Adalet düşüncemizi geliştirecek bir festival: Suç ve Ceza Filmleri Festivali

0

 Adalet düşüncemizi geliştirecek bir festival: Suç ve Ceza Filmleri Festivali

Röportaj: Sabit Doğan

adalet
Sabit Doğan
mail:info@dirensanat.com

Film Festivali zengini olan ülkemizde ‘tema’lı festivaller pek ilgi görmüyor. Altı yıldır bir festival, bu eksikliği doldurma çabasında. ‘Suç ve Ceza Film Festivali’ sinema ile adalet arasındaki bağları ortaya koymaya çalışan filmlerle oluşturulan bir festival. Festivalin koordinatörü Bengi Semerci ile ‘Suç ve Ceza Film Festivali’nin doğuşunu, bugüne kadarki serüvenini ve bu yılın programını konuştuk…

Öncelikle ‘adalet’ temalı bir festival düzenleme düşüncesinin nasıl doğduğunu sormak istiyorum… ‘Suç ve Ceza Film Festivali’ nasıl başladı, nasıl gelişti?

Suç ve Ceza Film Festivali’ fikri tam bir cahil cesareti ile doğdu. Festival başkanı Profesör Adem Sözüer hukuki konularda çok sayıda toplantı düzenler ya da katılır. Bu toplantıların birinde yurt içi ve yurt dışı çok katılımlı ve önemli konuşmalar yapılıyordu. Ama önemli toplumsal konular olmasına rağmen sadece akademisyenler dinliyordu. Bunu nasıl toplumla bütünleştirebiliriz diye düşündük. Fikir ve görüşler öne sürüldü, tartışıldı… Sonunda bunu bir sanat etkinliği ile birlikte yaparsak daha çok insanın dikkatini çekebiliriz düşüncesi öne çıktı. En uygun alan ise sinemaydı çünkü toplumu en çok ilgilendiren (toplumun aynası ) sanat dalıydı. Bunu bir film festivali ile yapabilir miyiz, diye araştırmaya başladık ve karar verdik. Bugünden bakınca tam bir cahil cesaretiydi. Bu arada Adem Sözüer’in hiper aktivitesini unutmuşuz, bu tartışmaların ertesi günü hepimiz konu hakkında daha konuşur düşünürken, o, festivalin ismini koymuş. Müracat etmiş ve gerekli yasal altyapılarla ilgili dosyaları hazırlamıştı.

Suç ve Ceza Filmleri Festivali’ adı nasıl aklınıza geldi?

Dostoyevski’den yola çıktık. ‘Suç ve Ceza’ romanından… Bir hukuk fakültesinin çatısı altında başladığı için, bir şekilde ironik olarak başladı. Adalet tamamen suç ve cezadan ibaret değildir. Adalet çok daha geniş bir kavram ama adalet deyince herkesin aklına suç ve ceza geliyor. Bir yandan da ‘Suç ve Ceza’ romanı çok tanınmış bir roman… Bugün olsa belki doğrudan ‘Adalet Festivali’ derdik… Bir kez öyle başladık öyle de gitti.

bengi
Bengi Semerci -Sabit Doğan

Filmleri seçerken nasıl bir yöntem izliyorsunuz. Belirli ölçütleriniz var mı, yoksa belirli filmleri davet mi ediyorsunuz?

Festivale başladığımızdan bu yana genel konumuz ‘adalet’… Ana tema ‘herkes için adalet’… Her yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ile birlikte akademik programlar ve toplantılarla paralel yürütüyoruz. Bu nedenle ‘adalet’ çok geniş bir kavram, başlıklar seçmek çok zor. Her yıl ‘adalet’ kavramının şemsiyesi altından bir konu belirliyoruz; dünyada ön plana çıkan o yıl çok tartışılan bir konu… Daha güncel olan sorunları ele almaya çalışıyoruz. Adalete ulaşmada zorluk çekilen konuları belirliyoruz… Film seçerken ilk kuralımız da bu. Yani film adaletle ilgli olacak. Ama adalet sadece yasalarla ilgli olan adalet değil. Vicdani adalet de dahil olmalı. Hem de o yıl seçtiğimiz konuya özgü programlar olacak. Birim içerikleri olacak. Bunun biraz daha cazip olması için yeni filmler olması gerektiğine karar verdik. Başka festivalleri inceledik festival denildiğinde ‘yeni film’ olması gerektiğini gördük. Filmleri bir önceki yılın ve o yılın filmlerinden seçiyoruz.

Amötörce başladığınızı söylüyorsunuz ama sıkı kuralları olan oldukça profesyonal bir festival…

Evet, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin katılımının olmasının etkisi var. Çok iyi yönetmelik yazmayı biliyorlar. Yeni olacak, Türkiye’de oynamamış olacak. Son yıllarda en azından vizyona girmemiş olacak. İstanbul’da gösterime girmemiş, internette izlenmemiş, bir başka festivalde gösterilmemiş olacak. Aslında oldukça sert kurallarımız var.

adaletBir kontejan sınırınız var mı? Türkiye’den ve yabancı ülkelerden belirli bir oran olarak…

Hiçbir zaman öyle bir ayrıma girmedik. Zaten sanatın evrenselliğine de aykırı. Belirli bir kalitenin üstünde olduktan sonra nerden çekilirse çekilsin hiçbir önemi yok. Ama aslına bakarsanız gönlümüz ister ki keşke o güzel filmlerin bir çoğunu bizim ülkemizdeki yönetmenler çekebilmiş olsaydı. Ama maalesef çok az. Temalı film festivali yaptığımız zaman Türk sineması ile ilgili önümüzde iki engel var. İlk engel; O temada o yılda çekilen film sayısı çok az. Zaten Az olduğu için aradığımız temaya uygun film bulmak çok zor. Ikincisi; ilk başladığımız yıllarda Türk yapımcılar veya Türk yönetmenler bizi ciddiye almadılar. Filmlerini çok daha ciddi buldukları festivallerde göstermek çok daha cazip geldi. Geçen seneden itibaren biraz onu kırmaya başladık. Geçen sene iki tane yarışmada Türk filmimiz vardı. Bu sene yine iki filmimiz var. Biri ‘Yarışma’ diğeri ‘Panoroma’ bölümünde.

BİR ADALET KUMBARASI YARATTIK

Bu süreçte başka ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Birincisi başlangıçta çok amatördük. Bütçemiz çok kısıtlıydı, sonuçta bir üniversitenin çatısı altında yapıyoruz. Amatör olmanın avantajları da oldu: Bulduğumuz sponsorların hiçbiri kurumsal değil. Sadece Kültür Bakanlığı destek veriyor. Onun dışında “Festival şu kurumun çatısı altında” diyemiyoruz. Tamamen kendi imkanlarımızla yapmaya çalışıyoruz. Dostlarımızdan, arkadaşlarımzdan ufak destekler alıyoruz. Evet, paramız yok ama bir adalet kumbaramız oldu. Orada para yerine dost biriktirmeye çalışıyoruz, adalet gönüllüsü birikmeye başladı. Amatör gruplarla gelen misafirleri evimizde gibi ağırlamaya çalışıyoruz. Yurt dışından gelen sinamacılar, akademisyenler bizim o ülkedeki gönüllümüz haline geliyor.

 

adaletFestival sırasında hukukçularla sinemacılar bir araya geliyor, çok farklı alandan teorisyenler ve uygulamacılar da… Bunların arasında bir iletişim sağlanabiliyor mu? Bu iletişimin ve belki de ortaklığın zaman içinde arttığını, belirli konularda ortaklaşmalar yaşandığını gözlemlediniz mi?

Hukukçular için çok fark etmiyor. Eşzamanlı yürütülen bir akademik program uygulanıyor… Tartışmalarda gösterilen filmler değil, ana tema tartışılıyor. Örneğin konumuz ‘Göç’ olduğunda, göçler ve yarattıkları sorunlar tartışıldı. Bu tartışmalara, yalnız hukukçular değil, sosyologlar, pisikologlar katıldı. Sivil toplum örgütleri de… Sonuç olarak adalet konuları sadece hukukçuların işi değil. Diğer taraftan da sinemalardaki tartışmalara bazı sinamacılar katıldı. Amaç konuya ilişkin konuşmak olduğu için, farklı alanlardan eşleştirmeler yaptık. Önceleri farklı kesimden gelen sinema ve hukukçular kendi kendilerine benim bunların yanında ne işim var diyordu. İkinci günden itibaren müthiş dostluklar kuruluyor. Şu anda bizim dışımızda gelişen akademisyen sinemacı dostlukları var. Geçen sene Amerika’dan gelen akademsiyenlerle filmciler bizden habersiz işbirliği yapıp ortak proje geliştirdiler. İsviçre’den de bir grup böyle bir şey yapmak istiyoruz diye talepte bulundu. Sinema toplumdan kopuk değil, akademisyenlerin de toplumdan kopuk olmaması gerekir. Herşeyin kurallarda, kitaplarda yazdığı gibi olmadığını görüyorlar. O açıdan çok ilginç oluyor. Artık halkı da bu etkinliklerin içine katmaya başladık.

Festival aracılığı ile Bir dizi sorunu gündeme taşıdınız. Amacınıza ulaştınız mı, halkın ilgisinin arttığını gözlemliyor musunuz? Kısaca emeğinize değdi mi?

Değdi… Karşılık olarak neyi beklediğinize de bağlı. Seyirci sayımız gittikçe artıyor. Festivalin bilinirliği arttıkça duyurulabildiğince artıyor. Geçen sene gerçekten beklentilerimizi karşılayan şey oldu: Festival daha da tanındı. Amacımız halkı sadece filmlere değil tartışma toplantılRarına çekmek. ‘Göç’ ile ilgili konuşurken Suriye’den veya başka bir yerden gelmiş insanları da konuşturduk. Sahneye çıkartıyoruz ve herkes dinlesin, sorular sorsun istiyoruz. O kısmını henüz başaramadık. Zamanla bunu da başaracağımıza inanıyorum.

Akademik ortamlar seyirciye itici mi geliyor?

adaletAkademik isimler insanları ürkütüyor. Üniversite dışındaki salonları kullanırsak belki bu çekinceyi aşarız diye düşündük. Onu da denedik, olmadı. Akademik tartışmalarda her kesimden insan olması en büyük hedefimiz. Sinema kısmında iyi filmler oldukça bunlar duyuldukça seyirci artıyor zaten. Bizim sorunumuz, bir tanıtım bütçemizin olmaması, bunu kişisel gayretler ve desteklerle yapıyoruz. Sonra haberi olanlar pişmanlık duyuyor; ne güzel filmler gösterilmiş keşke katılabilseydim, diyenler oluyor. Festivalin sinemaya da katkısı olmasını istiyoruz, ama açılıştaki kadar sanatçı bulamıyoruz tartışmalarda.

KAÇIRDIĞIMIZ FİLMLERE DAHA ÇOK YANIYORUZ

Seçimleri yaparken çeşitli nedenlerle alamadığınız, “keşke şu filmi getirebilseydim” dediğiniz veya “iyi ki bu filmi getirmişim” dediğiniz oldu mu?

Filmleri o kadar eleyerek seçiyoruz ki. ‘Suç ve Ceza Festivali’nin bana kişisel katkısı müthiş oldu, sinema bilgim çok arttı. Her yıl ilanlarımızın sonucu başvuran filmler oluyor. Son iki yıldır Berlin ve Cannes gibi festivalleri daha yakından takip ettik. Seçtiğimiz her film bizleri çok tatmin ediyor. Beğenip getiremediğimiz filmler de oldu. Bazı sinemacılar daha isim yapmış festivalleri tercih ediyor. Ücreti artıranlarla veya isim nedeni ile gelmek istemeyen kişilerle mücadele etmek çok zor. Getirdiğimiz her filmden çok memnunuz ama kaçırdıklarımıza daha çok yanıyoruz.

Bir örnek verebilir misiniz?

Bu sene Berlin Film Festivalinde izlediğim bir film eklendi. gişe filmi değil. Hiçbir ülke de de kolay kolay sinema salonlarında oynamayacak. Çoğu ülkede geçerli olabilen, hukuku ilgilendiren ama adaleti de ilgilendiren çok iyi çekilmiş, çoğu mahkeme salonunda geçen bir film. Bir zamanların Amerikan filmlerinde gördüğümüz mahkeme salonu değil ama. Güney Afrikada kanun değişmesine neden olan bir konuyu işliyor. Gerçek bir öyküden alıntılanmış. Kablolu yayın yapan bir tv şirketi aldı. Rica ettim ama onları ikna edemedim. Bu çok tartışma yaratacak filmin daha çok insana ulaşamayacak olması üzdü beni. Özellikle idam cezasının sonuçlarını gösteren bu filmin, idam çığlıklarınıın ortalığı kapladığı günümüzde görülmeliydi…

MÜLTECİLERİ ALMIYORLAR AMA FİLMLERİNİ ÇEKİYORLAR

Bu kadar farklı temalarda film izlediğinize göre; sinemacılar geçen yüzyılın ikinci yarısına göre, konuya mı yoksa sinemanın teknik ve sanatsal yönüne mi daha önem veriyorlar?

Öncelikle şunu söylemek isterim: Biz filmin sanat bakımından ne kadar iyi olduğuna da bakıyoruz. Bu yüzden teması çok uyduğu için ama iyi çekilmediği için içimiz kan ağlaya ağlaya reddetttiğimiz filmler de oldu. Konu muhteşem ama çok kötü çekilmiş. ‘Tema’ya uygun olması öncelikli değil. ‘Tema’ya uygun ama sinema kalitesi de belirli bir seviyenin üstünde olması şart… Bence her ‘tema’sız sayılan filmin de ‘tema’sı var. Her filmin mutlaka bir mesaj verme çabası var; güçlü ya da güçsüz, yoğun ya da çok az hissedilen…

Bu tür sorunları işleyen filmlerde hangi ülkelerin sineması ağır basıyor?

Üçüncü dünya dediğiniz ülkelerin konuları tabiki daha ön planda ama bu filmleri onlar çekmiyorlar. Gelen filmler hep bildiğimiz büyük ABD, Avrupa şirketlerinin ortak yapımı. Afrika’nın en ücra köşesindeki bir topluluğun hikâyesini anlatan bir filmin yapımcılarına baktığınızda ABD, Fransa, İngiltere ortak yapımı olduğunu görüyorsunuz. Bu ülkeler, içinde bulundukları durumu sinema diline aktaramıyorlar. Bu işi, kendi sorunlarından uzaklaşmak ve kendi sorunlarının çok da gündemde olmasını istemeyen maddi açıdan gelişmiş ülkeler yapıyor. Bu filmlerin o ülkelerin sorunlarının çözümüne ne kadar faydası oluyor ondan çok emin değilim. İzlendiğinde “vah vah” denilip geçiliyor mu yoksa araya katılan kurtarıcılarla konu farklı yönlere mi çekiliyor? Bir önceki sene bizim konumuz mültecilerdi. Mülteci filmlerin büyük bir çoğunluğu Fransız’ın yapımı. Burda bir ironi var; filmleri mültecilere sınırlarını kapayan bir ülkenin çekmiş olması.

ABD’NİN YOKSULU İLE FİLİPİNLER’İN YOKSULU FARKLI

Bu yılın ‘tema’sı ‘yoksulluk’… Bu seçimin özel bir nedeni var mı?

bengi‘Suç ve Ceza Film Festivali’ 2011 yılında başlarken Anayasa oylaması vardı. O yüzden konumuz ‘Darbeler’di. Geçmişle hesaplaşmaktı amacımız ve çok ilginç bir gerçekle karşılaştık. Bu kadar çok darbe yaşamış bir ülkede doğru dürüst bir darbe filmi yoktu. Yoksulluk çok önemli bir konu. Çünkü çok sayıdan sorunun kaynağını oluşturuyor. Adaletle ilgili hangi olayı araştırsak mutlaka temelinde yoksulluk çıkıyor.

 

O halde çok sayıda film izlediniz. Bu birikime dayanarak, hem dünyadaki yoksulluğun hem de beyaz perdeye yansımasının dağılımı hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Her ülkenin yoksulu farklı. Genel anlamda yoksul olan ülkelerde perdeye yansıyan yoksulluk başka bir yoksulluk. Gelişmiş ülkelerin yansıttığı yoksulluk diğer ülkelere göre çok daha farklı. Onlara baktığınızda evleri var, az bir gelirleri var ama kredi kartlarını ödeyemiyorlar… Ancak bazı Asya Afrika ülkelerinde insanlar tarlalarda darı taneleri toplayıp, paçavralarda yaşıyorlar. Amerika’nın yoksulu ile Filipinlerin yoksulu aynı değil. Sinemaya yansıyan kısmı ile söylersek, yoksulluğu yansıtma şekli farklı. Sadece yoksulluğu yansıtan film çok sayıda değil.

‘Yoksulluk’ çok az dillendirilen bir konu mu?

Hayır daha çok bütünün içinde parça kalmış gibi kalmış bir konu. Konunun akışı içersinde çok sayıda filmde yoksul tiplemeler bulabilirsiniz ama çok ön planda olan karakterler değildir. Bir de bunun ticari bir bakış olduğunu düşünmeliyiz. Filmin insanların ilgisini ne kadar çekeceği önemli. Hangi seyirci başından sonuna kadar yoksulluğun gösterildiği bir filmi izler ki. Şimdi çekilen filmler daha kentsel yoksulluğu vurguluyor. Ekonomik kriz nedeni ile evini kaybetme, sokakta kalma riski. Kredi kartlarını ödeyememe, emeklilik hakkının olmaması, sağlık sigortasının olmaması gibi.

 Daha çok sinema seyircisinin başına gelebilecek yoksulluk, diyebilir miyiz?

Evet. Kırsal bölgeler Asya’nın, Afrika’nın bazı bölgeleri gözden uzak, ama gelişmiş bir ülkede olsan da her an yoksul olma olasılığın var. Ama şehir de senin başına gelebilir. Yani sen de yoksul olabilirsin. ‘Adalet’e ilişkin sonuçlarıyla da ilgilendiğimiz için, yoksulluğun nasıl başka sounların temelini oluşturduğu ve bunun yansıtılması önemli bizim için. Sonra da çözümü var mı yok mu? Ortak platformda hem film gösterimleriyle hem de tartışmalarla çözümleri araştırıyoruz.

BELGESELLERİ İZLETTİREMEDİK.

Festivalin ‘Belgesel’ bölümü var. Bu konuları belgesel filmlerde daha net görebiliriz…

‘Suç ve Ceza Film Festivali’nde hem uzun metraj hem de kısa metraj film yarışması var. Bu yıl kısa filmlerin konusunun sadece yoksulluk olmasını istedik. Başka konulardan gelenler baştan elendi. Yoksulluk konusunda Ççekilen kısa filmler yarışacak ve ödül verilecek. Bunun için ayrı bir kısa film jürimiz var. Belgesel konusuna gelince; belgeselleri izletmeyi beceremedik biz. Daha önceki yıllarda her türlü yöntemi denedik. Atlas sinemasında ayrı bir salon tutup, bütün belgesellerin 10 liraya izlenebilmesini sağladık. Çok az seyirci geldi.

Bilet fiyatlarınız çok ucuz. Bunun seyirciye etkisi yok mu?

suc-18Sanırım bizim kadar ucuz bilet satan başka bir film festivali yok. Biz gişe gelirinin çok çok altında bir bilet fiyatı belirliyoruz. Özellikle de üniversite öğrencilerinin gelmeleri için. Yapımcı ile gişe filmleri üzerinden bir anlaşma yapmıyor, telif ücreti ne ise ödüyoruz. Gişe garantimiz yok. Gişeden maddi bir beklentimiz de yok. Biletler öğrencilere bu yıla kadar beş lira idi, altı lira oldu. Tam bilet 10 lira idi bu yıl 12 lira oldu. Festival seyircisinin çoğu öğrenci. Gerçekten sinema meraklısı çok az, bir de “ben festivale gittim” demek için giden bir grup var. Biz henüz “mutlaka gidilmeli ” grubunda bir festival olamadık.

Flmler hukuk öğrencilerini, akademisyenleri etkiliyor mu?

Etkiliyor. Bakış açısını değiştiren çok farklı olayları görüyorsunuz beyazperdede. Bunun yanına bir de tartışma eklerseniz o yönünün sadece yasa kitabında yazan bir olay olmadığını görmüş oluyor. Maddelerden ibaret olmadığını, bir arkası olduğunu, bir insan yanının olduğunu… Çünkü eğitimdeki “bu suçun yasadaki yeri şudur, maddesi, verilecek cezası budur”un dışına çıkmış oluyorsunuz. Tartışmaların çok işe yaradığını düşünüyorum. Daha çok öğrenci gelse keşke. Bizim duyurmakla ilgili ciddi bir sıkıntımız var.

Festival’in özel bölümleri var…

suc-1330 tane uzun metrajlı festival filmi var. 10 tanesi yarışma filmi, 20’si de Panaroma bölümünde gösterilecek. Bu yıl bir değişiklik yaptık. Bu yılın konusu ile ilgili çok kült olmuş filmlerden bir seçki yaptık. Üç tane dünya sinemasından: ‘Gazap Üzümleri’, ‘Modern Zamanlar’, ‘Şehrin İki Yüzü’. Üç filmed Türk sinemasından: MSÜ tarafından bu yıl restore edilen ‘Üç Arkadaş’, Türkan Şoray ile Bulut Aras’ın rol aldığı ‘Sultan’ ve Derviş Zaim’in bu yıl çekiminin 20. yılı olan ‘Tabutta Röveşata‘ filmi.

Her yıl olduğu gibi bir Sinema ve bir de Akademi de Onur Ödülü veriyoruz. Bu seneki Sinema Onur Ödülü’müz İranlı yönetmen Rakhshan BaniEtemada verilecek. Adını ‘Şehrin İki Yüzü’ diye biz çevirdik ama orijinal çevirisi ‘Şehrin Derisi Altında’ filmini gösteriyoruz. Şah’ın gidip Humeyni’nin geldiği geçiş dönemindeki olayları, yoksulluktan kurtulma çabalarını Tahranlı bir ailenin yaşadıkları üzerinden anlatıyor.

Açılış filmimiz ‘Ma’Roza’ bir Filipin filmi. Bu yıl Cannes’da yarıştı, başrol oyuncusu Jaclyn Jose ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülünü aldı. Yoksulluk ve yolsuzluğun muhteşem, sade bir dille ama çok çarpıcı anlatıldığı bir film. Dört çocuklu bir anne ve çocuklarının sadece bir gece içinde yaşadıklarını anlatan bir film. Yoksulluğu bu kadar çarpıcı anlattığı ve adaletle bağlantısını çok iyi verdiği için açılış filmi olarak seçtik.

 

Son cümle…

Bu ülkede herkes her zaman adaletten bahsediyor. Adalet bu kadar soyut ya da bu kadar somut bir kavram değil. Sadece sözden ibaret olmamalı. O adalet duygusunun yerleşebilmesi için insanların bakış açılarını geniş tutmaları gerekir. Sadece “kim suçlu kim suçsuz, ceza verelim, asalım mı, cezaevine mi tıkalım” tartışmasının dışında hepimizin kendi adalet fikrimizi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bunun da sanatla çok daha iyi yapılabileceğini düşünüyorum. Onun için televizyonlarda tartışma programları izlemek yerine gelin ‘Suç ve Ceza Film Festivali’nde film izleyin diyorum.

Festival hakkında daha geniş bilgi almak için 6. Suç Ve Ceza Filmleri Festivali’nin Resmi Web Sitesini ziyaret edebilirsiniz.

www.dirensanat.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.