Türkiye’den 10 Sanatçı, 180 Yıl Sonra Aynı Rotada  “Bir Yol Öyküsü”

0

Yeni Sergi

05 Aralık 2019 – 1 Mart 2020


Pera Müzesi, bu kez izleyicileri batıdan doğuya, Kiklad Adaları’nın mavisinden Sina Dağı’nın eteklerindeki kumlara uzanan bir fotoğraf yolculuğuna çıkarıyor. Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl başlıklı sergi, tam 180 yıl önce 1839’da, fotoğrafın bulunuşunun ilanından hemen sonra gerçekleşen ilk fotoğraf gezisinin rotasında şekilleniyor. Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği sergide Türkiye’den 10 fotoğrafçı, Marsilya’dan Şam’a 30’u aşkın tarihi kenti 180 yıl sonra yeniden, günümüzün fotoğraf teknikleri ve güncel bakış açılarıyla yorumluyor. Sergi, 5 Aralık 2019 – 1 Mart 2020 tarihleri arasında görülebilecek.

 

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yılbaşlıklı özgün sergiyle bugüne dek gerçekleştirdiği fotoğraf temalı sergilere bir yenisini ekliyor. Müzenin geride bıraktığı yıllar içinde, fotoğrafın ilk yıllarından fotojurnalizme ve çağdaş yorumlara uzanan geniş yelpaze, tarihi bugünle buluşturan bu sergi ile yeni bir boyut daha kazanıyor.

1839’da, fotoğrafın ilanının hemen ardından gerçekleşen ilk fotoğraf gezisi, Marsilya’dan başlıyor, Doğu’nun tarihi şehirlerine ve medeniyetlerine uzanıyordu. Bu ilk fotoğraf gezisinin gerçekleşmesinin 180. yıldönümününde düzenlenen serginin küratörlüğünü, fotoğraf alanında yaptığı araştırma ve yayınlarla tanınan Engin Özendes üstleniyor. Sergi, farklı yaklaşımlara sahip 10 fotoğraf sanatçısının, aynı rota üzerindeki bu tarihi kentlere yolculukları sırasında kentleri özgün fotoğraf dilleriyle yeniden yorumladıkları çalışmaları bir araya getiriyor. Küratör Engin Özendes, “Tüm bu görsel yolculuğu planlarken, günümüzün gelişmiş ulaşım ve iletişim koşullarında, çekimlerin bazı yerlerde 180 yıl öncesinden daha zorlu olacağını düşünmemiştik” diyor ve ekliyor: “Tam iki buçuk yıl süren bu büyük proje çekime ilk gidenler ve son gidenlerle gerçek bir yol öyküsüdür.”

Bu “yol öyküsü”nün kahramanları Coşkun Aral, Laleper Aytek, Ali Borovalı, Murat Germen, Sinan Koçaslan, Yusuf Sevinçli, Alp Sime, Lale Tara, Serkan Taycan ve Cem Turgay. Küratör Engin Özendes sanatçıların üretimini şu sözlerle yorumluyor:

“Serkan Taycan bu projede, eleştirel ve güncel bakış açısına sahip fotoğraf diliyle bizlere Marsilya, Livorno, Malta ve Roma’yı anlatıyor. Laleper Aytek Siros Adası’nda, ruhlarına dokunmaya çalıştığı insanların, mekânların, durumların, birbiriyle ilişkisiz ayrıntıların ve anların peşine düşüyor. Ali Borovalı doğa ve yerel kültüre odaklanan röportaj tadındaki seri fotoğraflarında Paros, Naksos ve Santorini Adaları’nı gerçekçi ve yalın sanatsal üslubuyla yorumluyor. Murat Germen fotoğrafı bir ifade ve araştırma aracı olarak kullanarak, İskenderiye, Kahire, Luksor ve Süveyş’te gördüğü şeyleri doğrudan iletmek yerine, sanatsal bir üslupla fotoğraflarına yansıtıyor. Her zaman karmaşa içindeki Ortadoğu’yu iyi tanıyan Coşkun Aral Sina Dağı, Gazze, Beytullahim, Kudüs, Nablus, Sayda, Deyrülkamer, Şam ve Trablusşam’a ilişkin deneyimlerini bir foto muhabirinin gözünden aktarıyor. Sinan Koçaslan, Baalbek ve Beyrut’u modern bir yaklaşımla fotoğraflarına yansıtmaya çalışırken, Yusuf Sevinçli Larnaka ve Rodos’u, insanda huzur ve nostalji duygusu uyandıran günlük deneyimler üzerinden görüntülemeyi tercih ediyor. Kos Adası’nı bir görsel öykü anlatıcısı ve deneysel oyuncu üslubuyla ele alan Lale Taraöyküsünü, kostümden mekân seçimine ve ışık kullanımına kadar bir film seti titizliğinde hazırlayarak sunuyor. Cem Turgay, eleştirel bir bakış ve deneysel bir üslupla İzmir’i ele alırken, Alp Sime gündelik yaşamı yansıtan siyah beyaz gerçekçi fotoğraflarında, modernin dilini de kullanarak Çanakkale ve İstanbul’un izini sürüyor.”

Fotoğrafın İcadı ve Doğu’ya Yolculuk

Fotoğrafla ilgilenenler için 1839 yılı önemli bir tarihi işaretler. 1839 yılında hem fotoğrafın bulunuşu ilan edildi, hem de Marsilya’dan başlayarak Doğu’nun tarihi şehirlerine ve medeniyetlerine uzanan ilk fotoğraf yolculuğu başladı. Fransız ressam Émile Jean Horace Vernet, diorama tekniğini bulan isimlerden ressam Charles Marie Bouton vedaguerreotypist Frédéric Auguste Antoine Goupil-Fesquet, 1839 yılının Ekim ayında fotoğraf çekmek üzere Marsilya limanından yola çıkıp Livorno, Malta, Siros, Paros, Naksos, Santorini, İskenderiye, Kahire, Luksor, Süveyş, Sina Dağı, Gazze, Beytüllahim, Kudüs, Nablus, Sayda, Deyrülkamer, Şam, Trablusşam, Baalbek, Beyrut, Larnaka, Rodos, Kos, İzmir, Çanakkale, İstanbul ve Roma’dan geçtiler. Ekip bundan tam 6 ay sonra, 1840 yılının Nisan ayında Marsilya’ya geri döndü. Frédéric Auguste Antoine Goupil-Fesquet, bu seyahatin izlenimlerini 1843’te yayımlanan Voyage d’Horace Vernet en Orient (Horace Vernet’nin Doğu Seyahati) adlı kitabında aktardı.

Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl sergisi ise günümüzün gelişmiş fotoğraf teknikleri ve farklı bakış açısıyla kendi hikâyelerini anlatmaya odaklanan 10 fotoğraf sanatçısının yol öykülerini sanatseverlerle buluşturuyor. Başta fotoğraf sanatına ilgi duyanlar ve tarih meraklıları olmak üzere izleyicilere keyifli bir seyir vadeden bu sergi, 1 Mart 2020 tarihine kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilir.

Pera Müzesi Salı’dan Cumartesi’ye 10:00 – 19:00 saatleri arasında, Pazar günleri ise 12:00 – 18:00 saatleri arasında gezilebilir. Müzede Cuma günleri hem uzun hem de ücretsiz! “Uzun Cuma”larda müze 18:00 – 22:00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. “Genç Çarşamba” günlerindeyse tüm öğrenciler müzeyi ücretsiz ziyaret edebilir.

PAYLAŞIM
Önceki İçerikHİÇLİĞİN HARMONİSİ ‘PARAVANLAR’I Yağmur Yağmur ile Konuştuk/ Röportaj:Sabit Doğan
Sonraki İçerikCİHANGİR ATÖLYE SAHNESİ’NDE (CAS) “KAMERA OYUNCULUĞU” EĞİTİMİ 7 ARALIK’DA BAŞLIYOR
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan