyorum. Çok seviyorum. Berkun Oya da çok önemli kalemlerden. Murathan Mungan’ın dediği gibi sanatçı sanatçıya borçludur. O da muhteşem bir oyun yazarıdır. Henüz sahnelenmemiş ‘Mutfak’ diye bir oyunu var, beni çok etkilediğini söyleyebilirim.

 

Sabit Doğan: Berfin Zenderlioğlu’nun etkilendiği oyun yazarı ve yönetmenler var mı?

 

Berfin Zenderlioğlu: Her ne kadar Sadık Hidayet, Ursula K. Le Guin, Gabriel Garcia Marquez bunlar tiyatro metni yazmasalar bile -Sadık Hidayet’in bir tiyatro metni var- beni en çok etkileyen yazarlardandır diyebilirim. Bu arada tabii ki iyi sahnelenmiş oyunlardan ve metinlerden büyük haz alıyorum. O nedenle günümüz tiyatrosunda yeni ve çağdaş işler yapan ve yazan isimler daha çok ilgimi çekiyor diyebilirim. Örneğin Engin Alkan’ın müzikal oyunlardaki zekice buluşlarını seviyorum. Ayşenil Şamlıoğlu’nun yönettiği oyunları beğeniyorum. Yeşim Özsoy’un farklı ve yenilikçi kafasını, Mirza Metin’in metinlerindeki masalsı dilini seviyorum. Yiğit Sertdemir hayranlığım vardır. Özen Yula ve Civan Canova metinleri keza yine yaratıcı. Ve şu an yazar kalemi artık güçlü sayabileceğim bir çok tiyatrocu arkadaşımız var. Murat Mahmut Yazıcıoğlu, Firuze Engin, Sami Berat Marçalı, Ceren Ercan, Didem Kaplan, Ebru Nihan Celkan ve daha çokça.

 

Sabit Doğan: Bugüne kadar oyun yazarı eksikliğinden yakınılırdı. Son zamanlarda oyun yazarı sayısında önemli bir artış gözlemliyoruz. Sizin değerlendirmeniz nasıl?

 

Ahmet Sami Özbudak: Yeşim Özsoy’un ‘Yeni Metin Yeni Tiyatro’ projesini çok başarılı buluyorum.  Türkiye’de geleceğin tiyatrosunu belirleyecek bir şey.  Oradan müthiş yazarlar çıkıyor. Kültür Bakanlığının destek vereceği bir proje aslında.  İstanbul, Ankara, İzmirDeki tiyatro okulları Yeşim Özsoy’un yaptığını yapamıyor. Eğitici oldular ama az sayıda yazar yetiştirdiler… Mesela bizim ‘Balat Monologları’ndan çok güzel yazarlar çıktı. Orada bir sürü kalemle tanışıyorsunuz. O çalışmanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Metinden o potansiyeli görebiliyorsunuz. Oradan da çok isim çıkacak.

 

Berfin Zenderlioğlu: Alternatif tiyatro mekân kurucuları aynı zamanda yeni yazarları da bu noktada tetikledi ve etkiledi. Neredeyse açılan her mekanın kurucuları kendi özgün metinlerini yazıp, yönetmeye başladılar. Dışarıdaki daha yeni yazmaya başlayan yazar adayları bu durumdan güç alarak yazmaya, yazdıklarını yönetmeye başladılar. Aslında bu durum şimdi tam da bu dönem tiyatromuzun temellerini atan, şekillenmesini sağlayan önemli bir adımdır. Şimdi isminden bahsettiğimiz bir çok tiyatrocu –daha eskileri tabii ki saymıyorum- son 10 yıl içerisinde bu deneyimleri yaşayan sanatçılardan oluşuyor. Bu durum biraz risk alınarak yapıldı. Ve çok da iyi oldu.

 

Sabit Doğan: 21. yüzyıldayız. Bu durumda tiyatromuzun gidişatı için neler söylersiniz. Böylece söyleşimizi bitirmiş olalım….

 

Ahmet Sami Özbudak: Ben heyecan verici buluyorum. Türkiye’deki seyirci çok açık. Cesur sahneleme biçimleri de var. ‘Balat Monologları’nın bu kadar tutacağını hiç düşünmüyordum. Seyirciye şans vermek gerekiyor, diye düşünüyorum. Sadece istanbul açısından değil.

 

Berfin Zenderlioğlu: Son altı yedi yıldır seyircinin özel tiyatrolara da yoğunluklu olarak gitmesi ve açılan yeni sahneleri desteklemesi çok değerli bir ayrıntı. Öte taraftan söylem olarak da, biçimsel olarak da bence daha cesur işler ortaya konuluyor. Oyuncuyu da, seyirciyi de, şartları da zorlayan oyunlar sahneleniyor. Şu an tiyatro, Türkiye’de, seyircisinin desteğiyle ayakta kalmaya çalışan, her şeye rağmen üretmeye devam eden, ısrar eden, inat eden bir noktada. Özel tiyatroların ayakta kalabilme olanakları bu ekonomik koşullarda elbette ki çok sıkıntılı. Bir çok grup artık yok, tiyatro yapamıyor. Öte taraftan sahneler açılıyor. Yeni gruplar kuruluyor. Sürekli gel-gitli bir durum yaşanıyor. Biz, inadımız sonucu tiyatro yapıyoruz. Umarım İktidarların kültür-sanat alanına yönelik yaklaşımları iyileştirici yönde değişir de, bu alan biraz daha rahat nefes alabilir.

 

Ahmet Sami Özbudak: Şu anda Romanya tiyatrosu çok zirve bir noktada. Orada da var. Kıskançlık, birbirinin önüne geçme, en sert şekilde eleştirme bunların hepsi de var. Tiyatroda gerçekten bir ilerleme hissediyorum. Edebiyat bile bir duraklamaya geçti. Bir dil arayışı daha cesur söyleme,  ben gidişatı iyi görüyorum.

 

 

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.