YAŞAR İLKSAVAŞ ORHAN KEMAL'İN TİYATROSU (2)

0

 

Şimdi, Orhan Kemal’in oyunlarındaki konusal çizgilere bir göz atalım:

YAŞAR İLKSAVAŞ
YAŞAR İLKSAVAŞ

Orhan Kemal, 72. Koğuş’da doğrudan doğruya, toplumumuzdaki değer çatışmasını ele almıştır. Bu çatışmayı ele alışında çok bilinçli, ödünsüz davrandığını söylemek yeni bir yorum olmayacak… 72. Koğuş, inanmadığı, tanımadığı, kavrayamadığı bir sahte değerler dünyasına sığamayarak, suça itilmiş insanları ele alırken. Bir yandan da bu sahte değerler dünyasını enine boyuna taşlar, lânetler. Toplumsal düzenin yapay, uydurma, özel değeri olmayan çıkarcı dünya görüşü; bu dünya görüşünü temelleyen, kurallayan sırıtkan hukuk anlayışı 72. Koğuş’da bir tokat gibi çarpar. Gerçek suçlular cezaevinde yatan, toplumun belli bir katınca hırsızlıkla, katillikle, insanlık dışılıkla adlandırılmış kişiler midir? Yoksa toplumun suç anlayışındaki köklü tutarsızlık mıdır? Oyun, cezaevi insanlarının kolay kolay tükenemeyeceklerini, içlerindeki cevheri yitiremeyeceklerini söyleyerek bildirisel akışını billûrlaştırır.

72. Koğuş bilinçlenme ve bilinçlendirme açısından çok önemli bir oyun. Tiyatromuzda bu yolda yazılmış başka yapıtlar da var. Ancak Orhan Kemal, onlardan açıkça ayrılıyor. Örnekse, Yaşar Kemal’in Teneke’si. Yazar uzun hikâyesinden kaynaklanarak yazdığı bu oyunda, hikâyesinde de gördüğümüz bilinç sakatlığına bolca yer vermiş. Yaşar Kemal’in Teneke’sinde bilinçlenme ve bilinçlendirme aşamalarını göremeyiz. Çünkü yazar, sorununa klâsik bir görüşten yaklaşmıştır: Memleketi okumuş, bilgiç aydınlar kurtarabilecektir. Siyasal Bilgiler’i bitirmiş Fikret Irmaklı, kaymakam Fikret Irmaklı bilgisiz, gerici, tutucu, çıkarlarını savunan ağalarla, düzen bekçileriyle boğuşur durur. Dram kişisi kimliğine bürünür. Oysa asıl dram kişileri, yapıtın sonunda karşı karşıya bırakılmış köy çocuğu jandarmalarla, onların horlamak zorunda kaldığı köylülerdir. Açık bir gerçek: Fikret Irmaklı, istediğince iyi niyetli olsun, yanlış bir savaşma yoluna sapmıştır. Yazar bunu görmez ya da görmek istemez… Oysa Orhan Kemal gerek 72. Koğuş’da, gerekse öbür oyunlarında güncel gerçekleri çok başarılı bir biçimde bilinç düzeyine oturtur. Dram kişileri ya da karşı karşıya bırakılmış sözümona yöneticilerle (devlet memurları, cezaevi görevlileri…) yönetenlerdir (küçük insanlar, suçlular vb…); ya da egemen güçlerin hışmına uğramış mutsuz, acılı, çaresiz, hakları korunmamış, yarının insanını oluşturacak emekçilerdir. Burada Orhan Kemal’in klâsik görüşlere yanaşmadığını, yapıtını asla onlarla beslemediğini de açıklayayım. Orhan Kemal, içinde yaşadığı toplumun koşullarını çok iyi biliyor. Aydınların hangi aşamada yararlı olacaklarını kavrayarak tiyatrosunu kuruyor. Güvendiği, umutlandığı kişiler, apayrı kimlikler taşıyor. Aydınlarla bağdaşmaları, özdeşleşmeleri olanaksız neredeyse. Bugünün aydınlarıyla 72. Koğuş’a bilinç açısından özellikle eğilmeli bugünün aydınları.

72. Koğuş Sadri Alışık Tiyatrosu, Yön: Kemal Başar
72. Koğuş Sadri Alışık Tiyatrosu, Yön: Kemal Başar

İspinozlar’a gelince, bu oyun, kanımca, Orhan Kemal’in bu alandaki en başarılı, en köklü ürünüdür… İspinozlar, bir kişinin (karaborsayı iş edinmiş, aileye içgüveyi olarak giren damat) hikâyesi çerçevesinde, giderek bütün bir mahalleyi, o mahalleyi dolduran çelişik değerler çatışmasını, ayrı sınıflardan insanların ilişkilerini sergiler.

Karaborsacı gelin babası ve ailesi, o mahallede birden belirmiş türedi bir kentsoyluluğun ifadesi gibidirler. Öylesine çirkin, iğrenç, yozlaşmışlardır ki, sınıfsal yapılarının taşıdığı yapay ahlâka bile sığınamazlar… Öte yandan yakışıklı oğullarını bu aileye içgüveyi vermek isteyen yoksul ana-babanın da türedi kentsoyluluğa özenmeleri, ayrı bir trajik noktayı, odaklanmayı oluşturur. İlk bakışta birbirlerine düşman, el ele vermeyi becerememiş, güvensiz yoksul insanlar, asıl mahalleli, sonuçta içgüveyinin ve ailesinin davranışını kınayarak, kendi dünyalarındaki içtenliği, sarsılmazlığı duyarlar. Yapıtın sonunda içgüveyi genç de isyan edecektir. “Her şeyini al, eski günlerim, kaybettiğim sevgilim, fakir ama namuslu günlerim yeter bana. Ben gidiyorum. Bundan sonra kendim için, istediğim gibi yaşamaya gidiyorum.”

 

İspinozlar, Orhan Kemal’in kurduğu, canlandırdığı dünyaya, tiyatro açısından en yakışan oyundur. Kenar mahalle insanlarını bir, iki konuşmayla ustaca çizebilen yazar işlekliği, bu yapıtta belirginleşir. Oyunun kişileri, sözleriyle ve davranışlarıyla tipik birer Orhan Kemal insanıdır. Gene olaylar, oyunun olay dizisi hızlı, akıcı, rahat, gelişken yöntemleriyle Orhan Kemal romanlarındaki solukluluğu simgeler.

“Niyazi Akı, Çağdaş Türk Tiyatrosuna Toplu Bakış adlı yapıtında İspinozlar’ı “Büyük Şehirden Çizgiler” bölümüne katıyor (85-86). Ben bu görüşe katılamayacağım. Orhan Kemal’in İspinozlar’ı , kaynaklandığı Devlet Kuşu romanı da büyük kentin çizgilerini oluşturmaz. Bir Kenarmahallenin değişme, sınıf atlama sorunları işlenmektedir sözkonusu yapıtlarda. Bu kenarmahallenin büyük kentte oluşu, büyük kentin paralı pullu karaborsacı işadamları, onların yaşama biçimi bile İspinozlar’ı kenarmahalle dünyasından ötelere düşürmez… Dahası Orhan Kemal bir büyük kent anlatıcısı değildir. “Küçük insanların”, “günahsız” serserilerin, “kötü yola” düşmüş “küçücük” kızların, futbol delisi delikanlıların, alnının terini kirletmemiş emekçilerin anlatıcısıdır Orhan Kemal.

Orhan Kemal’in tiyatro anlayışında bir kesim insanının güçlüye karşı yenilip, sonra bilinçlenerek, bilinerek başkaldırması egemen. Genellikle bu başkaldırı, gerçekçi yazarlık tutumu dolayısıyla, bireysel planda gelişiyor. Ölüm, aşk, sevgi, dostluk gibi duygusal temalar bilinç parıltısını hissettiriyorlar.

Orhan Kemal’in yapıtları çağdaş Türk tiyatrosuna dünya görüşleriyle, ahlâk anlayışlarıyla, insancıl bir sevgiyle yüklü yeni boyutlar kazandırmıştır. En azından Orhan Kemal’in dünyası yansımıştır bu oyunlarla Türk Tiyatro sahnesine.

İlerici devrimci bir tiyatronun Orhan Kemal’in romanlarından ve hikâyelerinden de geçtiğini söyleyeceğim bir de. Pekçok yapıtı, çağdaş tiyatroya umut bağlamış tiyatro adamlarımız için nice cevherle dolu durmaktadır

www.dirensanat.com

PAYLAŞIM
Önceki İçerikYAŞAR İLKSAVAŞ : Orhan Kemal’in Tiyatrosu (1)
Sonraki İçerikİSTANBUL DEVLET TİYATROSU'NUN OYUNLARI AÇIKLANDI
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan