GERÇEK BİR ŞÖVALYENİN ÖYKÜSÜ: ‘CYRANO DE BERGERAC’

0
1017648_10151672651554084_1718363589_n (1)
SABİT DOĞAN

Tiyatro Akla Kara’da güzel ve aptal mı? Çirkin ama akıllı mı? sorusunun cevabını bulduk .

Çocukluk aşkına bir türlü  açılamayan, güçlü kuvvetli, asil, bir şövalye olan  kahramanımız Cyrano; Aradan yıllar geçtikten sonra  aşkını ilan etme fırsatı bulur… sevdiği kıza ancak kendisine ait olmayan başka bir bedenin arkasında açılmak zorundadır.

Tiyatro Akla Kara;  kendilerinden alışkın olduğumuz komedi ve polisiye oyunlarına  bir yenisini ekledi. Edmond Rostan’ın yazdığı, Romantizimin öncülerinden  CYRANO DE BERGERAC ‘ın efsanevi aşkını günümüze taşıdı.

“Cyrano de Bergerac”;  uzun buruna, tüylü bir şapkaya sahip , feragat dolu, cesur gururlu birisi.   Oyunda yıllardır savaşan, hiç yenilmeyen  bir şovalyenin aşk karşısındaki çaresizliği işlenir. ..  oyun şiirsel dili, zengin kadrosu ile seyircileri oldukça etkiledi.   Balkonda Cyrano’nun karanlıklar içinde  Roxanne’a söyledikleri, Uzunca bir zaman belleklerde yerini alacağa benziyor.  İyi şovalye olmak… onca kahramanlıklar …. onca güç ve kudret… onca  şan ve ihtişamdan sonra   küçücük bir tümseğe yenilmek ne acı !

“İnsanlığın ızdırabı bir sivri burun yüzündendir belki de. Kim Yüzünde bir çizgi var diye geceleri yastıkları ıslatana kadar ağlamak zorunda kalır? O kadar genç ve güzel, uzun boylu olmak dururken neden kocaman sivri bir burun?  Başkasını sevemez miydi?  Ya da sevgilinin yüzdeki o kocaman çizgiyi görmemesi mümkün müydü?”

“Burnunuz ne kocaman!”

“Evet! Pek kocaman… Hepsi bu mu?”
Bu kadarı az delikanlı! Hâlbuki neler, neler bulunmaz söylenecek? Asıl iş edada. Mesela bak,
“Burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim! 
“Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehine batmaz mı? 
“Burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada! 
“Acaba neye yarar bu alet? Makas kutusu mudur, divit midir, izah et! 
“Kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucuklar, temelli bir tünek kurmuşsunuz!

Tiyatro Akla Kara ; hep tartışılagelen Güzellik mi çirkinlik mi  tartışmalarına ; akıl cevabını veriyor. izlerkende hep sorduk bu soruyu: Acaba  insan  hem güzel hem akıllı olamaz mı?  Güzel olanlar aptal olmak zorunda mıdır? Güzel  kadının çirkin  adamı sevebilmesi için mutlaka    akıllı ve şair ruhlu mu olmalı?   Kadınlar için önemli olan; sevilmek mi sevginin ifade edilmesi mi??

_MG_8687

İzledikçe anladık ki bazen sevmek de yetmiyor. Işık Yont’un oynadığı Roxanne için sevginin “ifade edilme biçimi” de önemli. Güzellik ve çirkinlik arasında gidip geliyor seyirci? Ne ki,  Savaş Özdural’ın canlandırdığı Cyrano karekteri  oyunda tam olarak çirkin gözükmüyor,  Bir karekteri  çirkinleştirmek için yalnızca sivri burun yeterli olmuyor,

İstanbulda  sahnelenen diğer klasiklerle karşılaştırdığımızda;

Doğrusu salona girerken temkinliydim..  Böylesine mükemmel bir metnin üstesinden gelinir mi?.  Belki geçmişte  Mucap Ofluoğlu ,(1974 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları’nda), Müşfik Kenter, Taner Birsel, Bülent Emin Yarar gibi usta oyuncuların hafızalarda bıraktığı izden dolayıdır. İnsan İyi bir klasiği emin ellerde izleyince;  hafızalarında kilitler, Sandıktaki  eşyalarımıza kıyamadığımız gibi.

Tiyatro Akla Kara,  başarı ile üstesinden gelmiş. Metnin üzerinden fazla oynanmadan, oyunu abartıya kaçırmadan, sahnenin dar sınırları  içinde  görkemli bir oyun sergilemiş.

Son zamanlarda sahnelerde pek görmediğimiz bir kılıç kullanma ustalığına tanık olduk. Tek dezavantajları sahnenin derinliğinin yetersizliği.

Savaş Özdural (Cyrano) gayet  başarılıydı. Tabiki uzun süre seslendirme tecrübesini de hesaba katmak gerek. Oyunculuğuna çok katkısı oldu. Sivri  burun daha gerçekçi yapılsaydı keşke. İzlerken  takma olduğu yargısından kurtulamadım. Savaş Özdural’ın  komedi olan ‘Patron Kim?’de oldukça başarılı bulduk. Bu oyundan sonra hep Cyrano olarak hatırlanacak sanırım.

_MG_8810

ROXANNE (IŞIK YÖNT) ;  Bazen cıvıl cıvıl şımarık bir çocuk, bazen asil bir kadın, sevilmek istenen aynı zamanda sevginin romantik ifadesine aşık olan bir karekter. Güzeliklerle dolu … romantik… duygusal… şiirsel… asil… adeta kusursuz bir   aşkın yansıması gibi. Etkilenmemek elden değil.  Cyrano’nun kendisine aşık olduğunu, yıllardır kalbinde sakladığı mektubu yazan kişinin aslında o  olduğunu anladığı sahne, unutulamaz. İkinci perdede, yorulmuş, durgun, kendi haline çekilen, olgun kadın rolünde çok başarılıydı. İlk perdede Roxanne; basit, sıradan, hoppa  zaman zaman da ‘öpüşme’ kelimesini kaba bulacak  kadar asil bir karekter olarak çizilmişti.

 

Burnu  II.  Abdülhamit’in burnuna benzediğinden osmanlı döneminde yasaklanan Cyrona de Berca, Sonuçta oldukça başarılı ve izlenmeye değer bir oyun. klasik bir oyunu klasik tadında izlemek farklı bir haz bırakıyor hafızamızda.

SABİT DOĞAN

www.dirensanat.com

_MG_7777

OYUNUN KONUSU:

CYRANO DE BERGERAC

Cyrano de Bergerac kılıcının gücü kadar, etkili ve güzel konuşması ve burnunun büyüklüğü ile de tanınmış bir silahşördür. Kuzeni Roxane’a olan aşkını burnunun iriliği nedeniyle duyduğu kompleks yüzünden dile getirememiştir. Cyrano’nun emrindeki yeni yetme yakışıklı silahşör Christian da Roxane’a aşıktır; ne var ki aşkını Roxane’ı etkileyecek kadar güzel kelimelerle ifade edemeyeceği için suskun kalır. Roxane ise Christian’ı görüp beğenir ve bir ağabey olarak bildiği Cyrano’dan bu genç adamla irtibatlarını sağlamasını rica eder. Cyrano, duygularını perde arkasından olsa da Roxane’a bu yakışıklı silahşör aracılığıyla aktarabilmek için, Christian’a değişik bir öneride bulunur: Cyrano bütün aşk mektuplarını yazacak ve ikili buluşmalarda suflör görevini üstlenecektir. Bu şekilde gelişen ilişki, silahşörlerin cephe emri almasıyla yeni bir boyut kazanır…

Cyrano tüylü şapkasına ve harikulade tafrasına rağmen size yakındır ve sizin içinizdedir. Devrin hay ve huyu karşısında başınızı dimdik tutmak mı istiyorsunuz? Eğilmekten  kambur, sürünmekten kötürüm olmak hoşunuza gitmiyor mu? Hak bildiğiniz şeye aşık, batıl dediğiniz şeye düşman mısınız? O halde Cyrano’yu seveceksiniz,çünkü onda kendinizi bulacaksınız. Belki onun gibi ” İstemem eksik olsun” demeyeceksiniz, fakat onun bu sefilliğe indirdiği tokatta, pespayeliğe karşı duyduğunuz hiddetin zaferini ve bu zaferin lezzetini duyacaksınız. Cyrano, size kendini feda etmenin ve bu feda da ölçü ve sınır tanımamanın esrarengiz sihrini hissettirecek.

Bu romantik kahramanlık hikayesine eşlik ederken gözyaşlarınızı tutamayacaksınız…

Yazan: Edmond Rostand

Yönetmen: Atilla Şendil

Yönetmen Yardımcısı:Müjde Başkale-Şendal Yıldız

Oyuncular: Savaş Özdural, Işık Yönt,Ayhan Aktaş,Cem Kurtoğlu, Levent Ünsal,Mustafa Dinç, Pelin Turancı, Taylan Atlıhan, Şendal Yıldız, Tanju Yıldırım, Müjde Başkale, Arda Meriçliler, Adem Türker,Can Esendal.

 

_MG_8535

 

OYUNDAN BAZI DİZELER

Burnunuz ne kocaman!

Evet! Pek kocaman… Hepsi bu mu?
Bu kadarı az delikanlı! Hâlbuki neler, neler bulunmaz söylenecek? Asıl iş edada. Mesela bak,
“Burnum böyle olsaydı, mösyö, mutlak dibinden kestirirdim! 
“Yana yatmaz mı? Senden önce davranıp kadehine batmaz mı? 
“Burun değil bir kere, coğrafyada böylesine dağ denir, dağ değil, yarımada! 
“Acaba neye yarar bu alet? Makas kutusu mudur, divit midir, izah et! 
“Kuşları sevdiğiniz besbelli! Yorulmasın diye yavrucuklar, temelli bir tünek kurmuşsunuz!



Fakat, şarkı söylemek, gülmek, dalmak hülyaya,
Yapayalnız, ama hür, seyahat etmek aya,
Gören gözü, çınlayan sesi olmak ve canı
İsteyince şapkayı ters giymek, karışanı
Olmamak. Bir hiç için ya kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra da gayet tevazula kendine:
Çocuğum! Demek, bütün bunları hoş gör yine,
Hoş gör bu çiçekleri, hattâ bu kuru dalı,
Bunlar yabanın değil kendi bahçenin malı!
Varsın küçücük olsun fütuhatın, fakat bil,
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.

 

PAYLAŞIM
Önceki İçerikİBB ŞEHİR TİYATROLARI’NDA BU HAFTA (15-19 OCAK 2014)
Sonraki İçerikETHAN- JOEL COEN FİLMİ 'SEN ŞARKILARINI SÖYLE' 17 OCAKTA
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan