YAŞAR İLKSAVAŞ : Orhan Kemal’in Tiyatrosu (1)

0

Orhan Kemal, Adalet ağaoğlu gibi, Murathan Mungan gibi, Melih Cevdet Anday gibi, Sermet Çağan gibi, Cevat Fehmi gibi… en sevdiğim oyun yazarlarının başında gelir. Yazı fırsat bilip yazarın oyunlarına yeniden bir göz attım, bir kez daha oyunlarının keyfine vardım.

YAŞAR İLKSAVAŞ
YAŞAR İLKSAVAŞ

Orhan Kemal, gerçekte, hikâye ve romanlarıyla ünlenmiş, edebiyatımıza etkimiş bir yazar…Ancak Orhan Kemal’in pek çok yapıtı gerek tiyatromuz için, gerek Türk sineması için bulunmaz birer kaynak niteliğindedir. Çünkü büyük yazar Adana-İstanbul haritasında çok zengin, çok canlı bir dünya kurmayı başarmıştır. Bu haritada tarihsel, ekonomik özelliklere dolaylı açılardan rastlarız. Destansı özelliklerse hemen hiç yok gibidir. Orhan Kemal yaşadığı dönemin dünyasını, yaşamını işlemiştir.

Şunu söylemek istiyorum: 1945’ten sonra edebiyatımızda doruklaşan üç yazardan biridir Orhan Kemal. Bir başka büyük yazarımızın, Kemal Tahir’in romanlarına bakarsak, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan günümüze, eni konu bir tarihsel-ekonomik-toplumsal araştırma çabasına rastlarız. Kemal Tahir doğrudan doğruya güncel yaşamayla ilgilenmemiş, güncel yaşamayı sergilememiş; ama bugün’ü var eden koşulları, oluşumları, evreleri ve aşamaları ifade etmiştir. Yapıtlarında tiyatro olabilecek bölümlere pek az rastlarız. Kaldı ki, bu tarz bir çalışma da, bildiğim kadarıyla, yazarından hiç önerilmemiştir… Yaşar Kemal, bölge bölge anadolu destanları yazarak, daha değişik bir anlayışa yaslanmış durumda. Türkiye’yi düzensel yapısından, tarihsel birikiminden soyutlayarak, Güney Amerika ülkelerine falan benzetiyor belki. Bu tutumun ise günümüz Türk Tiyatrosu’na getireceği özellikler, birer özgünlükten öteye geçmeyecektir bence…

 

Oysa Orhan Kemal tiyatroyla ilgilenmiş, başarılı tiyatro yapıtları da yazmış. Romanlarının, hikâyelerinin yanı sıra, onun tiyatroları da (oyunları da) gerek tiyatromuz açısından, gerekse edebiyatımız açısından incelenmeye değer usta ürünler.

Önce Orhan Kemal’in yazdığı oyunları gözden geçirelim:
Büyük yazarın romanlarından, uzun hikâyelerinden yola çıkarak yazdığı üç oyun var:: 72. Koğuş, Eskici Dükkânı, Devlet Kuşu romanından kaynaklanan İspinozlar. İspinozlar daha sonra Yalova Kaymakamı adıyla da oynandı.

Görülüyor ki, Orhan Kemal, yalnızca romanlarını, bir de uzun hikâyesini oyunlaştırmış. Yeniden yaratma amacı gütmüş. Bu durumu, yazarın, bir anlamda tiyatroyu yan çalışma olarak görmesiyle açıklayabiliriz. . Bunu asla bir kusur olarak söylemiyorum. Tersine yazarın ana amçalarına ödünsüz yaklaşmasıyla tanımlayabiliriz bunu. Kendini türlere bölmek istememiş Orhan Kemal. Alçakgönüllü bir tutumla Türk tiyatrosuna “hizmet etmiş”.

Orhan Kemal’in tiyatroları, romanlarının ve hikâyelerinin belli başlı konu sınırlarını, sahnede sergilemek çabasını taşır. Yazar cezaevi sorunlarına, Anadolu kentelirinde yoksul ve güvencesiz kalmış küçük insanların duyarlıklarına, İstanbul’da yükselmeye (sınıf atlamaya) çalışan “günahsız” serserilerinin dünyasına eğilmiştir romanlarında, hikâyelerinde…

YjU-72-kogus-sadri-alisik-4 (1)
72. KOĞUŞ SADRİ ALIŞIK TİYATROSU, YÖN: KEMAL BAŞAR-2013-2014

Oyunlarından 72. Koğuş bu sahipsiz, terkedilmiş, toplumdan neredeyse zorla kopartılmış cezaevi insanlarının sorunlarını işler. Bir yerde Suçlu romanıyla da birleşir.

Eskici Dükkânı, Orhan Kemal romanlarının bütün belirgin özelliklerini tiyatro izleyicisine duyurur. Sevda Şener’in bir özetlemesine başvuralım: “Eskici Dükkânı adlı oyunda küçük bir ayakkabı tamir dükkânının besleyemediği üç yetişkin çocuklu bir aile çaresizlik içinde yaşar. Baba, gençliğinin kahramanlık ve savaş günlerini anarak, kız, sevgilisiyle kaçamak buluşarak avunurlar. Erkek çocuklar bir kurtuluş yolu bulunduğuna inanmak ihtiyacındadırlar. Şanslarını Çukurova’da pamuk işçiliği yaparak denerler, fakat oranın havasına, sıtmasına ve ırgatlığa alışık olmadıkları için bu zor denemeden yenik çıkarlar.” (Sevda Şener, Çağdaş Türk Tiyatrosunda Ahlâk Ekonomi Kültür Sorunları; s. 122.)

Oyun, Eskici ve Oğulları romanından doğmuşsa da, gene Orhan Kemal’in öbür yapıtlarına uzanır, onlardan bir dünya kurar. Özellikle Baba Evi, Avare Yıllar, Cemile, Dünya Evi, Bereketli Topraklar Üzerinde romanları Eskici Dükkânı’nda karşımıza çıkar.

İspinozlar ise, yazarın hemen hemen son romanlarının hepsinde işlenmiş bir sorunu, yükselme ve sınıf atlama sorununu anlatır. Katlar arasındaki korkunç. Acımasız, alçakca insan ilişkileri; insanların her şeye karşın, bir durakta, insanca duygulardan vazgeçememeleri İspinozlar aracılığıyla tiyatro seyircisine de duyurulmuştur.

Orhan Kemal, tiyatro çalışmalarıyla, romanlarını ve hikâyelerini inceden inceye okumamış olanlara kendi kurduğu, türettiği, dillendirdiği dünyayı aktarmıştır. Bu açıdan,  yazarın oyunları, tiyatrocuları yeniden Orhan Kemal romanına ve hikâyesine itmiştir… Orhan Kemal anlattıklarını her türlü yoldan Türkiyeli insana anlatmaya çalışmıştır. (Üzülerek belirteyim: Türk Tiyatrosu’nun yönetmenleri, yorumcuları henüz böyle bir bilinç düzeyine ulaşmadığından, büyük yazarımızın oyunları asıl varmasını özlediği yörelere hâlâ götürülmemiştir anımsadığım kadarıyla. Üç ürün de büyük kentlerde oynandıklarıyla yetinilmiştir. Aktarmak istediğim bilinç düzeyi de hiçbir zaman özel tiyatroların olanaklarından geçmez. Doğrudan doğruya Devlet’in aracılığına dayanır. Ancak Devlet eliyle beslenen tiyatroların sahneye koyduğu oyunlar ortada. )

Orhan Kemal’in oyunlarındaki konusal çizgilere gelince, buna bir sonraki yazımda değineceğim.

www.dirensanat.com

PAYLAŞIM
Önceki İçerikTİYATRO PERA YEDİ OYUNLA SEYİRCİ KARŞISINDA
Sonraki İçerikYAŞAR İLKSAVAŞ ORHAN KEMAL'İN TİYATROSU (2)
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan