Mezeci Çırağı’nın Yönetmeni Battal Karslıoğlu İle Konuştuk

0

Son yıllarda sinema seyircisi çok sayıda yeni film ile tanıştı.İlk filmler, yeni yönetmenler, yeni oyuncularla…Bunlardan biri de bu hafta vizyona giren  ‘Mezeci Çırağı’ filminin yönetmeni Battal Karslıoğlu ile bu ilk filmini ve çekim serüvenini konuştuk.

 

Mezeci Çırağı ilk uzun filmimiz. Bu film sinema serüveninize nasıl bir yön verecek?

Mezeci Çırağı filminin yönetmenlik anlayışımı, tam anlamıyla henüz tanımlayabileceğini düşünmüyorum, çünkü henüz vizyona girebildiğim ilk uzun metrajım. Daha önce yapmış olduğum psikolojik gerilim ya da varoluşçu, yeraltı edebiyatına dayalı kısa filmlerim, sanırım film yapma tarzımda daha belirleyicidir, ancak şu an bir tarz belirlemekten çok denemeler yapıyorum. Bir de tabi bağımsız filmler yapıp daha sonra vizyona film yapmak, yönetmen olarak kendini tanımlama anlamında bayağı bir karmaşıklığa yol açıyor. Çünkü hikayenizi halka anlatacaksınız ve burada sizin tarzınızdan çok onlara nasıl anlatabileceğinizi düşünmeniz gerekiyor

Bir film sizde nasıl oluşuyor, hangi aşamaları yaşıyorsunuz?

Önce hayal ederek kesinlikle… hayal ederek …. ve hayal ederek , sonra oturup hikayesini ve senaryosunu yazıyorsunuz, sonrası muamma…

Oyuncu seçiminiz ne gibi faktörlere bağlı?

Aktörün sadece aktörlüğüne ile değil bir birey olarak, duruşuna kişiliğine çok önem veriyorum. İlk önce kişiliği öz verisi benim için çok önemli, sonra senaryoda hikayede tasvir edilen resme uygunluğu geliyor, sonrasında da role yatkınlığı ve yeteneği geliyor. Oyuncunun herhangi bir eğitim almış olmasıyla herhangi bir diplomaya sahip olması ile ilgilenmiyorum açıkçası

mezeci-ciragi-2

Filmde nasıl bir atmosfer yaratmaya çalıştınız?

Film eski tarihi bir han içinde yaşamları ve iş koşullarını sürdürmeye çalışan bir avuç esnafı anlatıyor ve 70’li yılların sonlarında geçiyor, Filmin atmosferinin olabildiğince doğal olması için uğraştım açıkçası o esnafın arasında geçen şakalaşmalar, selamlaşmalar, kavgalar, dedikodular, herkesin birbirini tanıyor olması…yaşayan bir mekanizmaydı. Doğal ve basit olmalıydı, sıcak olmalıydı, samimi doğal bir atmosfer oluşturmaya çalıştım, olup olmadığını izleyip göreceğiz

Filminizin ana duygusu nedir?

Karakterler üzerinden anlatılan bir hikaye Mezeci Çırağı , bir konuyu tema edinmiyor, karakterlerin hikayelerine kısa kısa değinerek ilerliyor , ana duygu olarak bir şey diyemem ama Yeşilçam tadında bir film, bazen gülüyor bazen hüzünleniyor bazen de merak ediyorsunuz ee şimdi ne olacak diye ?

Biz yönetmenler hikaye anlatıcısıyızdır

Vermeye çalıştığınız bir mesaj var mıydı? Bunu gerçekleştirebildiniz mi?

Herhangi bir mesaj vermeye çalışmadım, filmlerde de mesaj kaygısını anlamsız bulurum. Yönetmenler bir hikaye anlatıcısıdır. Bende bir hikaye anlattım, dinlerken, okurken keyif aldığımız öyküler gibi bende izlerken keyif alınacak bir öykü anlattım

Filminizin tamamlayıcı parçaları arasında neleri görüyorsunuz?

Bir filmin en tamamlayıcı dört unsuru vardır ses, görüntü, müzik ve kurgu… ilk kurgu denemelerinde  O, film müzikleri çokta içime sinmemişti açıkçası daha sonraları yolumuz sevgili Umut Sefa Yıldız ile kesişti filmin ilk demo kurgusunu izledi ve sonra müziklerini çalıştı , her şey o kadar güzel oturdu ki , sinematografisi çok iyi bir film ancak bir müzik ihtiyacı baya baya hissediliyordu son kurgularda en tamamlayıcı parça açıkçası Umut Sefa Yıldız’ın filmim için yaptığı özgün film müzikleri oldu.

battal-karslıogluFilminizin gişede büyük ilgi yaratması mı önemli yoksa izleyenlerden olumlu dönüşler almak mı?

Filmim hakkındaki olumlu eleştiriler, olumsuz eleştiriler olumlu ve beğenilmiş geri dönüşler, benim için paha biçilemez çok önemli. Ancak vizyon dediğimiz platform çok zor, çok zahmetli ve çok masraflı bir yarış platformu, bu gişe yarışında da filmin büyük ilgi yaratması da devam edebilmek ve var olabilmek adına çok önemli.

Gişede oldukça başarılı olmuş bir film iyi bir film midir sizce?  Bir filmin iyi bir film olduğunu neye göre değerlendirirsiniz

O kadar değişken ki , kimi zaman bir çok iyi film hak ettiği değeri görmüyor gözden kaçıyor diyelim, ancak kimi zamanda oldukça vasat , kotarılmış bir iş gişede oldukça başarı sağlayabiliyor ama bazen de her şey çok adil oluyor iyi film iyi iş yapıyor kötü, bir film iş yapmıyor. Bu vizyon içinde böyle festivallerde alınan ödüller içinde böyle, çok muallakta bir durum

Karakterlerden biraz bahsedebilir misiniz?

Mezeci Çırağı; sevgili Özkan İrman’ın, aynı zamanda filmimizin yapımcılığını üstlenmiştir, (Pirinç Hanı /Mezeci Çırağı) isimli kısa romanından uyarlanarak senaryo haline geldi. Karakterleri çok olan bir romandı, ancak senaryo aşamasında azalttık tabi ki…Han’ın en eğlenceli karakterlerinden kundura işi ile uğraşan Deşkel Mustafa karakterimiz var, Murat Ercanlı canlandırdı bu karakteri, olur olmadık patavatsızca şakalar yapan esnafla eğlenen biri. Deşkel Mustafa’nın kalfaları Kula Recep, Halil karakterlerimiz var , beraber büyümüşler handa. Muş ‘tan gelip Türkçe’yi bile handa öğrenen bir Kadir karakterimiz var. Sevgili Deniz Oral’ın canlandırdığı adı gibi mümin oturaklı bir Berber Mümin’imiz var, kumara olan düşkünlüğü ile bir türlü bir düzen oturtamamış bir Metin karakterimiz var ve tabi ki sevgili Yusuf Atala’nın hayat verdiği Mezeci İsmail Hakkı karakteri ve onun oğlu mezeci çırağı Özkan, karakterimiz var. Han’ın dışında ilerleyen kısımlarımızda da sevgili Nazlı Kar’ın canlandırdığı sara hastası bir kız olan Sevgi , deneyimli oyuncularımızdan Pınar Gordie’nin hayat verdiği Mükerrem Hanım karakterimiz var. Hikayemizi zaten çırağın gözünden anlatıyoruz. Çok daha fazla renkli karakterlerimiz var ama uzar şimdi onları da filmi izlerken tanırız artık.

Oyuncuların kamera önünde olduğu kadar kamera arkasında da sinerji içerisinde olması gerektiğini ve olduğunu düşünüyor musunuz?

mezeci-ciragi-3Kamera önünde aktörlerin rolü ile ve partnerleri ile olan sinerjisi çok önemli, onlar rahat oldukça çok farklı duygular yakalayabiliyoruz. Ama kamera arkasında bu sinerjinin iletişimin olmasına kesinlikle karşıyım, mümkünse kamera arkasında birbirleri ile diyalog dahi kurmasınlar, tanımasınlar dahi birbirlerini, sette iyi ekip ya da biz bir aileyiz gibi kavramlardan nefret ederim, asla samimi değildir dedikodu ve birbirlerini kötüklemekten başka bir işe yaramaz, profesyonelce bakmak gerek

Gelecekte aynı kadroyla çalışmalar yapacağınızı düşünüyor musunuz? Öyleyse, bu projeler neler olabilir?

Bu projeye göre değişir, bir önce ki sette ki davranışlara, özverilere göre değişen bir durumdur. Her yeni projede yeni kişilerle tanışma ve çalışmayı isterim farklı işleri farklı kişilerle yapmalısınız.

Çekim esnasında ne gibi sorunlar ile karşılaştınız?

Çekimleri gerçekleştirdiğimiz tarihi bir mekan olan Vezirhan’ın restore çalışmalarına başlanacaktı. ve acele etmemiz gerekiyordu, resmi prosedürlerde sıkıntımız oldu biraz ancak Kayseri Valiliği devreye girince çözdük, onun haricinde ciddi bir sıkıntımız olmadı sağ salim tamamladık çekimlerimizi

 

www.dirensanat.com

 

PAYLAŞIM
Önceki İçerikDASDAS ZENGİN BİR PROGRAMLA AÇILDI
Sonraki İçerikZehra İpşiroğlu:Sanatta Belgesellik ve Ah Filmi Üzerine
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan