<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zehra İpşiroğlu, Yazar: Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</title>
	<atom:link href="https://www.dirensanat.com/author/zehraipsiroglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.dirensanat.com/author/zehraipsiroglu/</link>
	<description>Hayata Sanatla Direnin</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 May 2023 20:52:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2017/10/cropped-diren-sanat-logo.png?fit=32%2C32&#038;ssl=1</url>
	<title>Zehra İpşiroğlu, Yazar: Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</title>
	<link>https://www.dirensanat.com/author/zehraipsiroglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">212452288</site>	<item>
		<title>ZEHRA İPŞİROĞLU HAMİ ÇAĞDAŞ ANISINA</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 May 2023 18:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Araştırma Anket]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[FOTOĞRAF]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Hami Çağdaş'ın Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[ÖDÜLLER]]></category>
		<category><![CDATA[OPERA - BALE]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon-Diziler]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[DİREN SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Hami Çağdaş]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet gösteri]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet_gösteri_dergisi]]></category>
		<category><![CDATA[ipsıroglu]]></category>
		<category><![CDATA[sabit doğan]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.dirensanat.com/?p=41959</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zehra İpşiroğlu Aslanlar Gibiyim Seksenli yıllar Geçen yüzyılın seksenli yıllarından sonra… Hami&#160; Çağdaş Cağaloğlu’ndaki ofiste masa başında. Harıl harıl çalışıyor, tam bir&#160; atom karınca…Onu o yıllarda hep üst üste yığılmış kağıtların, kitapların arasında harıl harıl ofiste çalışırken hatırlıyorum. Hami sanki böyle bir ortamın içine doğmuştu. Ofisin dışında bir yaşamı olduğunu gözümün önüne bile getiremiyordum. Elimde [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/">ZEHRA İPŞİROĞLU HAMİ ÇAĞDAŞ ANISINA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zehra İpşiroğlu</p>



<h1 class="wp-block-heading"><strong>Aslanlar Gibiyim</strong></h1>



<h1 class="wp-block-heading"><em>Seksenli yıllar</em></h1>



<h1 class="wp-block-heading">Geçen yüzyılın seksenli yıllarından sonra…</h1>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-full"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" fetchpriority="high" decoding="async" width="200" height="291" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=200%2C291&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-24277"/></a><figcaption class="wp-element-caption">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure>
</div>


<p>Hami&nbsp; Çağdaş Cağaloğlu’ndaki ofiste masa başında. Harıl harıl çalışıyor, tam bir&nbsp; atom karınca…Onu o yıllarda hep üst üste yığılmış kağıtların, kitapların arasında harıl harıl ofiste çalışırken hatırlıyorum. Hami sanki böyle bir ortamın içine doğmuştu. Ofisin dışında bir yaşamı olduğunu gözümün önüne bile getiremiyordum. Elimde Hürriyet<em> Gösteri</em> için yeni hazırladığım bir yazıyla balıklama ofise dalıyorum; bilgisayar daha yaşamımıza girmemiş, ben de bir yazıyı daktiloyla toparlayana kadar&nbsp; sayfaları&nbsp; kim bilir kaç kez silip düzelterek ya da yırtıp atıp yeniden yazarak çok uğraşıyorum. Hem de ne uğraşma ama yazının Hami’nin yönettiği sanat dergisi <em>Gösteri</em>’de çıkacağı düşüncesi bile motivasyonumu arttırıyor. <em>Gösteri, </em>sanatın her alanına yer veren özenle hazırlanmış öyle değerli bir dergi ki.</p>



<p>O yıllarda favorim Dostlar Tiyatrosu;&nbsp; <em>Bay</em><em>Puntila ve Uşağı&nbsp; Mati, Galile’nin Yaşamı, Sokrates</em>…Provalara gidiyorum, sahne yorumları üzerinde düşünüyorum; Genco Erkal ile konuşup&nbsp; tartışıyorum; yazılar yazıyor, röportajlar yapıyorum. Oyunlara bir dalmışım ki…Yok ama maço arkadaşım Ferhan Şensoy da var&nbsp; <em>Anna’nın Yedi Ana Günahı, Şahları da&nbsp; Vururlar…</em>Brecht’ler, Brecht uyarlamaları, epik tiyatro, uyumsuz tiyatro, deneysel oyunlar da gündemde. Sonraki yıllarda genç tiyatroculardan Kerem Kurtoğlu’nun deneysel çalışmaları <em>Canlanan Mekan, Haritadan Naklen Yayın </em>da unutulamayan oyunlardan…Sahnelemede yeni arayışlar, sahne çözümlemeleri, farklı sahne yorumlarının birbiriyle karşılaştırılması. Tabii Türk Tiyatrosu üzerine yazmak da çok keyifli. Hocalarım Nazım Hikmet, Aziz Nesin,&nbsp; Haldun Taner, Adalet Ağaoğlu…</p>



<p>Hami beni görünce&nbsp; çalışmasına bir süre&nbsp; ara veriyor. Oyunlar üstüne sohbete dalıyoruz. Ben Hami’yi iş başında rahatsız ettiğim için biraz tedirginim. Ama Hami hep güler yüzlü,&nbsp; neşeli,&nbsp; sevecen ve kibar. İşi başından aşkın da olsa, yorgun da olsa “Nasılsın?” sorusunu hep “Bomba gibiyim”, “Aslanlar gibiyim” diye yanıtlıyor. Çalışkanlığına ve disiplinine hayranım, çünkü işten, yorgunluktan hiçbir zaman gocunmuyor, tam bir atom karınca…Kimi insan vardır nasılsın sorusuna hep olumsuz bir şeyler söyler, ‘yorgunum, hastayım, tükeniyorum, bittim, bıktım’, işte&nbsp; o zaman anında oradan kaçmak isterim. Hala öyleyimdir,&nbsp; enerjinin iyi niyetle ve yaşam sevinci ve coşkusuyla&nbsp; beraber geldiğini&nbsp; düşünüyorum ama bunu başaran insanlar&nbsp; ne yazık ki çok değil.</p>



<p>Hami ile çaylarımızı yudumlayarak sanat dünyasında geziniyoruz. Hoşumuza giden bir oyun, bir film, bir kitap üstüne konuşmak, bir şeyleri paylaşmak öyle güzel ki, insanı çoğaltıyor, zenginleştiriyor. Ama Hami’de beni etkileyen bir şey daha var, kimse hakkında kötü bir şey konuşmuyor, kimseyi karalamıyor, sanat dünyasının dedikodularından hep uzak tutuyor kendini,&nbsp; her zaman yapıcı, iyimser ve umut dolu…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" decoding="async" width="696" height="696" data-attachment-id="41960" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?fit=1333%2C1000&amp;ssl=1" data-orig-size="1333,1000" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;1.78&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;iPhone 14 Pro Max&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1681701832&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;6.86&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;125&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0.010416666666667&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?fit=696%2C696&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=696%2C696&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-41960" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=1536%2C1536&amp;ssl=1 1536w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hurriyet_gosteri_sabit_dogan_diren_sanat_filmler-kopyasi.jpeg?resize=2048%2C2048&amp;ssl=1 2048w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption class="wp-element-caption">DOĞAN HIZLAN, HAMİ ÇAĞDAŞ</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading"><em>Gençlerle baş başa</em></h2>



<p>O yıllarda İstanbul Üniversitesi Almanca Bölümü’nde henüz asistanım. Doksanlı yılların başında aynı üniversitede kuracağım <em>Dramaturji ve Tiyatro Eleştirmenliği</em> Bölümü’nden henüz haberim yok. Ama tiyatro delisiyim. Üniversite dönüşü bazen Beyazıt’tan Cağaloğlu’na, Cağaloğlu’ndan Eminönü Meydanı’na, Eminönü’nden Sirkeci’ye, oradan Taksim’e kadar&nbsp; yürüyorum. Tramvay henüz yok. Yollar da öyle tıkalı ki, bin bir güçle&nbsp; tıkış tıkış bir otobüs bulsam bile saatlerce itişip kakışan insanların arasında oradan oraya savrulmayı, her ani frende yere yıkılmamak için askılara asılmayı göze alamıyorum. Cağaloğlu’nda küçük bir mola, önce <em>Milliyet Sanat</em>’a, sonra da&nbsp; <em>Gösteri</em>’ye uğrayarak uzun yürüyüşüme ara veriyorum. <em>Milliyet Sanat</em>’da Zeynep Oral’la laflıyoruz, <em>Gösteri</em>’de de Hami ile sanat sohbetine dalıyoruz…Cağaloğlu şurada burada&nbsp; ünlü yazarlara, sanatçılara rastladığım, yayınevlerinin, gazetelerin toplandığı tam bir&nbsp; kültür merkezi. Cağaloğlu yokuşundan aşağıya yürürken kitapçılara&nbsp; dalmayı da ihmal etmiyorum. Bu semt tam bir kitap cenneti, öyle çok kitapçı var ki! Hoşuma giden bir kitabı keşfetmenin zevki de bambaşka. Az önce <em>Gösteri‘</em>de muhasebeye de uğradım ya keyfime diyecek yok, çünkü ceplerim boş değil. Dilediğim kitabı alacak param var. Ne tuhaf o yıllarda ben Cağaloğlu’nun kitapçılar ve yayınevleriyle dolup taşan renkli kültür yaşamının sonsuza değin süreceğini sanırdım. Cağaoğlu’nun bir gün bütünüyle değişererek asık yüzlü bir iş yeri semtine dönüşeceğini hayal bile edemezdim.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" decoding="async" width="696" height="696" data-attachment-id="41961" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?fit=1333%2C1000&amp;ssl=1" data-orig-size="1333,1000" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;2.2&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;iPhone 14 Pro Max&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1681702805&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;2.22&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;200&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0.01010101010101&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?fit=696%2C696&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=696%2C696&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-41961" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=1536%2C1536&amp;ssl=1 1536w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_hurriyet_gosteri_dergisi_yazilar-kopyasi.jpeg?resize=2048%2C2048&amp;ssl=1 2048w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></figure>



<p>Bir gün Hami üniversiteye öğrencilerimle sanat sohbetine geliyor. Onu üniversiteye davet ettiğime öyle seviniyor ki! Gençleri o da benim gibi çok seviyor ve onlarla sohbete doyamıyor. Sanata meraklı olan öğrencilerim Hürriyet <em>Gösteri </em>dergisini çok iyi biliyorlar, onun için heyecanlılar. Yazı işleri müdürü Hami Çağdaş’a soracakları yığınla soru var. Bir dergi nasıl çıkarılır, tasarım nasıl yapılır, dergi yayınlanana kadar hangi aşamalardan geçer, okuyucuya nasıl ulaşır ? gibi sorular. Kim bilir belki de içlerinden bazıları ilerde Hami’nin yolundan gidecekler. Benim için önemli olan bir şey daha var, o da öğrencilerimin okuma çılgınlığının sadece genç hocalarına özgü olmadığını görmeleri ve bu alanda öğretmenlik ya da öğretim üyeliğinin dışında da ilgili uğraş alanları olduğunu fark etmeleri. İşte Hami Çağdaş heyecan içinde okuduğu bir kitabı anlatıyor. Biliyorum okuma sevgisi bulaşıcıdır. Hami de okuma izlenimlerini öylesine içten anlatıyor ki, paylaşmaya, yüreğindekileri dökmeye öylesinde açık ki bu ister istemez gençleri etkiliyor. Akademik çalışmalarının ötesinde rastgele bir sohbet, laftan lafa atlamak, çağrışımlarla konuşmak, arada bir espri yapmak sadece bana değil öğrencilerime de iyi geliyor.</p>



<p>Kısaca Hami ile ortaklığımız sadece sanat dünyasıyla kısıtlı kalmıyor. Gençler de var.&nbsp; Hami onlara her zaman çok açık, tepeden bakmıyor, zaman zaman öğüt verse de sevecen bir ağabey gibi, daha çok onları anlamaya çalışıyor; mesafeli sevecenliğinin ardında inanılmaz bir vericilik var. Sanata sevgisi, içtenliği, paylaşımcılığı herkesi etkiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="696" height="696" data-attachment-id="41962" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?fit=1200%2C900&amp;ssl=1" data-orig-size="1200,900" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;2.2&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;iPhone 14 Pro Max&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1681702508&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;2.22&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;500&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0.02&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?fit=696%2C696&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=696%2C696&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-41962" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=1536%2C1536&amp;ssl=1 1536w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabit_dogan_hurriyet_gosteri-kopyasi.jpeg?resize=2048%2C2048&amp;ssl=1 2048w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></figure>



<h1 class="wp-block-heading"><em>Gösteri’den Diren Sanat’a</em></h1>



<p>Sonraki yıllarda <em>Gösteri</em>’de zaman zaman&nbsp; aydınlık yüzlü, pırıl pırıl bakışlı sarışın bir genç dikkatimi çekiyor. Böylece Hami’nin yardımcısı, arkadaşı, yoldaşı, hayat arkadaşı Sabit Doğan’la tanışıyorum. İstanbul’a daha yeni gelmiş olan bu güzel bakışlı genç de sanat ailemizin yeni bireyi olmalı, çünkü bizler gibi&nbsp; tam bir sanat delisi. Ama onu daha iyi tanımam daha da sonraki yıllara rastlıyor. Sabit sanırım Hami’nin de desteği ile <em>Diren Sanat</em> sanat portalını&nbsp; kendi başına&nbsp; kuruyor. Bu, sanatın her alanına yer veren çok değerli bir portal.&nbsp; <em>Diren Sanat</em> adı&nbsp; acaba Sabit’in mi yoksa Hami’nin buluşu mu?&nbsp; Her şekilde bu isim bana daha ilk anda çok çekici geliyor. Sanatın, tiyatronun, edebiyatın, sinemanın toplumun baskılarına karşı direnme gizilgücü ve insanları iyileştirici ve birleştirici yönü gerçekten müthiş. <em>Diren Sanat</em> da adı üstünde <em>Sanat için Sanat</em> ideolojisine karşı bir duruşu dile getiriyor. Ben de arada bir yazarak ya da Sabit’in video çekimi röportajlarına katkıda bulunarak&nbsp; <em>Diren Sanat</em> ailesine katılıyorum. En son da evlere kapandığımız korona döneminde yine Sabit’le <em>Yaşamdan Tiyatroya Tiyatrodan Yaşama </em>kitabım dolayısıyla yaptığım bir söyleşiden sonra Hami ile zoomdan sohbet ettik. Biraz zayıflamıştı, yorgun görünüyordu ama yine de her zamanki gibi neşeliydi.</p>


<div class="wp-block-image">
<figure class="alignright size-large is-resized"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="41965" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?fit=1200%2C1600&amp;ssl=1" data-orig-size="1200,1600" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;1.8&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;iPhone 7&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1651679449&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;3.99&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;50&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0.058823529411765&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?fit=696%2C696&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=561%2C561&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-41965" width="561" height="561" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=1024%2C1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=1536%2C1536&amp;ssl=1 1536w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?resize=2048%2C2048&amp;ssl=1 2048w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2023/05/hami_cagdas_diren_sanat_sabitdogan_rengin_uz_hurriyet_gosteri_dergisi-kopyasi.jpeg?zoom=2&amp;resize=561%2C561&amp;ssl=1 1122w" sizes="auto, (max-width: 561px) 100vw, 561px" /></a></figure>
</div>


<h1 class="wp-block-heading"><em>Son yıllar</em></h1>



<p>İki binli yıllarda sanat tarihçisi ve müzisyen annem Nazan İpşiroğlu ve Fethiye’nın ileri gelenlerinden Mustafa Şıkman’la birlikte <em>Fethiye Sanat ve KültürGünleri</em>’ni hayata geçirdiğimizde Hami’nin de bize katılmasını çok istedim. Gülsüm Cengiz’den Zeynep Oral’a, Bayram Candan’dan Tijen Savaşkan’a, Selahattin Dilidüzgün’den Nihal Kuyumcu’ya kadar çeşitli yazarların, sanatçıların ve akademisyenlerin buluştuğu ve canla başla gençlerle çalıştığı bu projede yedisinden on yedisine farklı yaş gruplarıyla sanatın her alanında atölye çalışmaları yapılıyor ve bunlar şehrin dört bir yanında sergileniyor, resim ve heykel çalışmaları, duvar resimleri, yaratıcı drama, kısa film atölye çalışmaları, yazarlarla okuma etkinlikleri ve daha nice etkinlikler… Hami gelmeyi çok istiyordu ama hep bir terslik çıkıyordu. Hastalıklar peşini bırakmıyordu ki… Gelebilseydi eminim Fethiye’deki sanat serüvenimiz ona terapi gibi gelecekti. Çünkü gençleri çok seviyordu.</p>



<p>Son yıllarda tiyatro vb. etkinliklerde arada bir karşılaşsak da daha çok yurt dışında olduğumdan onu az görüyordum. Ama İstanbul’a geldiğimde bir iki kez Gezi’de buluşup pasta ve çay eşliğinde laflamışızdır. Sağlık sorunlarının çoğalmasına karşın kuyruğu yine de hep dik tutuyordu. “Nasılsın Hami?” sorusunun tüm içtenliğiyle verdiği tek bir yanıt vardı“Aslanlar gibiyim”. Şimdi de Hami dimdik karşımda duruyor. “Ne zaman geldin İstanbul’a?” diye soruyor tüm içtenliğiyle “Bir yerlerde buluşup sohbet etsek hem bir şeyler de atıştırırız, güzel bir cafe biliyorum, oraya gidelim mi?” Hami ile sohbetlerimizi özlüyorum.</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2023/05/04/zehra-ipsiroglu-hami-cagdas-anisina/">ZEHRA İPŞİROĞLU HAMİ ÇAĞDAŞ ANISINA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">41959</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Tijen Savaşkan -Zehra İpşiroğlu  Tiyatro ve Toplumsal Cinsiyet Üstüne Bir Söyleşi</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Apr 2021 16:08:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜZİK]]></category>
		<category><![CDATA[MÜZİK HABERLERi]]></category>
		<category><![CDATA[ROPÖRTAJLAR]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[DİREN SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[seks işçisi]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yazar]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.dirensanat.com/?p=40496</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Bazı dönemlerde yaşamsal dinamikler sanatın o kadar önündedir ki o estetize edilmiş, metaforlarla bezenmiş rafine kurgular yani sanatçının yaşama verdiği tepkilerin ve yanıtların farklı yaratıcı dillere dönüştüğü sanat dediğimiz bu özgün üretim yaşamın/sokağın gerisinde kalabilir. Böyle durumlarda daha dolaysız ve vurucu bir anlatım, gösteren ve gösterilen arasındaki mesafenin neredeyse tamamen kapandığı, temsil yerine daha [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/">Tijen Savaşkan -Zehra İpşiroğlu  Tiyatro ve Toplumsal Cinsiyet Üstüne Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_14759" aria-describedby="caption-attachment-14759" style="width: 131px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/06/tjyn.jpg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="14759" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2016/06/12/haneye-tecavuzun-tiyatroya-uyarlamasi-uzerine/tjyn/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/06/tjyn.jpg?fit=205%2C171&amp;ssl=1" data-orig-size="205,171" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="tjyn" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;TİJEN SAVAŞKAN&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/06/tjyn.jpg?fit=171%2C171&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/06/tjyn.jpg?fit=171%2C171&amp;ssl=1" class=" wp-image-14759" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/06/tjyn.jpg?resize=131%2C109&#038;ssl=1" alt="" width="131" height="109" /></a><figcaption id="caption-attachment-14759" class="wp-caption-text">TİJEN SAVAŞKAN</figcaption></figure></p>
<h3><strong><em>Bazı dönemlerde yaşamsal dinamikler sanatın o kadar önündedir ki o estetize edilmiş, metaforlarla bezenmiş rafine kurgular yani sanatçının yaşama verdiği tepkilerin ve yanıtların farklı yaratıcı dillere dönüştüğü sanat dediğimiz bu özgün üretim yaşamın/sokağın gerisinde kalabilir. Böyle durumlarda daha dolaysız ve vurucu bir anlatım, gösteren ve gösterilen arasındaki mesafenin neredeyse tamamen kapandığı, temsil yerine daha doğrudan iletilerin seçildiği bir sanat anlayışı, sanatı yaşama yaklaştırarak alımlayanda daha etkili bir farkındalık oluşturabilir. Böyle bir bağ sanata bambaşka bir boyut kattığı gibi yaşama da farklı bir değer katabilir. Özellikle son yüzyılda bazı sanatçıların seçimi başından beri bu yönde olabildiği gibi bazı dönemler de bu tercihi belirlemede başat rol oynayabilirler. Örneğin Gezi sürecinde 13. İstanbul Bienali’nin etkisinin azalması, Gezi’deki yaratıcılığın bienalin kamusal alan seçimini dışlayarak onu yine kapalı mekanlara sıkıştırmasına neden olmuş ve Bienal’i biraz gölgede bırakmıştı. Oysa Gezi olmasa belki de seçimini kamusal alana yönelik olarak tasarlayan Anne Ben Barbar mıyım? Başlıklı bienalle son derece etkili bir sanat deneyimi yaşayabilecektik.</em></strong></h3>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="40497" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?fit=800%2C1156&amp;ssl=1" data-orig-size="800,1156" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?fit=208%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?fit=696%2C1005&amp;ssl=1" class=" wp-image-40497 alignright" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=324%2C468&#038;ssl=1" alt="" width="324" height="468" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?w=800&amp;ssl=1 800w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=208%2C300&amp;ssl=1 208w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=768%2C1110&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=709%2C1024&amp;ssl=1 709w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=696%2C1006&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-yasam-ipsiroglu-rportaj.jpg?resize=291%2C420&amp;ssl=1 291w" sizes="auto, (max-width: 324px) 100vw, 324px" /></a>Yaşamdan Tiyatroya Tiyatrodan Yaşama<em> sizin hem kendi üretimlerinizin hem de bu yönde tercih yapan sanatçıların ve üretimlerin peşine düştüğünüz ve bizlerle paylaştığınız gösteri sanatlarını odağına alan bir kitap çalışması. Bu bağlamda, kitabın sadece Toplumsal Cinsiyet ve Şiddet Kültürü bölümüne odaklanan ve buradan farklı yerlere de giden bir düşünce alışverişi yapmak ve size bazı sorular yöneltmek istiyorum. </em></p>
<p><em>İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede iptal kararının ardından daha da artan erkek şiddeti ve kadın cinayetlerinin günümüze yeniden damga vurmaya başladığı şu günlerin gölgesinde bir de neredeyse bir yılı aşan pandemi süreci boyunca kadın emeğinin kamusal ve özel alandaki olumsuz dönüşümüne şahitiz.  Ancak daha da önemlisi kadının ev içinde/ özel alanda yaşadığı, iyice görünmez olan her türlü baskıya, ayrımcılığa ve şiddete maruz kalmasının kaçınılmazlığı da ortada. Yani eril sistem tüm zamanlardaki gibi çoğu insan etkinliklerinin, yer değiştirmelerin, savaşların vb. siyasal/ toplumsal kararların yanı sıra doğal afetlerin de sarsıcı sonuçlarının bedelini en fazla kadınlara ve çocuklara ödetiyor.</em></p>
<p><em>Kitabın bu bölümünde, hem kendi araştırmalarınızın sonucu olan belgesel nitelikli tiyatro oyunlarınızı hem de farklı zaman ve yerlerde izlediğiniz gücünü yaşamdan alan ya da bu anlamda yetersiz kalan tiyatro, opera ve bale yorumlarınızı okuyucuyla paylaşıyorsunuz. </em></p>
<p><em>Tiyatroda toplumsal cinsiyet farkındalığı taşıyan oyunların üretim süreçlerinden, oyunculuk anlayışına, mekan seçiminden seyirci alımlamasına kadar uzanan farklı özellikleri var. Bu bağlamda sizin oyunlarınıza dönersek, bir kadın hikayesini kurgularken mutlaka gerçek yaşamlardan yola çıkan bir ön araştırma dönemi ve ardından bu araştırmayı bireysel hikayenin eril dizgeyle bağlarını ve bu dizgenin kurumlarını ifşa eden bir ard alan vurgusuyla yapıyorsunuz. Bu vurguyu ortaya çıkaran bazı yöntemler var ki bunların sizin üretimlerinizde en öne çıkanlarından biri ironi ve taşlama. Ancak bu yöntem diğer yandan da eril sistemin en temel yapı taşı olan ikili karşıtlıklar sistemini yeniden üreten bir işleve sahip, şöyle ki iyi ve kötü, ak ve karalar burada çok net ortaya çıkıyor. Bir yandan ideolojiyi gizleyen gerçekleri ve bağlantıları ortaya çıkarırken dolaylı biçimde ikili karşıtlıkları  yöntem olarak kullanmak bir çelişki değil mi? Bu çelişkiyi oyunlarınızda nasıl dengeliyorsunuz ? </em></p>
<p><strong>Z.İ  </strong>Tiyatro adaletsizliği  tetikleyen mekanizmaları sorgulama iddiasındaysa, çelişkiler, kutuplaşmalar ve çatışma noktaları da ister istemez ortaya çıkacaktır, başka türlü nasıl olabilir ki?  Sözgelimi eril sistem sizin de vurguladığınız gibi karşıtlıkları üretiyor, bu nedenle de yazdığım kadın oyunlarında ister mizah kullanayım ister kullanmayayım, eril sistemin çözülmesini ve karşıtlıkların ortadan kalkmasını amaçlıyorum, en azından böyle bir hayalim var.  Ama karşıtlığı yaratan kim, kendi gibi düşünmeyenleri ötekileştirerek toplumda kutuplaşma yaratan bir sistem mi, yoksa bu sisteme karşı duran bir tiyatro anlayışı mı? Şu bir gerçek ki baskın olan kendi gibi düşünmeyenleri eziyor, yok ediyor. Amacı herkesin bir örnek olması ve kimsenin hiçbir şeye karşı çıkmaması. Öte yandan postmodernizmin de etkisiyle yükselen bir liberal  zihniyet var ki, bu zihniyet de herkes kendi açısından haklıdır  gibi bir göreceliği savunuyor.  Sözgelimi <em>Memleketimden Kadın Manzaraları</em> adlı kara mizah belgesel oyunumda  polisiyle, namus bekçileriyle,  muhafazakar yaşam koçu gibi din sömürücüleriyle  kadını ezen mekanizmaları  göstermeye çalışıyorum.  Bu oyunun Almancası çıktığında yoğun ilgiye rağmen, bizler gibi düşünmeyenleri, yani başka grupların taşlama aracılığıyla eleştirilmesi sorun yaratmıştı. Ama herkes kendi açısından haklıysa haksızlığın önüne nasıl geçeceğiz, sistemi nasıl eleştireceğiz? Yani böyle bir görüşü savunduğumuz anda var olan kutuplaşmayı büsbütün körüklemiş olmuyor muyuz?</p>
<p>Tiyatro dışından küçük bir örnek:  Bedenini satarak geçinen kadınları ötekileştirmemek adına onlara seks işçileri dediğimizde, onları köleleştiren ve ezen bir sistemi de onaylamış oluyoruz. Bir şeylerin değişmesini istiyorsak sorunları dile getirmekten kaçmamamız gerekiyor. Aslında sanatın özünde bizlere dokunan, belki kafamızdaki ezberi bozan, önyargıları kıran bir şeyler her zaman yok mudur? Tiyatroda bunu bir sanatçı duyumbirliğiyle (Einfühlung) ya da yabancılaştırmayla, taşlama vb.  gülmece ögelerini kullanarak yapabilir.Ben yabancılaşma ve  mizahı  en son <em>Hayal Satıcısı</em> oyunumda olmak üzere bir çok oyunumda kullandım.</p>
<ol start="20">
<li>
<h4><strong><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="40498" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?fit=1390%2C962&amp;ssl=1" data-orig-size="1390,962" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?fit=300%2C208&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?fit=696%2C482&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-40498" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=696%2C482&#038;ssl=1" alt="" width="696" height="482" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?w=1390&amp;ssl=1 1390w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=300%2C208&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=768%2C532&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=1024%2C709&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=218%2C150&amp;ssl=1 218w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=696%2C482&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=1068%2C739&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-sanat-tiyatro.png?resize=607%2C420&amp;ssl=1 607w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>S. <em>Tiyatronun sokakla bağını kuran taşlama, hiciv ve güldürü halk tiyatrosunun da önemli ögeleri olarak yüzyıllardır her kültürde öne çıkmıştır ve sokağın sesi olarak önemli roller oynamıştır. Var olan iktidarları, kurumları ya da iktidar sahiplerini doğrudan hedef alan bu türler dışında söz ettiğiniz yabancılaştırma yöntemi de  20.yy içinde daha ideolojik ve politik bağlamıyla ortaya çıkan bir yöntem ki dünya tiyatro tarihinde bir kırılma ya da  dönüm noktası kabul ediliyor. Siz oyunlarınızda yabancılaştırma etkisini toplumsal cinsiyet bağlamında nasıl kullanıyorsunuz? </em></strong></h4>
</li>
</ol>
<p><strong>Z.İ</strong>:  Yabancılaştırma etkisi Bertolt Brecht’in buluşuydu. Doğal kabul ettiğimiz, sorgulamayı aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz bir şey öyle bir ele alınıyor ki birden doğal olanın hiç de doğal olmadığını fark ediyoruz, yani gözümüz açılıyor, bakışımız değişiyor.  Sözgelimi ataerkil sistem doğaldır, bu sistemin ne kadar içindeyseniz, onu o kadar göremezsiniz, bu açıdan da dokunulmazlığı vardır. Ama mizah aracılığıyla yabancılaştırarak mesafe aldığınız oranda doğal olan doğallığını yitirir, başka bir deyişle gerçeğin üstündeki  perde kalkar.  Yabancılaştırmaya çok basit bir örnek: Türkçedeki Kahraman, Savaş, Mert, Gül, Yasemin, Lale gibi erkek ve kadın adlarına yabancı bir gözle baktığımızda eril toplumdaki erkek ve kadın rolleri net bir biçimde ortaya çıkıyor. Başka bir örnek vereyim. Feminist kuram <em>tecavüz kültürü, toksik erkeklik</em>  gibi yabancılaştırma yaratan yeni kavramlar da üretti.  Sözgelimi <em>Tecavüz kültürü </em>bizde olumlu çağırışımlar uyandıran kültür kavramından yola çıkarak tecavüzü aklayan, böylelikle tecavüzcüyü haklı çıkartan, kurbanı ise suçlayan bir zihniyeti gündeme getiriyor. Olumlu ya da nötr ve olumsuz iki kavramın bir araya gelmesi bizleri yadırgatıyor, işte Brecht’in tanımladığı yabancılaştırma etkisi de bu. Ya da geçenlerde eko feminist Vandana Shiva’nın aile içi şiddetin ve cinayetlerin yoğun olduğu bir ortamın altını çizmek için nikah kıymayı  erkeğe  <em>cinayet izin belgesi</em> verilmesi olarak açıklaması dikkatimi çekmişti.  Böylelikle kadınla erkek arasında nikah kıyıldığı anda artık kendini sadece evlendiği erkeğin malı olarak gören kadının öldürülmeyi de apaçık göze almış olduğu vurgulanmış oluyordu. Yabancılaştıran bakış sorunlara  alışkanlıklarımızdan sıyrılarak bambaşka bir gözle bakmamızı sağlıyor.</p>
<p>Yabancılaştırmayı tiyatroda kullanabilmemiz sorgulama ve eleştiri yetimizin çok gelişmiş olmasına bağlı. Ben de konuya toplumsal cinsiyet açısından bakarak gündelik yaşamdan toplumsal mekanizmalara kadar kadını çıkışsızlığa iten her şeyi ama her şeyi sorgulamaya çalışıyorum.  Bu süreçte mizahın humor, alaylama, taşlama, kara mizah, grotesk gibi farklı renkleri ve boyutları ortaya çıkıyor. Böylece ataerkilliğin bizleri hapseden baskın mekanizmaları kırılmaya başlıyor. Sözgelimi <em>Memleketimden Kadın Manzaraları’ndaki</em> mizah birbirleriyle çatışan çeşitli davranış ve söylemlerle gündeme geliyor. Özellikle dil güldürüsü, dilin bir baskı aracına dönüştürülmesi, kavramların içeriğinin boşaltılması, çarpıtılması, değiştirilmesi, anlamlarının tersine çevrilmesi manipülasyon, demagoji gibi ögeler kendi içinde kara mizahı barındırıyor. Kimi kez kişilerin davranış biçimleriyle yaşadıkları arasındaki karşıtlık da buruk bir mizaha yol açabiliyor. Kocası tarafından öldürülmekten kıl payı kurtulan Kader’in kocası kendisini bağışladığı için yaşadığı büyük mutluluk gibi.</p>
<ol>
<li>
<h4><strong> S. <em>Evet, gördüğüm kadarıyla açıklamalarınız kadın mücadelesi alanındaki yeni stratejileri de destekler nitelikte. Şöyle ki 80’li yıllardan itibaren toplumsal cinsiyet odaklı çalışmaların ve etkinliklerin iki farklı düzlemde ilerlediğini düşünürsek, kültürel alan oldukça derinleşmiş ve akademi de bu alana sıkışıp sokakla bağını kısmen kopartmış durumda. Oysa kadın çalışmalarının kültürel ya da kuramsal çerçeveden çok politik alana kaymasının kaçınılmazlığını özellikle ülkemizde sokak bize bariz biçimde gösteriyor. Tabii sokaktan beslenen akademik çalışmalar da değerli. Bu anlamda sizin seçimiz de sokağa yaklaşan, politik olarak tabanın dinamiklerine ses olan bir çizgide gelişiyor. Yani bir seçim yapmanız gerektiğinde akademik geçmişinize karşın yazar olarak daha politik bir tercihiniz olduğunu görüyoruz. Kullandığınız yöntemler de bu seçiminizle çelişmiyor değil mi? </em></strong></h4>
</li>
</ol>
<p><strong>Z.İ.</strong>Aslında akademik çalışmalarla yaratıcı çalışmaların birbirini desteklemesi gerekiyor. Öte yandan tıpkı yaratıcı çalışmalar gibi akademik çalışmalar da kökenlerini yaşamda bulmalı, yani kendini soyut bir bilimselliğin içinde hapsetmemeli. Ben kendimi giderek yaşamdan, sokaktan koparan akademik çalışmalardan çok dünyada olup biteni izleyerek geliştirmeye çalışıyorum. Sözgelimi İran, Tunus gibi bazı İslam ülkelerinin dışında Güney Amerika ülkelerinde, Arjantin’de, Brezilya’da kadın hareketi nasıl gelişiyor, kadına karşı şiddetle yoksulluk arasında nasıl bir bağlantı var bu vb. sorunlar ilgimi çekiyor. Geçenlerde Kanada’da ki Kızılderililerle ilgili, günlerce etkisinden kurtulamadığım <em>Aşağılanma ve Devşirme</em>  belgeselini izlemiştim. Kanada gibi çok gelişmiş ve liberal bir ülkede özellikle hala Kızılderili kız çocuklarına ve kadınlara yapılanlar, kadınların güvenlik görevlileri tarafından da tecavüze uğramaları, kaçırılmaları, öldürülmeleri, faillerin hiçbir zaman bulunamaması şok edici gerçekleri sergiliyordu. Tabii bu konuda kurmaca edebiyat da besleyici oluyor. Kadın ve şiddet konusunda en son Brezilyalı yazar Patricia Melo’nun <em>Üstüste Yığılmış Kadınlar</em> adlı  kadın cinayetlerini ele alan çok çarpıcı bir romanı var. Melo bu romanı yazmak için Brezilya’da cinayete kurban giden kadınlarla ilgili çok uzun bir araştırma yapmış. Benim çalışmalarımın da uzun bir ön araştırma süreci var. Kadınlarla birebir röportaj yaparak  malzeme topluyorum. Yani yazdıklarım gerçek yaşam öykülerine dayanıyor ama tabii bunları kurgularken kurmacadan da geniş çapta yararlanıyorum.</p>
<h4><strong>T.S.<em> Evet bu çalışmalarınız akademide olduğunuz süre içinde öğrencilerinizi de katarak sürdürdüğünüz dönemler oldu. Kadın mücadelesindeki yeni stratejilerden bir diğeri de sadece kadın odaklı değil, daha karma çalışmalar yapmak, daha geniş koalisyonlarla işbirlikleri içinde olmak sanırım. Son sıralarda çalışmalarınıza erkekleri de katarak bu stratejiyi yazarlığınızın merkezine koydunuz ve farklı gruptaki erkeklerle temas halinde yeni söyleşiler ve bunlardan çıkan tiyatro oyunları üretmeye başladınız. Bu süreçten de söz edebilir misiniz? </em></strong></h4>
<p><strong>Z.İ. </strong><em>Erkeklik Hapishanesi</em> adlı tiyatro projem bağlamında bir süredir erkeklerle de röportaj yapıyorum ama bu kolay olmuyor. Çünkü erkekler hep başarı öyküleri anlatmak istiyorlar.  Oysa beni ilgilendiren çatışmalar: iç ve dış çatışmalar, düğümler, bunları görebilmeliyiz ki  nasıl çözebileceğimizi keşfedelim. Sonuçta ataerkilliğin dayattığı bir erkeklik anlayışı var, bunun ne olduğunu sorunun temellerine inerek indirgeyebilirsek farklı bir erkeklik anlayışı olabilir mi sorusunun da izini sürebiliriz. Ama anlamamakta direnirsek kısır döngüden kurtulamayız. Kadınlar mağdur durumda olduklarından bu tür sorunları genellikle daha kolay görebiliyorlar; ama ataerkilliği içselleştirdikleri oranda onlar da bir tür körleşme yaşayabiliyorlar. Öte yandan sayıları az da olsa kadın sorunlarına çok duyarlı empati duygusu yüksek erkekler de var. Sorunlara toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda görmezden geldiğimiz, tabulaştırdığımız, dile getirmeye bile cesaret edemediğimiz çok şey bir bir ortaya çıkmaya başlıyor. Gündelik yaşamdan meslek yaşamımıza, okuduğumuz kitaplardan, izlediğimiz oyun ve filmlerden milyonlara seslenen TV dizilerine değin her yerde, her dönemde, her alanda bu konuya duyarlı farklı bir bakış gelişiyor. Bunun sadece kadınlar için değil erkekler için de özgürleştirici bir yanı var.</p>
<h4><strong>T.S<em>. Tabii sadece kadınlar ve erkekler değil LGBTİ+ bireylerin de mağduriyetlerine ve yaşam haklarına duyarlı olmak, tüm bağlamlarıyla cinsiyet körü olmamak gerekiyor ki Haneye Tecavüz Oyununuzdaki Yıldız bir trans birey olarak diğer kadınlar arasında yerini alıyor. </em></strong></h4>
<p><em>Ben buradan iletişim alanını daha da genişletmeye çalıştığınız sosyal medyadaki paylaşımlarınıza ve katılımcıları davet ederek açtığınız yeni tartışmalara da ( özellikle diziler üzerine)  gelmek istiyorum. Bu yolla sokağın sesini daha fazla duymaya çalışıyorsunuz. Nasıl sesler geliyor sosyal medyadan? Kadınlar ve erkeklerin tepkileri farklı mı?  Aydın kesim erkeklerle, farklı sosyo-kültürel gruplardan iletişim kurduğunuz erkekler arasında toplumsal cinsiyet ve erkeklik konusuna bakıştaki farklar ve tepkiler nasıl?</em></p>
<p><strong><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?ssl=1"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="40499" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/zehra-kitap-resim-yazi-tiyatro/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?fit=908%2C606&amp;ssl=1" data-orig-size="908,606" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-kitap-resim-yazı-tiyatro" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?fit=300%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?fit=606%2C606&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-40499" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?resize=696%2C465&#038;ssl=1" alt="" width="696" height="465" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?w=908&amp;ssl=1 908w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?resize=300%2C200&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?resize=768%2C513&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?resize=696%2C465&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2021/04/zehra-kitap-resim-yaz%C4%B1-tiyatro.jpg?resize=629%2C420&amp;ssl=1 629w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>Z.İ</strong>. Bir süre önce <em>TV Dizi Pusulası, Dizi Eleştirisinin Temelleri </em>kitabım yayınlanmıştı. Bu  araştırmamda da dizilerde kadınlara dayatılan roller ve kadınların konumu üzerine uzun uzadıya duruyorum.Tabii insanlar dizileri kafa boşaltmak için izledikleri için eleştirel yaklaşım pek işlerine gelmiyor. Bu açıdan da bu kitap okuyucusunu gerçekten buldu mu bilemiyorum.  Ama bu kitabı yazdıktan sonra belki işe yarar umuduyla sosyal medyada da etkin olmaya başladım. Geçenlerde de <em>Sadakatsiz</em> dizisi üstüne sosyal medyada sizin de katıldığınız bir tartışma başlatmıştım. Amacım diziyi toplumsal cinsiyet açısından sorgulayarak  kadının ötekileştirildiği bir yaklaşıma  eleştirel bir bakış getirmekti.  Bu tür konuları masaya yatırdığınızda erkekler genellikle “Neden ayrımcılık yapıyorsunuz?”, “Neden erkekleri ötekileştiriyorsunuz?” diye soruyorlar. Sanki ötekileştirmeyi yapan bizlermişiz gibi. Bence bu tür sorular onların var olan sistemden hiç de rahatsız olmadığını gündeme getiriyor. Çok sevdiğim bir erkek arkadaşım da hemen sistemin savunuculuğunu yapmaya başladı ‘’Herkesin senin gibi düşünmesini bekleyemezsin (<em>böyle bir beklentim mi var?)</em> ; toplumsal cinsiyet konusunda ilk çalışan değilsin, yani Amerika’yı sen keşfetmedin <em>(böyle bir şeyi düşünmem için deli olmam gerek)</em>; bu bir savaş değil  <em>(savaş olduğunu da hiçbir zaman düşünmedim, acaba bunu nerden çıkarıyor?) </em>, birlikte güzel güzel geçinmek varken neden böyle şeyler yapıyorsun? Bu tür sorunlardan daha önemli sorunlar var hayatta? ‘’Çevre sorunlarından ekonomik ve politik sorunlara değin tam bir sorunlar yumağının içinde olduğumuz doğru. Ama bunların hiç biri diğerinden öncelikli değil, başka bir deyişle hepsi birbirine bağlı. Toplumsal cinsiyet  konusunu da bütün bu sorunlardan ayırmamız mümkün olabilir mi? Kısaca arkadaşım bu konuyu bulandırmak için bir sürü şey yazmış sosyal medyada. Ama  yaklaşımının naif olduğuna eminim, bilinçli bir karşı koyuş söz konusu değil ; sosyalleşme süresince içselleştirdiğimiz duygu ve düşünce modelleri beynimize öylesine yerleşiyor ki, bunları sonradan değiştirmemiz hiç de kolay olmuyor, bütün sorun bu. Empati duygusu çok yüksek çok duyarlı erkeklerde bile görüyoruz bunu. Büyük olasılıkla mahalle baskısı da rol oynuyordur. Bu nedenle şaşırmadım. Çünkü birçok kimse  açıkça dile getirmese de böyle  düşünüyordur, eminim.  Sanat, tiyatro kutuplaşmayı ve ötekileştirmeyi yeniden ve yeniden üreten bu tür bir zihniyeti sorguluyor mu, yoksa tam tersine destekliyor mu, bence temel sorun bu. Sorguluyorsa, tabii nasıl sorguladığı da önem kazanıyor. İşte tiyatronun gücü de bence bu nasılın yanıtında yatıyor. Sahnede izlediğimiz dünyanın bize bir şekilde dokunması gerekiyor.</p>
<h4><strong>T.S. <em>Buradan sizin yazar olarak da yetinmeyip son sıralarda pandemi süreci içinde şimdilik bir alternatif, daha sonra da belki farklı bir tür olarak gelişecek olan digi tiyatro alanına ilgi duyma süreciniz ve bunu daha da ileriye taşıyarak yazdığınız oyunların yönetmenliğini de üstlenme kararınıza gelmek istiyorum. Kadın çalışmalarının doğasında bilinç yükseltme dediğimiz, kadınların ikincil konumunu, üzerlerindeki baskıları ya da kadınlıklarını nasıl yaşadıklarını birbirleriyle paylaşarak yeni farkındalıklar kazandıkları ve yalnız olmadıklarını duyumsadıkları kolektif, çok özel süreçler var ki aslında feminist kuramların çoğu daha sonra bu çalışmalardan beslenerek ortaya çıkıyor. Batıda bazı kadın oyunları ya da feminist tiyatrolar da benzer biçimde çalışma süreçlerinden başlayarak bildiğimiz işleyişten farklı ilerliyor. Öncelikle çalışmalarda hiyerarşik yapılar kırılmaya çalışılıyor, yönetmenin etkisi azalıyor ya da bazen yönetmen bile olmuyor. Hem oyuncular ya da varsa kolaylaştırıcı diyelim, önce kendi feminist fikirlerini, kendi kadınlık deneyimlerini nasıl yaşadığını provalarda bir kez daha fark ederek yani kendinden yola çıkarak rolü ele alıyor, hatta bazı gruplar doğrudan kendi hayatlarını anlatan oyunlar ortaya çıkarıyor. Sizin yönetmenlik süreciniz nasıl gelişti?</em></strong></h4>
<p><strong>Z.İ.</strong> Sizin dile getirdiğiniz bu deneyimi bizler gerçekten bire bir yaşadık. Pandemide eve kapanınca eksikliliğini duyduğum düşünsel ve duygusal iletişim biçimlerini farklı bir biçimde sürdürmek ihtiyacını hissettim. <em>Anlatılamayan Öyküler</em> projesi, sonra da bu projede temelini bulan şimdi de Ankara Aralık Tiyatrosu’nda sahnelediğimiz <em>Yüzleşme</em> oyunum böyle oluştu. <em>Anlatılamayan Öyküler’de</em> şiddeti farklı biçimlerde yaşamış ve geride bırakmış olan farklı sosyal katmanlardan gelen yedi kadının iç içe geçen öyküsü anlatılıyor. Önce okuma provalarıyla süren sonra film çekimleriyle devam eden aylarca süren çok heyecan verici ve verimli bir çalışmaydı bu. Öncelikle bütün çalışmaların zoom üzerinden yürümesi hepimiz için büyük bir deneyim oldu. Şunu fark ettik ki, sosyal mesafeye rağmen insanlar arasında yakınlık kurulabiliyor, üstelik de birbirini hiç tanımayan ya da çok az tanıyan insanlar arasında. Tabii  kadın olmanın getirdiği ortak deneyimlerimiz de aramızdaki iletişimi büyük oranda kolaylaştırmıştı.</p>
<p>Ankara’da şu günlerde belgeselci Deniz Şengenç ve tiyatrocu Onur Gazdağ ile birlikte  sahnelediğimiz <em>Yüzleşme</em> oyunuma  gelince, bu proje başladığında bir tiyatrocu erkek arkadaşımın ilk söylediği, bir oyunun mutlaka tek bir yönetmenin olması gerektiğiydi, ikincisiyse  zoomdan bu işin kesinlikle başarılamayacağıydı. Haksız da değildi çünkü ekibimizi kurmamız kolay olmadı. Öte yandan okuma provalarını bitirip de sahneye geçtikten sonra benim  uzaktan zoomla çalışmalara devam etmem de hepimizi zorladı. Ama sonunda ortak projemize inanan ve bu yolda yürüyen harika bir ekip oluştu. <em>Yüzleşme’de</em> içselleştirilmiş ataerkillik sorunu farklı kuşaklarda farklı biçimlerde gündeme geliyor. Ama kadınlar dayanışma içinde bu sorunları aşabiliyorlar.<br />
<iframe loading="lazy" title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/P-OqK7L7yDA" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p>Her iki oyun süresince de yaşadıklarımız  sizin de dile getirdiğiniz  gibi tek yönetmende odaklaşan hiyerarşik modelin kırıldığını gösteriyor. Kimbilir belki de kolektif yaratıcılığı kadınlar daha güzel kurabiliyorlar, birbirleriyle daha kolay ve rahat  dayanışmaya girebiliyorlar. Öte yandan <em>Yüzleşme’</em>deki yönetici kadromuzdaki erkek arkadaşımız Onur’la da verimli bir birlikteliği yakalayabilmemiz güzel bir şanstı, çünkü o da bu konuda çok duyarlı olan ender  erkeklerden. Gerçekten de pandemi ile birlikte yepyeni deneyimler yaşadık. Bir kez böyle olumlu bir deneyimi yaşadıktan sonra pandemi sonrasında da bu tür çalışmaların sürebileceğini düşünüyorum.</p>
<h4><strong>T.S<em>. Oyunculuktaki farkındalık tabii ki role olan mesafeyi de değiştirerek yukarıda söz ettiğim temsilin, gösterenle gösterilen mesafesinin azaldığı, sahiciliğin arttığı ve sahnedeki oyuncunun da hem provalarda hem de sahnede bambaşka farkındalıklar geliştirdiği, kendi feminist ya da toplumsal cinsiyet farkındalığını billurlaştırdığı bir sürece dönüşüyor. Tabii rol oynama kavramı da böylece değişiyor. Son olarak seyirciyle karşılaşmada ise seyircinin de aynı süreci yaşayabileceği bir alımlama süreci başlıyor. Bu nedenle oyun sonrası mutlaka seyirciyle daha yakın bir iletişim söz konusu oluyor ve seyircinin oyuna katkısına, geri bildirimine yönelik paylaşımlar yapılıyor. Henüz oyunlar seyirciyle buluşmadı ama oyuncularla olan iletişimde yönetmen olarak son digital oyununuzda bu sürece benzer bir şeyler yaşadınız mı?  Oyuncularla uzaklığı aşmak için nasıl bir duygu ve düşünce birliği yarattınız? Süreçte sizin ve oyuncuların kadınlık, toplumsal cinsiyet farkındalığı ya da feminist bakış açısı baplamında bir dönüşümü söz konusu oldu mu?  </em></strong></h4>
<p><strong>Z.İ.</strong>Digi tiyatro projemizin yapımcılığını ve benimle birlikte yöneticiliğini üstlenen Mareliber şirketinin yöneticisi Deniz Şengenç’le birlikte yürümeye başladıktan sonra oyuncuların da katılımıyla çok verimli bir birliktelik yakaladık gerçekten. Kadın oyuncuların benzer ya da yakın deneyimler yaşamış ya da gözlemlemiş olmalarının bunda payı vardı. Bu açıdan tam bir kadın dayanışmasından söz edilebilir. Oyunculukta sizin de vurguladığınız gibi sahicilik ve özgünlük önemliydi. Bu da oyunculardan kendi kişilikleriyle canlandırdıkları karakterlerin harmanlandığı bir duruşu koşulluyordu. Bu noktada yönetmenin fazla müdahaleci olmaması   oyuncuya da ihtiyacı olduğu kadar eşlik etmesi gerekiyor. Kimi oyuncu rolüne uzun süre direndi, bunun da farklı nedenleri vardı, ama bana göre en ilginci canlandırdığı rol ile kendi yaşamı arasında benzerliklerin olduğunu keşfetmesi ama bunu kabul etmek istememesiydi. Bu süreçte psiko terapiye gidenler de oldu. Böylece canlandırdığı rol oyuncuya kendisini de keşfetmesini sağladı. Kimi oyuncu benim düşündüğümden çok daha farklı bir rol çıkardı; kimi oyuncu haftalarca çalıştıktan sonra yavaş yavaş rolünü keşfetti; kimi oyuncu ise rolü birkaç provada çok çabuk çıkardı. Yani provalar süresince herkesin deneyimi farklı oldu. Uzun süre tek tek çalıştıktan sonra grup çalışmalarına da başladık. Birbirlerinin rollerini izleme ve üzerinde tartışma yeni bir dinamizmin oluşmasına yol açtı. Şimdi biliyorsunuz her şey görünürlük kazandı, insanlar instagramda, you tubeda kendi öykülerini anlatıyorlar. Ama bunların içinde en kaliteli programlarda bile bir yapaylık seziliyor. Öte yandan anlatılan öyküler her zaman çok yüzeysel kalıyor. Bu projede ise tam tersi söz konusu. Tiyatro oyuncuları sahiciliği ve özgünlüğü yakalamaya çalışıyorlar. Metin de kadını kıstıran engelleri ortaya çıkaran öykülerden oluştuğu için hem öykü hem de sunum düzleminde büyük bir yenilik getirdiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.  Şimdi çekimler de tamamlandıktan sonra  yaklaşık yirmi dakika süren her öykünün sergi formatında sunulmasını ya da film festivallerinde  gösterilmesini  amaçlıyoruz. Kanalları da düşündük ama sanırım bu konuyu bu şekilde deşmemiz çok kimsenin işine gelmiyor. Kadın, dizilerde olduğu gibi kurban olarak gösterilirse sorun tabii ki yok, hele onu kurtaran kahraman erkekler varsa  ilgi daha da artacaktır. Ama kadını kuşatan toplumsal ve politik mekanizmaları göstermek gibi bir iddianız varsa tehlikeli sularda yüzüyorsunuz demektir. <em>Yüzleşme</em> oyunumuzu çok kapsamlı bir proje gibi tasarlıyoruz.  Oyunun oluşum süreci, birlikte çalışmamız, tartışmalarımız hepsini filme çekiyoruz. Oyun sahnelendiğinde daha fuayede izleyiciler oyunun oluşumundan sahneler izleyecekler. Oyun sonrasında söyleşiler olacak, bu söyleşiler de yine filme çekilecek. Tiyatro, film ve izleyiciler bir bütünü oluşturacaklar. Belki izleyicilerin de kendi öykülerini anlatmak cesaretini bulacakları bir forum oluşturulacak. Sokağın sahneye taşındığı <em>Rimini Protokol’u</em> bilirsiniz. Biz de toplumsal cinsiyet alanında kurmacayla belgeselin, oyuncuyla izleyicinin, tiyatroyla sokağın kaynaştiği ve bütünleştiği bir alan yaratmak istiyoruz: <em>Womeni Prokol</em> .  İstanbul Sözleşmesinin iptaliyle birlikte kadınlara tam bir darbe vurulduğu kapkaranlık bir dönemdeyiz, yine de sanatın, tiyatronun bu alanda yapabileceği çok şey olduğunu düşünüyorum.</p>
<h4>T.S. <em>Bu dönemde kadın hareketi her alanda güçlü bir muhalefeti sahiplenen önemli bir konumda. Sanat da kendi çapında hem kadın hareketine hem de iktidar mekanizmalarının yarattığı her tür baskıya ve yanlış politikalara karşı durmak ve muhalefeti güçlendirmek üzere sokakla bağını koparmamalı. Özellikle bu anlamda tiyatronun gücü yüzyıllardır tartışılmayacak boyutlarda. Umarım ülkemizde bu alana çok daha fazla kadın sanatçı ve eril zihniyet karşıtı yaratıcı katılarak, üretimleriyle hareketi daha da ileriye taşırlar.</em></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p>DİREN SANAT YOUTUBE KANALIMIZDA DİĞER SÖYLEŞİLERİMİZİ İZLEYEBİLİRSİNİZ. ABONE OLARAK ETKİNLİKLERİMİZDEN HABERDAR OLABİLİRSİNİZ.</p>
<p><iframe loading="lazy" title="YouTube video player" src="https://www.youtube.com/embed/VD9VlaQb1sY" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe>nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2021/04/29/tijen-savaskan-zehra-ipsiroglu-tiyatro-ve-toplumsal-cinsiyet-ustune-bir-soylesi/">Tijen Savaşkan -Zehra İpşiroğlu  Tiyatro ve Toplumsal Cinsiyet Üstüne Bir Söyleşi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">40496</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Söylemlerin Kıskacında  İran  Konferansı/ Zehra İpşiroğlu</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/12/09/soylemlerin-kiskacinda-iran-konferansi-zehra-ipsiroglu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 16:56:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diren]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[konferansı]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=38215</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali çerçevesinde izlediğimiz  görsel ağırlıklı performans türü oyunların tersine sadece dile dayanan Rus  yapımı“İran  Konferansı”ı (Yazar: İvan Vyrypaev) dünyanın bugünkü durumu üstüne tartışma yaratan gerçekten çok şaşırtıcı bir oyun. Birbirleriyle çatışan karakterler, gerilimli olaylar yok bu oyunda; sadece farklı söylemler, düşünceler ve dünya görüşleri var. Yine de hiç mi hiç sıkıcı olmayan, [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/soylemlerin-kiskacinda-iran-konferansi-zehra-ipsiroglu/">Söylemlerin Kıskacında  İran  Konferansı/ Zehra İpşiroğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali çerçevesinde izlediğimiz  görsel ağırlıklı performans türü oyunların tersine sadece dile dayanan Rus  yapımı“İran  Konferansı”ı (Yazar: İvan Vyrypaev) dünyanın bugünkü durumu üstüne tartışma yaratan gerçekten çok şaşırtıcı bir oyun. Birbirleriyle çatışan karakterler, gerilimli olaylar yok bu oyunda; sadece farklı söylemler, düşünceler ve dünya görüşleri var. Yine de hiç mi hiç sıkıcı olmayan, dahası gerilim yaratan, dahası bizleri birlikte düşünmeye, tartışmaya çağıran çarpıcı bir oyun.</strong></h3>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 139px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class=" wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=139%2C203" alt="" width="139" height="203" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p>Danimarka gibi  demokrasi anlayışı gelişmiş bir ülkede Kopenhagen’de bir araya gelen ünlü düşünürler, bilim adamları  ve sanatçılar  günümüz sorunları üstüne konuşuyorlar.  Tartışmanın odak noktasını da insan haklarının sürekli hiçe sayıldığı İran alıyor. Ama İran gibi bir ülke üzerinde konuşurken Avrupa ülkelerinin sorunları da gündeme geliyor.  Kısaca oyunda İran’dan yola çıkılarak bugün nasıl bir dünyada yaşadığımız çeşitli boyutlarıyla irdelenmeye çalışılıyor.</p>
<p>Batılı konuşmacıların ortak yanı özgün duruşları. Her birinin kendine özgü bir duruşu, beden dili ve ifade biçimi var. Gergin ve sinirli, umursamaz ve rahat, kin ve öfke dolu, hüzünlü… Ama hepsi mutsuz; yürümeyen, yolunda gitmeyen bir şeyler var bu dünyada, bunu dile getirmeye çalışıyorlar. Ortak yanları kendilerini ifade ederken kendi gözlemlerinden ya da yaşam deneyimlerinden yola çıkmaları.  Bu tür tartışmalarda sık sık tanık olduğumuz gibi soyut, kuramsal bilgiler yok, bilgiler diğer konuşmacılar ve tartışmacılar üstünde üstünlük kurmak ya da diğerlerini manipule etmek  için kullanılmıyor. Öte yandan  konuşmacılardan hiç biri  rol kesmiyor, hepsi gerçekten bu çıkmazdan kurtulma arayışı içindeler. Ama bu kurtuluş nasıl olacak?</p>
<p>Oyunun ana izleği  insanların hep tüketmeye dayalı günümüz tüketim dünyasında inançlarını iyiden iyiye  yitirmiş olmaları.  İzleyici  postmodern bir görecelik anlayışından yeniden dine dönmeyi öneren bir bakışa, insan haklarını savunmadan her şeyi reddeden bir nihilizme kadar farklı duruşları dile getiren söylemleri savunan insanları izlerken kendi bakışını da sorguluyor: Nasıl bir dünyanın içindeyiz ve bu dünyaya hangi pencereden bakıyoruz,  hayatımıza nasıl bir anlam veriyor ya da veremiyoruz, yaşamın neresinde duruyoruz, neden bazı ülkelerde insan hakları, kadın hakları böylesine yerle bir ediliyor, buna karşı duruşumuz ne olmalı, mutluluk nedir, nasıl oluyor da  sefil koşullarda yaşayan insanları mutluluğu buluyorlar da, uygarlığın içinde yaşam sevinci ve mutluluk duygusu böylesine kolaylıkla yitirilebiliyor, insanlar nasıl bir dünyada yaşamak istiyorlar, özgürlük nedir, biz ne derecede özgürüz ya  da değiliz, insan hakları, özgürlük mutluluk gibi kavramlara ne tür anlamlar yüklüyoruz  gibi sorular gündeme gelirken herkesi ve her şeyi kucaklayan evrensel bir sevgi anlayışının özlemi de çok yoğun  hissediliyor. İnsan insanı sevebilse, doğayı ve yaşamı sevebilse  yaşamımız çok farklı olurdu duygusu.  Öte yandan Tanrı, doğa, evrensel enerji gibi farklı biçimlere giren bu sevgi  her bireyin kendi yaşadığı ortama ve koşullara göre çözmesi gereken bir sır olarak kalıyor.  Farklı görüşler arasında ortak noktaların keşfedilemediği, köprülerin kurulamadığı bir dünyada  birbirimizi anlamaya çalışma, diyalog kurma, dayanışmaya giden yolları keşfetmeye çalışma gibi bir arayış da bu nedenle bir türlü gündeme gelemiyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="38217" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/soylemlerin-kiskacinda-iran-konferansi-zehra-ipsiroglu/10460_1_irankonfrans_1366/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?fit=1366%2C550&amp;ssl=1" data-orig-size="1366,550" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="10460_1_irankonfrans_1366" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?fit=300%2C121&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?fit=696%2C280&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-38217" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=696%2C280" alt="" width="696" height="280" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?w=1366&amp;ssl=1 1366w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=300%2C121&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=768%2C309&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=1024%2C412&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=696%2C280&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=1068%2C430&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/10460_1_irankonfrans_1366.jpg?resize=1043%2C420&amp;ssl=1 1043w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>Oyun boyu dikkatimi çeken konuşmacıların, hep bir arayış içinde olmalarına rağmen, sorunlara  sadece kendi pencerelerinden bakmalarıydı. Öyle ki diğer konuşmacılarla ortak bazı noktalar keşfetme kaygısından çok uzaktılar. Bu nedenle de sürekli olarak duvarlar örülüyordu aralarında. Buna en çarpıcı örneği insan  ve kadın hakları savunucusu Astrid’le her şeyi göreceleştiren liberal yazar Gustav arasındaki çatışma veriyordu. Çatışmasının doruk noktasında ikisinin bir süre  mutsuz bir evlilik sürdürmüş oldukları, oğullarının ise intihar etmiş olduğu gerçeği şaşırtıcı bir sürpriz oluşturuyordu.  Oyunlarında hep insanlar arası  iletişim sorunları üzerinde duran yazar Vyrypaev bir söyleşisinde belirttiği gibi çatışmalar en küçük birim ailede başlıyor..</p>
<p>Öte yandan  konuşmacılar  kendi yaşam deneyimlerinden yola çıksalar bile sorunları hep bir dış gözlemcinin bakışıyla akılcı bir açıdan irdelemeye çalışıyorlardı. Yüreklerinden çok akıllarıydı konuşan ya da belki de yürekleriyle konuşabilme yetisini çoktan yitirmişlerdi. Oysa  akılcı düşünmenin dar sınırlarını kıran bir arayışın içindeydiler. Oyun bu yönüyle gerçek yaşamda da tanık olduğumuz kutuplaşmalara ve çatışmalara ışık tutuyordu.</p>
<p>Oyundaki bu çelişki, yani çatışmaları aşmaya çalışırken yeni çatışmaların oluşması tuhaf bir kısır döngüye işaret ediyordu. Sonuçta dünyamıza kuş bakışı bakan çok düşündürücü ve  hüzün verici bir oyun. Çünkü çözüm yok ya da çözümü herkesin kendisi için bulması gerekiyor. Oyunun finalinde baskılı bir ortamda kendine bir özgürlük alanı yaratmaya başaran ama gerçek aşkı bulduğu anda  özgürlüğünü de bırakabilen İranlı yazar kadının  duruşu ise bildiğimiz din  anlayışından uzak farklı bir  sevgi duygusunu sergiliyordu. Bu metafizik bir sevgi mi, esoterik bir duygu yoksa yaşamın daha farklı olabileceğine dair bir gönderme mi?   Şimdiye değin yazdığı bütün oyunlarında mutluluğun izini süren Vyrypaev  bir söyleşinde yaşamın tek anlamının “ben neden yaşıyorum, yaşamımın amacı ne?”sorusuna yanıt vermek olduğunu söylüyor.</p>
<p>Oyun sonrası tartışmalarda sahneye gözleri dolarak çıkan yönetmenin (Viktor Ryzhakov) içtenliği de beni çok şaşırdı. Tiyatronun içi boşatılmış bir eğlence kültürüne dönüştüğü bir ortamda gerçekten çok özgün, içten ve düşündürücü bir oyun. Keşke bu tür oyunları daha çok izleme fırsatını yakalayabilsek.</p>
<p>Zehra İpşiroğlu</p>
<p>Diren Sanat Yazarı</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/soylemlerin-kiskacinda-iran-konferansi-zehra-ipsiroglu/">Söylemlerin Kıskacında  İran  Konferansı/ Zehra İpşiroğlu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">38215</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Yıldız Kenter Anısına: Tiyatro Benim Hayatım</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/12/09/zehra-ipsiroglundan-yildiz-kenter-anisina-tiyatro-benim-hayatim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 16:41:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dikmen gür]]></category>
		<category><![CDATA[DİREN SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[yıldız kenter]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=38210</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yıldız Kenter gibi bir sanatçı  aramızdan ayrıldığında  ölüm olgusu herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşamını yitiren çok ünlü bir tiyatrocunun ölümünden çok daha farklı bir anlam ve boyut taşıyor.  Ölümü çok ama çok büyük bir kayıp olarak yaşıyoruz. Sanki bizim de içimizden bir şeyler kopup gidiyor.  Çağdaş  tiyatromuza damgasını vurmuş  sanatçımızın sayısı sınırsız değil çünkü. Yıldız [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/zehra-ipsiroglundan-yildiz-kenter-anisina-tiyatro-benim-hayatim/">Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Yıldız Kenter Anısına: Tiyatro Benim Hayatım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Yıldız Kenter gibi bir sanatçı  aramızdan ayrıldığında  ölüm olgusu herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşamını yitiren çok ünlü bir tiyatrocunun ölümünden çok daha farklı bir anlam ve boyut taşıyor.  Ölümü çok ama çok büyük bir kayıp olarak yaşıyoruz. Sanki bizim de içimizden bir şeyler kopup gidiyor.  Çağdaş  tiyatromuza damgasını vurmuş  sanatçımızın sayısı sınırsız değil çünkü.</strong></h3>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=200%2C291" alt="" width="200" height="291" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p>Yıldız Kenter için hazırlanan törene katılmak üzere Kenter Tiyatrosu’na gittim.  Yıldız Kenter’le vedalaşmak  benim için  bir çok kimse gibi çocukluğumla, gençliğimle   vedalaşmak anlamına geliyor. Kapının önünde muazzam bir kalabalık, tiyatrocular, sanatçılar, öğrenciler, izleyiciler,  basın, her yaştan insanlar, tek tük tanıdık yüzler ya da eski dostlar…Kapının önünde beyaz bir cenaze arabası…Enerjimin düştü birden, ağlamamalıyım, hayır ağlamamalıyım.</p>
<p>On yaşındayım. Anneannemle (Seniha Bedri Göknil) <em>Çöl Faresi’ne </em>gidiyoruz. Kenter Tiyatrosuna ilk gidişim belki de tiyatroya ilk  gidişim. Oyunu anneannem çevirdiği için bana bu tiyatronun yıldızı oymuş gibi geliyor, eş dostun elini sıkarken, iyice kabarıyorum. Ama sonra perde açıldığında oyunu yanı başımda  benimle birlikte büyük bir heyecanla izleyen anneannemi unutuyor ve sahnenin,  özellikle de oyunun başkişileri  sevgili Yıldız ve Müşfik Kenter’in büyüsüne kaptırıyorum kendimi. Oyunun sonunda izleyici salonu yıkılıyor alkıştan.  Evde günlerce <em>Çöl Faresi’ni </em>konuşuyor, bazı sahneleri anneannemle okuma tiyatrosu gibi canlandırarak okuyoruz.  Anneannem hayranlıkla Yıldız  Kenter’i anlatıyor, ne kadar azimli ne kadar çalışkan bir insan olduğunu…</p>
<p>Yeniyetme yıllarım: <em>Salıncakta iki kişi,  Pembe Kadın , Sırça Köşk, Sandalyeler</em> , <em>Ders</em> ve daha nice oyunlar…Tenesse Williams, Eugen O’Neill,  Steinbeck, Ionesco daha nice yazarlar…Her biri belleğimde yer ediyor.  Pembe  Kadın’ı sevgili hocam Mahmedet Şahinler’in dersinde günlerce tartışıyoruz.</p>
<p>On dokuz yaşındayım. Max Frisch’in deneysel oyunu <em>Biyografi’yi </em>çevirip götürüyorum Yıldız Hanıma. Hayata yeniden başlama şansınız olsaydı neleri değiştirirsiniz sorusundan yola çıkan bu oyunun, oyun içinde oyun biçiminde  gelişen deneysel bir kurgusu var. Kenter’lere hem uyuyor hem de uymuyor. Konu açısından uyuyor ama dramatik tiyatro anlayışını kıran deneysel yaklaşımı açısından hiç uymuyor. Yıldız hanım bana tüm sevecenliğiyle neden uymadığını anlatmaya çalışıyor ama pek kafam almıyor. Hem büyük bir hayranlık hissediyorum ona hem de o farklı bir kuşağın insanı diye düşünüyorum.</p>
<p>Yıllar sonra çok kısa bir süre Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nin yöneticisiyim.  Yıldız Hanıma sevgi, saygı ve hayranlıkla hem çok büyük bir yakınlık hem de uzaklık hissediyorum. Çok güzel bir duruşu ve üslubu var ama neden bu üslubun dışında bir şeyi pek kabul edemiyor? Neden Stanislavski çizgisindeki  dramatik tiyatro anlayışını tek doğru olsun? Neden çağdaş yorumlara kuşkuyla bakıyor? Çok sevdiğim saydığım bana yol gösteren insanlarla ortak bir noktada buluşma isteğim öyle yoğun ki…Keşke Yıldız hanıma daha yakın olabilsem…</p>
<p>İki binli yıllarda  Radikal’de Perihan Mağden’in Yıldız Kenter Tiyatrosunu yerle bir eden  esprili, komik ama sonderece  saygısız yazısını okuyorum şaşkınla. Yıldız Kenter’e bu öfke niye? Tiyatroya bu öfke niye? Neden bu  tepeden bakan yeniyetme tavırları?   Saldırganlık “ben varım”demenin bir yolu mu acaba?</p>
<p>Kuşaklar arası çatışmanın kuşaklararası bir düşünce ve duygu alışverişine dönüştürülmesini istemek çok mu ütopik bir şey?  Bizden öncekilerden bizim, bizden de bizden öncekilerin öğreneceği hiç bir şey yok mu?   Dün, bugün ve yarın bir akış içinde birbirini tamamlamıyor mu?  Öyleyse neden hep duvarlar örülüyor?</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="38212" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/zehra-ipsiroglundan-yildiz-kenter-anisina-tiyatro-benim-hayatim/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?fit=275%2C400&amp;ssl=1" data-orig-size="275,400" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?fit=206%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?fit=275%2C275&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-38212 alignleft" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?resize=275%2C400" alt="" width="275" height="400" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?w=275&amp;ssl=1 275w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/12/tiyatro-benim-hayatim-yildiz-kenter.jpg?resize=206%2C300&amp;ssl=1 206w" sizes="auto, (max-width: 275px) 100vw, 275px" /></a>On bir yıl önce: Uluslararası Tiyatro Festivali yöneticiliğinden Dikmen Gürün’ün ayrılışının veda yemeğindeyiz. Yıldız hanımla  son yıllarda yaşadığı ezber sorunu  üzerine sohbet ediyoruz. Yaşlanma üstüne düşünüyorum.  Kendini sahnede var eden bir insanın yaşlanması nasıl bir şey acaba? Bir çok sanatçı yüzünü ameliyatlarla bir maskeye dönüştürmede buluyor yolu.  Sözde gençleşen yüzle birlikte içindeki ruh da sönüp gidiyor…Yıldız hanıma bakıyorum sevgiyle, yüzü  hala ışık dolu, hala karizmatik ve hoş. Dikmen Gürün  o gece bana Yıldız  Hanımın yaşamını kaleme alacağını söylediğinde  öyle seviniyorum ki. Ne kadar  önemli ve değerli bir karar.</p>
<p>Şimdi <em>Tiyatro Benim Hayatım’ı </em>okumadıysanız okumanın  tam zamanı<em>.</em>Biz izleyiciler için  Yıldız Kenter’le vedalaşmanın en güzel yollarından biri de bu kitap belki de.</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/12/09/zehra-ipsiroglundan-yildiz-kenter-anisina-tiyatro-benim-hayatim/">Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Yıldız Kenter Anısına: Tiyatro Benim Hayatım</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">38210</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Yazarımız Zehra İpşiroğlu&#8217;nun Venedik Bienali İzlenimleri</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Oct 2019 15:44:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[DİREN SANAT]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik Bienali]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=37348</guid>

					<description><![CDATA[<p>Venedik Bienalindeyim. Savaş, yıkım, şiddet, göç, mülteciler, yoksulluk gibi güncel ve politik konular bu yıl ki Bienalin odak noktasını oluşturuyor. Ötekileştirilenler, yersiz yurtsuzlar, azınlıklar, mülteciler, yoksullar, kadınlar, çocuklar, kısaca ezilenler bu dünyasının baş kişileri. Nasıl bir  çağda yaşıyoruz ve nasıl bir gelecek bırakıyoruz yarınlara?  Yaşadığımız zamana ayna tutan bir mekan burası&#8230;Her ülke kendi koşullarından, deneyimlerinden yola [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/">Yazarımız Zehra İpşiroğlu&#8217;nun Venedik Bienali İzlenimleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Venedik Bienalindeyim. Savaş, yıkım, şiddet, göç, mülteciler, yoksulluk gibi güncel ve politik konular bu yıl ki Bienalin odak noktasını oluşturuyor. Ötekileştirilenler, yersiz yurtsuzlar, azınlıklar, mülteciler, yoksullar, kadınlar, çocuklar, kısaca ezilenler bu dünyasının baş kişileri.</strong></h3>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=200%2C291" alt="" width="200" height="291" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p>Nasıl bir  çağda yaşıyoruz ve nasıl bir gelecek bırakıyoruz yarınlara?  Yaşadığımız zamana ayna tutan bir mekan burası&#8230;Her ülke kendi koşullarından, deneyimlerinden yola çıkarak yüzleşiyor yaşadığımız dönemle&#8230;Ama gerçek olan şu ki iç açıcı bir şey yok ufukta, en ufak  bir umut, uzaklarda belli belirsiz  bir ışık bile yok&#8230;</p>
<p>Ağlayan bebek yüzleri görüyorum bir ekranda; yüzleri donuk, yaşamıyor gibi, yaşamdan tek geriye kalan koca koca göz yaşları&#8230;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37350" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/bebek-venedik/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?fit=1600%2C778&amp;ssl=1" data-orig-size="1600,778" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Bebek-venedik" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?fit=300%2C146&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?fit=696%2C338&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-37350" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=696%2C338" alt="" width="696" height="338" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?w=1600&amp;ssl=1 1600w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=300%2C146&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=768%2C373&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=1024%2C498&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=696%2C338&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=1068%2C519&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?resize=864%2C420&amp;ssl=1 864w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Bebek-venedik.jpg?w=1392&amp;ssl=1 1392w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>Ekranın tam önünde, yerde bağdaş kurmuş oturan   üç, dört yaşında çocuklar.  Merakla bakıyorlar ağlayan bebeklere..Meraklı, muzip, çekingen, komik, neşeli  bir sürü küçük yüz. Onları acaba nasıl bir gelecek bekliyor?</p>
<p>Her yerde ezilenlerin, yüzleri, çığlıkları&#8230;.Dünyayı yönetenlerin, politikacıların, generallerin  değil de ezilenlerin portreleri sergilendiği The Subaltern Portraits Galleri&#8217;de ki fotoğraflar insanın belleğine yerleşip kalıyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37351" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-2/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?fit=501%2C421&amp;ssl=1" data-orig-size="501,421" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-2" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?fit=300%2C252&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?fit=421%2C421&amp;ssl=1" class="alignnone wp-image-37351" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?resize=670%2C563" alt="" width="670" height="563" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?w=501&amp;ssl=1 501w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?resize=300%2C252&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-2.png?resize=500%2C420&amp;ssl=1 500w" sizes="auto, (max-width: 670px) 100vw, 670px" /></a></p>
<p>Bienalin odak noktası kocaman bir göçmen teknesi. 2015&#8217;deki  kazada Libya&#8217;dan İtalya&#8217;ya doğru yol alırken başka bir balıkçı teknesiyle çarpışarak batan bu teknede bine yakın göçmen yaşamını yitirmiş.  Mültecilerin trajedisini yansıtmak amacıyla  denizin derinlerinden çıkarılan bu gemi acının ve umutsuzluğun bir simgesi gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37352" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-5/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?fit=501%2C501&amp;ssl=1" data-orig-size="501,501" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-5" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?fit=300%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?fit=501%2C501&amp;ssl=1" class="alignnone wp-image-37352 " src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?resize=696%2C696" alt="" width="696" height="696" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?w=501&amp;ssl=1 501w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?resize=150%2C150&amp;ssl=1 150w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?resize=300%2C300&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-5.png?resize=420%2C420&amp;ssl=1 420w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>Günümüz acılarını  geçmişin hayaletleri ya da geleceğin korkuları izliyor. Geçmiş, bugün ve gelecek çöküş görüleriyle  sımsıkı sarmalamış birbirini.</p>
<p>Gerçekle kurmacanın iç içe girdiği karabasanımsı   sahneler: Mayonez, ketçap, salata yaprakları ve domates dilimleri ile özenle hazırlanan dev bir hamburgerin içinde yitip giden bebekler , insanlar, eşyalar, koskoca bir dünyanın  hamburgerin içinde yok olması (Amerika eleştirisi mi?); yerde oluk oluk kanları temizleyen dev bir makina (savaş) ;  birbirinden güzel robotlardan oluşan zengin bir  kesime hizmet eden genç bir kızılderili  kadın (robotlaşan varlıklı kesimle  hala insan kalan köleleri).</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37353" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-4/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?fit=501%2C243&amp;ssl=1" data-orig-size="501,243" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-4" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?fit=300%2C146&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?fit=243%2C243&amp;ssl=1" class="alignnone wp-image-37353 " src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?resize=696%2C338" alt="" width="696" height="338" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?w=501&amp;ssl=1 501w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-4.png?resize=300%2C146&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Herkesin özgür yaşayabildiği Field Hospital&#8217;e giriyorum.  İsraelli sanatçıların hazırladığı bu  hastahanede sesini duyuramayanların sesleri duyuruluyor. Önce tıpkı hastane vb. kamusal alanlarda olduğu gibi bir numara alınıyor. Sıram geldiğinde beni ilgilendiren bir konuyu  seçiyorum.  Dört seçenek var: Transseksüellere karşı şiddet, aile içi şiddet, kaçırılan çocuklar ve Filistin direnişi.  İlk seçtiğim konu: Aile içi şiddet..Birinci katta güler yüzlü hemşireler beni küçük bir kabine buyur ediyorlar. Orada bir ses bana İngilizce olarak konutlar veriyor.  Kolunu kaldır indir nefes al gibi. Sonra bağırmam isteniyor. Bağırıyorum, hem de avazım çıktığı kadar&#8230;Sesim dalga dalga yükselirken kendi ülkemde bağırmak istediğim bağıramadığım, çaresizliği de, öfkeyi  anları  içime kilitlediğim düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu evreden sonra   üst katta diğer izleyicilerle birlikte rahat bir koltuğa  bir oturup seçtiğim konuyu  ekranda izliyorum. Aile içi şiddet babası tarafından elleri kesilen bir kızın öyküsü  çizgi roman biçiminde şiirsel bir dille sunuluyor. Öykü bittikten sonra uzmanlar  bir psikolog ve bir  hukukçu  konuşuyorlar.  Anlatılan olayın bağlamı, nedenleri bilimsel olarak açıklanmaya çalışılıyor&#8230;.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37354" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?fit=501%2C345&amp;ssl=1" data-orig-size="501,345" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?fit=300%2C207&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?fit=345%2C345&amp;ssl=1" class="alignnone wp-image-37354 " src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?resize=696%2C479" alt="" width="696" height="479" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?w=501&amp;ssl=1 501w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?resize=300%2C207&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?resize=100%2C70&amp;ssl=1 100w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-1.png?resize=218%2C150&amp;ssl=1 218w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>İkinci kez yine numara alarak Field Hospitale girdiğimde bu sefer ellili yıllarda  ailelerinden kaçırılan ve başka  ailelere evlat olarak verilen çocuklar konusunu seçiyorum. Üç anne çocuklarının hastanede öldüğü gerekçesiyle nasıl ellerinden alındığını anlatıyorlar.  Annelerin yüzleri, acıları, hüzünleri çok etkileyici.  Sonra sıra yine uzmanlarda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Performans,  sözlü tarih araştırmaları, belgeselliğin iç içe geçtiği  böyle bir projeyi bizde gerçekleştirecek olsak acaba hangi sorunlara yer vermek isterdik?  Sözgelimi  Cumartesi annelerini, şiddet gören kadınların seslerini,  tacize, tecavüze uğrayan çocukların çığlıkları  bu konularda araştırma yapan uzmanların görüşleriyle harmanlayarak  sergileseydik tepkiler ne olurdu? Tabii ben olsam daha da  radikalleşerek politikacıların, bürokratların sorunları yok sayan, görmezden gelen ya da bin bir tür yalanla üstünü örten  söylemlerine de bolca  yer verirdim. Ama gel gör ki bizim ülke suskunlar ülkesi. Şu an yaşadıklarımızla da , geçmişimizle de yüzleşmekten kaçan bir toplum olarak  günden güne dağ gibi o kadar çok malzeme var ki. Yeterince dile getirilmemiş, duyurulmamış, öyle çok  konu geliyor ki aklıma&#8230;Ama geçmişle yüzleşmenin yerini hep yalan dolanın aldığı korku ve baskının da giderek dal budak sardığı  bir ortamda böyle bir şeyi hayal etmek bile kolay değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bienalde ilk kez kadın sanatçılar ağırlıkta. Hintli sanatçı Shankuntana Kulkarni&#8217;nin Beden, Zırh ve Kafes adlı  tellerden yapılmış zırhlar  dizisi kadının üzerindeki baskılara çarpıcı bir gönderme yapıyor.  Bir dönemler  erkeklerin savaşta kendilerini savunmak için kullandıkları zırh sanatçının objelerinde  kadının bedenini günlük yaşamda savunmasına dönüşüyor. Böylece kadın hem kendini korumuş hem de hapsetmiş oluyor. Kadına karşı şiddetin doruğuna ulaştığı Hindistan&#8217;da  sanatçının zırha  girerek Mumbai sokaklarında yaptığı performans büyük ilgi görmüş.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37358" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-7/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=243%2C501&amp;ssl=1" data-orig-size="243,501" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-7" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=146%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=243%2C243&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-37358 alignright" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=243%2C501" alt="" width="243" height="501" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?w=243&amp;ssl=1 243w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=146%2C300&amp;ssl=1 146w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=204%2C420&amp;ssl=1 204w" sizes="auto, (max-width: 243px) 100vw, 243px" /></a>Kulkarni toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarında yaratıcı bir buluşla  mizahtan yararlanırken, İsrael kökenli Danimarkalı sanatçı  Larissa Sansour  barkovizyonda tam bir karabasan dünyası sunuyor bize.  Savaşın yıkıp götürdüğü ıssız bir kent. Yer altı dünyasında, duvarların arasında yaşamlarını sürdüren farklı kuşaklardan iki kadın. Yaşlısı ölüm döşeğinde anılarına sarılırken, gencin tutunacak hiç bir şeyi yok. Dünyanın sona erdiği bir noktada hatırlamak, bellek ne ifade ediyor? Bu çöküş dünyasında anılar bir can simiti olabilir mi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Neil Beloufa&#8217;nın Global Agreement video enstalasyonu bu bienalin en etkileyici projelerinden biri.. Sanatçı bütün dünyadan askerlerle  söyleşiler yapıp kaydetmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ekranlarda farklı kültürlerden, ülkelerden gençler neden orduya katıldıklarını anlatıyorlar. Kimi  hayat dolu neşeli,kimi hüzünlü, kimi çekingen, kimi maço, kimi gururlu, bizim gibi insanlar işte.Oysa onlar ölme ve öldürme çarkının vidaları sadece.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Askerliğin sivil yaşama oranla ne kadar rahat ve güzel bir şey anlatıyor  çoğu. Hastalandığında, bir sıkıntın olduğunda yanında hep  birilerin olmasının nasıl bir güven duygusu  yarattığını. Aileden, aile sıcaklığından söz ediyorlar. Yaşam düzeylerinin yükselmesi, iyi bir eğitim alma şansını yakalamaları onlara yepyeni bir gelecek sağlıyor. Bunun için  ölümle burun buruna yaşamayı bile göze alıyorlar.<br />
Sivil halkın askerlere güven ve saygı duyması da işin diğer yüzü.&#8221;Üniforma ile  başka bir insan oluyorsun&#8221; diye anlatıyor bir asker. &#8220;Herkes seni selamlıyor, sana saygı gösteriyor, değer veriyor&#8230;Pırıl pırıl görünüyorsun, kızlar bayılıyorlar sana&#8221;.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37379" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/untitled-3/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?fit=465%2C950&amp;ssl=1" data-orig-size="465,950" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Untitled" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?fit=147%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?fit=465%2C465&amp;ssl=1" class=" wp-image-37379 alignright" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?resize=403%2C823" alt="" width="403" height="823" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?w=465&amp;ssl=1 465w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?resize=147%2C300&amp;ssl=1 147w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/Untitled.png?resize=206%2C420&amp;ssl=1 206w" sizes="auto, (max-width: 403px) 100vw, 403px" /></a>&#8220;Belki de kız  arkadaşım beni üniformam için seviyordur bu normal ama. Çünkü bu benim kimliğim&#8221;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Öyle herkesi kolay kolay askere almazlar.Sağlıklı olacaksın, sportif olacaksın, bedenini çok iyi kullanmayı bileceksin&#8221;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Militarizm ile  siyasi yönlendirmeler arasındaki bağlantılar üzerinde pek konuşmak istemiyorlar.  İkisi arasında net bir sınır koymuşlar. Herkesin kendine ait politik bir görüşü olabilir, bunun üzerine uzun uzun konuşulup tartışılabilir, bu özel alana giriyor, bu alanda  askerler özgür. Ancak askeri emirler hiç bir zaman tartışmaya açık değildir, ne emrediliyorsa o yapılır. Kısaca askerlikte politik görüşlerin hiç bir yeri yoktur.</p>
<p>Sanatçının askerlerle konuşurken eleştirel değil de nötr kalmayı tercih etmiş olması dikkati çekiyor.  Militarizmi ne övmek istiyor ne de eleştirmek. Bu açıdan da  biz izleyicilere yorum özgürlüğü tanıyor. İzleyici anlatılanların ne kadar doğru olduğunu sorgulayabilir, ekrandaki yüz ifadeleri ile anlatılanlar arasındaki çelişkileri  keşfedebilir,  anlatılmayan, dile getirilmeyen boş alanlar üzerine düşünebilir ya da  askerlerin anlatımlarını bir tür militarizm propagandası olarak okuyabilir.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37357" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-6/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?fit=243%2C501&amp;ssl=1" data-orig-size="243,501" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-6" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?fit=146%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?fit=243%2C243&amp;ssl=1" class="wp-image-37357 alignright" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?resize=424%2C874" alt="" width="424" height="874" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?w=243&amp;ssl=1 243w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?resize=146%2C300&amp;ssl=1 146w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-6.png?resize=204%2C420&amp;ssl=1 204w" sizes="auto, (max-width: 424px) 100vw, 424px" /></a>Videoları izlerken gözümün önünde ister istemez  anlatılmayan, dile getirilmeyen de canlanmaya başladı. Travma geçiren, kendilerini öldüren, ağır yaralanan askerlerin öyküleri.</p>
<p>Çoğu ülkede askerlerin toplumun en alt katmanından, dolayısıyla en yoksul kesimden geldiğini biliyoruz. Sivil yaşamda büyük zorluklarla savaşırken, belki ezilir ve aşağalanırlarken, askere girdikleri anda   yeni bir kimlik kazanarak saygınlık kazanıyorlar. Babası da asker  olan ve babasının yönlendirmesiyle orduya katılan bir askerin dediği gibi askerlik onlar için yaşamın tek anlamını oluşturuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Askerlerin kendilerini nasıl ifade ettikleri, ne derecede özgün oldukları ya da rol oynadıkları, kısaca asker kimliklerini nasıl inşa ettikleri ve sergiledikleri bu yerleştirmenin  temelini oluşturuyor.. Bu açıdan da bu yerleştirme biraz Kutluğ Ataman’ın  varoş  bir mahallede yaşayan insanlarla bire bir konuşarak  hazırladığı  Küba  video yerleştirmesini anımsatıyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="37358" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/venedik-bienali-7/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=243%2C501&amp;ssl=1" data-orig-size="243,501" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="venedik-bienali-7" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=146%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?fit=243%2C243&amp;ssl=1" class=" wp-image-37358 alignright" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=436%2C899" alt="" width="436" height="899" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?w=243&amp;ssl=1 243w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=146%2C300&amp;ssl=1 146w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/10/venedik-bienali-7.png?resize=204%2C420&amp;ssl=1 204w" sizes="auto, (max-width: 436px) 100vw, 436px" /></a></p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/10/16/yazarimiz-zehra-ipsiroglunun-venedik-bienali-izlenimleri/">Yazarımız Zehra İpşiroğlu&#8217;nun Venedik Bienali İzlenimleri</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">37348</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Bu Yaz İzlenecek Belgesellerden: Hay Way Zaman</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/08/03/bu-yaz-izlenecek-belgesellerden-hay-way-zaman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Aug 2019 10:46:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[hay way zaman]]></category>
		<category><![CDATA[ipsıroglu]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=36502</guid>

					<description><![CDATA[<p>Geçenlerde Nezahat ve Kazım Gündoğan&#8217;la ve bir arkadaş grubuyla birlikte Antalya Altın Portakal Belgesel Film yarışmasında Jüri Özel Ödülü alan Hay  Vay Zaman belgeselini izledik Köln’deki evimizde. Gündoğanların belgesel film çalışmalarıyla ilk karşılaşmam İki Tutam Saç, Dersim’in Kayıp Kızları ile birkaç yıl önce İstanbul’da olmuştu. Bir deprem etkisi bırakmıştı bu belgesel üzerimde. Sanki bastığım yer sallanıyordu. Belgeseli [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/08/03/bu-yaz-izlenecek-belgesellerden-hay-way-zaman/">Bu Yaz İzlenecek Belgesellerden: Hay Way Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h4><strong>Geçenlerde Nezahat ve Kazım Gündoğan&#8217;la ve bir arkadaş grubuyla birlikte Antalya Altın Portakal Belgesel Film yarışmasında Jüri Özel Ödülü alan <em>Hay  Vay Zaman </em>belgeselini izledik Köln’deki evimizde. Gündoğanların belgesel film çalışmalarıyla ilk karşılaşmam <em>İki Tutam Saç, Dersim’in Kayıp Kızları</em> ile birkaç yıl önce İstanbul’da olmuştu. Bir deprem etkisi bırakmıştı bu belgesel üzerimde. Sanki bastığım yer sallanıyordu. Belgeseli izleyen onlarca insanın enerjisi de beni çok etkilemişti. Salonda çıt çıkmıyordu. Barışçıl sımsıcak bir ortam vardı. Böyle bir şey bir de Hrant Dink’i anma gününde yaşamıştım.</strong></h4>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_16255" aria-describedby="caption-attachment-16255" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/10/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="16255" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/08/03/bu-yaz-izlenecek-belgesellerden-hay-way-zaman/zehra-4/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/10/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-dirensanat-film-belgesel" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/10/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/10/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class="wp-image-16255 size-full" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2016/10/zehra1.png?resize=200%2C291" alt="" width="200" height="291" /></a><figcaption id="caption-attachment-16255" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p>Köln’de Gündoğanlarla tanıştıktan birkaç ay önce <em>Vank’ın Kızları</em> belgeselini yine küçük bir arkadaş grubuyla böyle sıcak bir sohbet ortamında izledik, üzerinde saatlerce konuştuk, tartıştık. Hüzün, umut, sevgi dolu bir geceydi. Geçmişle yüzleşmek kolay değil, ama acının olduğu yerde umut da yükseliyor, Zülfü Livaneli’nin <em>Umudu Kesme Yurdundan</em> ( Nasıl başlarsa fırtına/Öyle diner birdenbire/ Bir ışık parlar yeniden/ Karanlıklar arasından/ Umudu kesme yurdundan) şarkısındaki gibi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi de <em>Hay Vay Zaman’la</em> bir araya geldik. Diyebilirim ki geçmişle yüzleşme açısından her biri ayrı bir ağırlığı ve değeri olan bu belgesellerin içinde konunun işlenişi, ele alınışı, kurgusu açısından en çok bu belgeseli beğendim. 1938 Dersim kıyımını küçük bir çocuğun yaşadıkları üstünden anlatan <em>Hay Vay Zaman</em> şaşkınlık, şok, hüzün, acı, öfke, daralma, zaman zaman soluk almakta zorlanma gibi çok farklı tepkiler ve duygular uyandırdı her birimizde. Oysa  içimizden bazıları filmi ikinci kere görüyordu. Ama fark etmez, Dersim kıyımında bütün ailesi gözünün önünde öldürülen  Emoş Gülver&#8217;in öyküsünü, bilinçaltının derinliklerine gömdüğü karanlık anılarının içinden hatırladığı bölük pörçük anları  on kere de görsek aynı çarpıcı etkiyi bırakacaktır üzerimizde.</p>
<p>Belgeseldeki inanılmaz güzel doğa görüntüleriyle anlatılanların akıl almaz korkunçluğu  dehşet verici bir karşıtlık oluşturuyor. Doğa  sanki bize diyordu ki &#8220;bak ben buradayım ve ne kadar güzelim&#8221;. Dağlar, dere, ağaçlar, yeşillikler her şey  büyüleyici bir dünyanın habercisiydi sanki. Oysa neler yaşanmıştı bu topraklarda&#8230;</p>
<p>Böyle bir vahşet nasıl olabiliyor?  İnsan insana böyle bir şeyi nasıl yapabiliyor?</p>
<p>Belgesel uzun bir ön araştırmaya dayanıyor, çekimler de iki yıl sürmüş. Öyle olunca da derinliği olan çok boyutlu, bir film oluşmuş. Sadece kurbanların değil Dersim kıyımında görev alan askerlerin de konuşturulması, dahası filmde o dönemde görevli olan istihbaratın da yer alması, hava bombardımanını yapan Sabiha Gökçen’in notları  ideolojilerin insanı  nasıl insanlıktan çıkardığını bir  kez daha gözler önüne seriyordu. Dersim’de emir kulu olarak görev almış ihtiyar bir asker anlatırken ağlıyordu, yaşadıkları onun da üzerinde kim bilir ne büyük travmatik etkiler bırakmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ne  anlaşılmaz ne tuhaf bir varlık şu insan dediğimiz yaratık…</p>
<p>Dersim olaylarından tam 74 yıl geçtikten sonra belgeselin baş kişisi seksenini iyice geçmiş olan Emoş anlatıyor. Önce konuşması mesafeli, soğukkanlı, sonra anıları yavaş yavaş canlandıkça bir an geliyor ki anlatmakta çok zorlanıyor,  yaşadığını anlatmak sözcükleri bulmak imkansız gibi &#8230;.Yaralı olan ağabeyle kıyım yerinden kaçışları, ağabeyin ölümü  ne  kadar dehşet verici travmatik bir yaşantı&#8230;</p>
<p>Sonra bir subay ailenin Emoş&#8217;a sahip çıkıp onu evlat edinmesi,  ona kötü davranmamalarına karşın bu ailede hiç bir zaman aradığı sevgi ve sıcaklığı bulamayışı,  okuma ve kendini geliştirme fırsatını hiçbir zaman yakalayamaması daha doğrusu kendisine bu şansın hiç  verilmemesi, sevmediği bir adamla  evlendirilişi,   mutsuz evliliğinde gördüğü şiddet, Kızılbaş olarak aşağılanışı, hepsini  bir bir anlatıyor&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emoş anlattıkça geçmişin karanlığında gömülü bölük pörçük anlar bir yap boz oyunu gibi bir araya geliyor. Oysa kardeşlerin adlarını bile hatırlayamıyor. Altı yaşlarındayken yaşadığı Dersim Kıyımı sırtında ağır bir yük gibi on yıllarca taşıdığı çok büyük bir travma oluşturmuş. Hatırlamama, unutma, yaşadıklarından hiçbir zaman söz etmeme, bastırma yaşam boyu inanılmaz bir yükün altında ezilme anlamına geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçmişin izlerinde Dersim&#8217;deki köyüne giden Emoş ile 95 yaşlarındaki amca oğlu Hüseyin’le  karşılaşmalarıyla  belgesel sona eriyor. Hüseyin öyle seviniyor ki Emoş’u gördüğünde sımsıkı bir birbirlerine sarılarak, el ele tutuşarak anılarını bir araya getirmeye çalışıyorlar. Katliam sırasında uzaklarda olan Hüseyin döndüğünde derede yüzen ceset yığınlarıyla karşılaşıyor. Annesi, babası herkes ölmüş köyünde. Hüseyin’in de Emoş’un da kurtulmaları bir mucize ama buna sevinemiyorlar ki.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emoş ve amcaoğlu Hüseyin. İnsanın yüreğine işleyen çok  dokunaklı ve hüzünlü bir ikili…&#8230;.</p>
<p>Emoş&#8217;un anlatısına  arka planda kızının sesi eşlik ediyor. Kızının kendi duygularını, kimlik arayışını, travmasını, korkularını anlatarak belgeselin bütünlüğünü sağlayan sesi bize öyle yakın geliyor ki, anlattıklarını, kendi arayışını yüreğimizde hissediyor onunla özleşiyoruz. Anlatılan öykü, öyküde yer alan kişiler, kurgu, görüntüler hepsi çok etkileyici: diyebilirim ki izlediğim en iyi belgesellerden biri. Bu açıdan da bazı sinema eleştirmenlerinin özellikle film boyu bize eşlik eden bu sesten rahatsız olmaları ya da belgeseli didaktik bulmalarının sadece mesleki bir deformasyon olduğunu düşünmüyorum. Keşke Alman TV’sinde de örneğin güzel programlar yapan Fransız Alman yapımı Arte’de bu belgesel çok daha geniş bir izleyici kitlesine gösterilebilse, keşke uluslar arası festivallerde yarışmalara katılabilse.</p>
<p>Gündoğan&#8217;ların bu belgesel için aileyi  ikna etmeleri kolay olmamış.  Emoş&#8217;un çok sorunlu olan eşi yaşasaymış zaten böyle bir şey söz konusu bile olamazmış. Kızı Serpil de   zorlanarak,  yer yer suçluluk duyarak bu işin içine girmiş. Neden suçluluk? Çünkü bu ailede tabu bir konuymuş. Emoş’u evlat alan asker ailesi onu kurtardıkları için böbürlenirlerken Emoş’un ve çocuklarının bazı şeyleri değil sorgulama, dile getirme hakları hiçbir zaman olmamış. Ne var ki bu belgesel yapıldıktan sonra Emoş da bir dönüşüm geçirmiş. Seksen yılın üstünde kendini bir hiç olarak hisseden bu kadın ilk kez ona değer verildiğini hissetmiş. Bu açıdan bu belgeselin bütün aile üstünde bir terapi etkisi yarattığı kesin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarihle yüzleşmekten kaçan bir toplum olarak Gündoğanların belgesellerinin öncü bir niteliği olduğu söylenebilir. Sözlü tarih anlayışının gelişmesi ile birlikte resmi tarihin duvarları yavaş yavaş çatlamaya başlıyor. <em>Hay Vay Zaman</em> internetten izlenebiliyor. Hangi dünya görüşünde olursa olsun ruhu buz tutmamış olan herkesi ama herkesi çok etkileyecek bir film.</p>
<p>Hay Way Zaman Filmini İzle</p>
<p>&amp;nbsp<iframe loading="lazy" src="//www.youtube.com/embed/PYVpQZT89nY" width="560" height="315" frameborder="0" allowfullscreen="allowfullscreen"></iframe></p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/08/03/bu-yaz-izlenecek-belgesellerden-hay-way-zaman/">Bu Yaz İzlenecek Belgesellerden: Hay Way Zaman</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">36502</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çocuk istismarı konusunu gündeme getiren cesur bir dizi:“Anne”</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/07/02/cocuk-istismari-konusunu-gundeme-getiren-cesur-bir-dizianne/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jul 2019 13:26:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon-Diziler]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[anne]]></category>
		<category><![CDATA[Cansu]]></category>
		<category><![CDATA[dere]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[percin]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[vahide]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=36102</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Anne” dizisinin kuşkusuz en ilginç yanı anneliğin kan bağına bağlı olduğu ideolojisini kırmasıdır. Kimdir gerçek anne çocuğu dünyaya getirmiş olan sonra da ona sahip çıkamayan öz annesi mi yoksa bu çocuğa yürekten bağlanarak emek veren, onun insanca yaşaması için mücadele eden koruyucu anne mi? Öz anne ile koruyucu anne arasındaki amansız mücadele koruyucu annenin çocuğu [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/07/02/cocuk-istismari-konusunu-gundeme-getiren-cesur-bir-dizianne/">Çocuk istismarı konusunu gündeme getiren cesur bir dizi:“Anne”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>“Anne” dizisinin kuşkusuz en ilginç yanı anneliğin kan bağına bağlı olduğu ideolojisini kırmasıdır. Kimdir gerçek anne çocuğu dünyaya getirmiş olan sonra da ona sahip çıkamayan öz annesi mi yoksa bu çocuğa yürekten bağlanarak emek veren, onun insanca yaşaması için mücadele eden koruyucu anne mi? Öz anne ile koruyucu anne arasındaki amansız mücadele koruyucu annenin çocuğu almasıyla mutlu bir son bulur.</strong></h3>
<hr />
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 143px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class=" wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=143%2C208" alt="" width="143" height="208" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p><strong>Zehra İpşiroğlu</strong></p>
<p><strong>Çocuk istismarı konusunu gündeme getiren cesur bir dizi:“Anne”</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Dizi Pusulası, Dizi Eleştirisinin Temelleri” kitabımı yazma sürecinde izlediğim TV dizilerinin içinde gerek konu, gerek kurgu ve oyunculuk açısından en başarılı bulduğum dizilerin başında bir Japon dizisinden uyarlanan“Anne” dizisi geliyor. Dizi çocuğa karşı şiddet gibi gündemimizden hiç çıkmayan bir konuyu cesurca gündeme getirdiği gibi şiddeti onaylayan ataerkil zihniyeti de sorguluyor. Öte yandan yerli dizilerden hiç eksik olmayan “anne” izleyicisine de ezber bozan bir bakış getiriyor. Bu yönüyle iki yıl önce gösterilen bu diziyi, nitelikli dizi görmek isteyenlerin internette de izlemelerinin anlamlı olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>Çocuk istismarı</em></strong></p>
<p><em> </em></p>
<p>Bu dizide genç bir fotoğrafçının (Zeynep) öz annesi (Şule) tarafından hor görülen, üvey babası tarafından (Cengiz) inanılmaz işkenceler gören küçük bir kıza sahip çıkma ve onu kurtarmak mücadelesi anlatılır. Zeynep fotoğraflarını çektiği turna kuşlarından esinlenerek Turna adını verdiği küçük Melek’i kaçırarak başını öyle büyük bir derde sokar ki hapse bile düşer. Ancak çocuğu koruma duygusuyla tetiklenen haklı mücadelesinden bir an bile caymaz. Kendisi de çok küçükken annesi tarafından terk edilen ve ona sahip çıkan bir avukatın (Cahide) ve kızlarının yanında yetişen Zeynep’le Turna’nın öyküsü anne ve annelik kavramlarını farklı boyutlarıyla tartışırken ataerkil koşullanma, bu koşullanmaya karşı başkaldırma gibi izlekleri gündeme getiriyor. Zaman zaman melodrama kaysa bile konunun dağılmaması kurguyu çok başarılı kılıyor.</p>
<p><figure id="attachment_36105" aria-describedby="caption-attachment-36105" style="width: 880px" class="wp-caption alignnone"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="36105" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/07/02/cocuk-istismari-konusunu-gundeme-getiren-cesur-bir-dizianne/annedizisi/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?fit=880%2C487&amp;ssl=1" data-orig-size="880,487" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="annedizisi" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?fit=300%2C166&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?fit=487%2C487&amp;ssl=1" class="wp-image-36105 size-full" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?resize=696%2C385" alt="" width="696" height="385" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?w=880&amp;ssl=1 880w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?resize=768%2C425&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?resize=696%2C385&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/07/annedizisi.jpg?resize=759%2C420&amp;ssl=1 759w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a><figcaption id="caption-attachment-36105" class="wp-caption-text">“Anne” de Melek/ Turna’nın içsel fırtınalarını şaşırtıcı bir inandırıcılıkla canlandıran küçük oyuncu (Beren Gökyıldız) kadar dizide yer alan diğer oyuncular da çok başarılı. Özellikle başrolde Zeynep (Cansu Dere) ve annesinin (Vahide Perçin) oyunculuğu çok etkileyici.</figcaption></figure></p>
<p><strong><em>Annelik mitosunun kırılması</em></strong></p>
<p>“Anne” dizisinin kuşkusuz en ilginç yanı anneliğin kan bağına bağlı olduğu ideolojisini kırmasıdır. Kimdir gerçek anne çocuğu dünyaya getirmiş olan sonra da ona sahip çıkamayan öz annesi mi yoksa bu çocuğa yürekten bağlanarak emek veren, onun insanca yaşaması için mücadele eden koruyucu anne mi? Öz anne ile koruyucu anne arasındaki amansız mücadele koruyucu annenin çocuğu almasıyla mutlu bir son bulur. Tıpkı Bertolt Brecht’in ünlü oyunu “Kafkas Tebeşir Dairesi’nde olduğu gibi gerçek anne çocuğa emek veren onun için hiçbir mücadeleden kaçmayandır. “Anne” dizisinin alışıldık anne motifinden farklı olarak çocuk haklarını her şeyden üstün tutan yeni bir annelik kavramını savunması, kan bağına dayanan anne mitosunu kıran yepyeni bir anlayışı gündeme getiriyor.</p>
<p><strong><em>Ataerkil koşullanma</em></strong></p>
<p>Melek’in öz annesi Şule kocası öldükten sonra kendini kadınların sırtından geçinen asalak bir adama kaptırdığı için kızını hiç koruyamaz. Şiddet eğilimli olan Cengiz küçük kıza yapmadığını bırakmaz. Şule öylesine ataerkil koşullanmanın kıskacı altındadır ki Cengiz ne yaparsa yapsın “erkektir”, “erkek işte, tepesini attırmayacaksın”, “kadını görevi sevdiğini memnun etmektir”, “Cengiz ailemizin şefi çocuklarımızın babasıdır, ne derse o olur”, “Çocuklarımın babası o ne derse o olur” gibi söylemlerle onu haklı çıkartır. Cengiz’in onu dövmesi, ağzını burnunu dağıtması, kızına işkence etmesi, dahası çocuğu öldürme girişimi bile doğaldır onun için. Ancak sorunları bastırması ve yok sayması zaman içinde onda öylesine yoğun bir birikim oluşturur ki, dizinin sonunda kocasını öldürür.</p>
<h3><strong><em>Koruyucu annenin mücadelesi</em></strong></h3>
<p>Koruyucu anne Zeynep hümanist duruşu, kendine güvenen, bağımsız ve özgür davranışlarıyla başında bir erkek olmadan yaşayamayacağını düşünen Şule’nin tam karşıtını oluşturur. Turna için canını dişine takarak sonuna kadar mücadele eder. Çocuğun öz annesi sorunları ne kadar görmezden gelirse, ne kadar yokmuş gibi davranırsa, koruyucu anne Zeynep de tam tersine çocuğu korumaya alarak sorunların o kadar üstüne gider. Yasal ve yasadışı yollarla sürdürdüğü mücadele, ısrarla çocuğa sahip çıkması çok sancılı ve zor bir süreçtir, tam işler yoluna gider gibi olur ki her şey tekrar tersine döner. Bu gelgitli süreç onu zaman zaman çaresizliğin uç noktasına götürse bile caymaz.</p>
<p>Zeynep de koruyucu bir ailenin kızıdır. Çocuk için mücadele sürecinde yıllarca hapiste yatmış olan öz annesiyle karşılaşarak geçmişe fırtınalı bir yolculuk yapar. Turna için mücadelesinde ona öz annesi koruyucu annesinden de daha çok destek olur. Zeynep de annesiyle ilgili bilmediği bir gerçeği keşfettiği anda travmatik geçmişinden kurtulur. O da tıpkı Turna gibi şiddet dolu bir ailede yetişmiş, annesi de yine kızını korumak amacıyla yıllarca hapiste yatmıştır. Bu gerçek Zeynep’in geçmişiyle barışmasını sağlar. Öte yandan Zeynep özgür kişiliğini kızlarını özgür yetiştirmeye çalışan avukat Cahide’ye borçludur. Kadın dayanışması Zeynep’in anneleri ve kız kardeşleri Zeynep’in haklı davasını kazanmasına yol açar.</p>
<p><strong><em>Erkekler</em></strong></p>
<p>Bu süreçte Zeynep’e destek olan bir gazeteci ve sonradan evlendiği komiser şiddet eğilimli, kompleksli psikopat Cengiz karakterinin tam karşıtını oluştururlar. Duyarlılıkları ve empati güçleriyle ataerkilliğe alternatif erkek tiplerini canlandırsalar da bu konunun üstüne fazla gidilmez. Bunu dizide bir eksiklik olarak alımladım. Dizide erkek karakterlerin ataerkilliğe karşı duruşları somut olarak çıkarılabilseydi, sistem eleştirisi de daha belirginleşebilecekti.</p>
<h3><em>Anne</em></h3>
<p>Dizide anne motifi farklı boyutlarda işlenir. Birinci kuşaktan Zeynep’in öz annesi ve koruyucu annesi, ikinci kuşaktan Zeynep ve karşıtı öz anne Şule’nin duruşları, yaptıkları yanlışlar, çaresizlikleri, tıkanma noktaları, çözüm arayışları farklı açılardan gösterilir. Küçük kız Melek/Turna ise kardeşi Hasan’ın doğumuyla birlikte küçük bir anneye dönüşür. Bebeğin bütün sorumluluğunu üstüne alarak onu içine düştüğü bataklıktan kurtarmaya çalışır. Anne motifi dizide çeşitli boyutlarıyla öylesine ustaca örülmüştür ki dizinin kurgusunda en küçük bir fazlalık bile hissedilmez.</p>
<h3><strong><em>Şiddetin kökenleri</em></strong></h3>
<p>Bir çok yerli dizide şiddet erkeğin doğasında olan çok doğal bir olgu olarak gösterilirken bu dizide kadını erkeğin elinde oyuncak eden ataerkil koşullanmaya da sert bir eleştiri getirerek sorgulanıyor. Cengiz karakteri çok sorunlu bir karakter olarak ele alınırken, şiddetin kökenlerine iniliyor. Maço tavırları, şiddet patlamaları ve giderek yoğunlaşan psikopatlığı yaşadığı koşulların uzantısı olarak gösteriliyor. Cengiz bir fahişenin oğludur, çocukluğunda yaşadıkları, çevresi tarafından dışlanması ve aşağılanması, yaşadığı mahalle baskısı onu zaman içinde duyuları giderek körlenen bir psikopata dönüştürür. Öte yandan psikopatlığını tetikleyen “erkektir yapar” zihniyetini içselleştirmiş olan Şule ile hastalıklı ve fırtınalı ilişkisidir. Karısının ona olan hastalıklı bağımlılığı, erkeği olmadan yaşayamayacağı takıntısı da dizide net bir biçimde sorgulanıyor.</p>
<h3><strong><em>Oyunculuk</em></strong></h3>
<p>“Anne” de Melek/ Turna’nın içsel fırtınalarını şaşırtıcı bir inandırıcılıkla canlandıran küçük oyuncu (Beren Gökyıldız) kadar dizide yer alan diğer oyuncular da çok başarılı. Özellikle başrolde Zeynep (Cansu Dere) ve annesinin (Vahide Perçin) oyunculuğu çok etkileyici. Cansu Dere’nin mesafeli ve soğuk oyunculuğu dizinin melodrama kaymasını engellerken, Vahide Perçin’in de melodramdan kaçınan minimalist oyunculuğu çok etkileyici. Nedense hep anne rollerine çıkan Vahide Perçin’de (Bu da sanırım dizicilerin kafalarındaki klişe olmalı. Bu düzeyde bir oyuncu tek bir role kilitlenebilir mi?) dikkati çeken oyunculuğundaki minimalizm. Belli belirsiz bir gülümseme, gözlerindeki ufak bir pırıltı duygusal dalgalanmalarına ilişkin ipucu veriyor. Özellikle karşısındakini dinleme sahneleri, büyük bir dikkat yoğunluyla hiç konuşmadan canlandırmayı başardığı suskunluk anları, bu anlarda yüzünde belirginleşen bir ışık ya da gölge ender görünen usta bir oyunculuğu sergiliyor.</p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Dizinin yankıları</em></p>
<p>Şiddet konusuna sorgulayıcı yaklaşımı ile örnek olarak gösterebileceğimiz bu dizinin medyada eleştirilere hedef olması oldukça düşündürücü.   Toplumumuzda çocuk hakları sürekli yok sayılmasına, çocuklar sürekli olarak şiddet görmelerine rağmen yandaş medyanın çocuk ve şiddetin yan yana gelmesine bile tahammül edilememesi, filmin finaline doğru çocuğun üvey babasına başkaldırmasını ve üvey babasının ölmesini istemesini dizi çocuğu şiddete özendiriyor gerekçesiyle eleştirmesi sorunları yok sayan, üstünü örten iki yüzlü bir zihniyetin tipik bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. (Anne’deki Skandal Sahne, Yeni Şafak 16.3.2017). Keşke toplumumuzda çocukların yaşadıklarını sansürsüz bir biçimde göstermek cesaretini gösteren başka diziler de yapılabilse, keşke diziciler bu kadar önemli bir konuya gereken duyarlılığı gösterebilseler..</p>
<p>Zehra İpşiroğlu</p>
<p>www.dirensanat.com</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/07/02/cocuk-istismari-konusunu-gundeme-getiren-cesur-bir-dizianne/">Çocuk istismarı konusunu gündeme getiren cesur bir dizi:“Anne”</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">36102</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İSTANBULLU GELİN’DEKİ BÜYÜK HATA</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/06/07/istanbullu-gelindeki-buyuk-hata/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 15:35:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon-Diziler]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Gelin]]></category>
		<category><![CDATA[hata]]></category>
		<category><![CDATA[ipsıroglu]]></category>
		<category><![CDATA[istanbullu]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=36044</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sözgelimi “İstanbullu Gelin”de geçmişin deşilerek sorgulanması ile birlikte ataerkil yapılanmanın sarsılmaya başlaması, bu yapılanmanın koruyucusu olan anne Esma karakterinin dönüşümü, Esma’nın kendi hayatında ilk kez kendi yaşamını yaşamak cesaretini göstermesi geleneksel yapının kabuklarını kıran çok olumlu gelişmelerdir. &#160; TV dizilerinin bir ekip çalışmasına dayanması, öykülerin oluşmasında da çoğu kez birkaç senaristin yer alması yer yer [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/06/07/istanbullu-gelindeki-buyuk-hata/">İSTANBULLU GELİN’DEKİ BÜYÜK HATA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Sözgelimi “İstanbullu Gelin”de geçmişin deşilerek sorgulanması ile birlikte ataerkil yapılanmanın sarsılmaya başlaması, bu yapılanmanın koruyucusu olan anne Esma karakterinin dönüşümü, Esma’nın kendi hayatında ilk kez kendi yaşamını yaşamak cesaretini göstermesi geleneksel yapının kabuklarını kıran çok olumlu gelişmelerdir.</strong></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 152px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class=" wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=152%2C221" alt="" width="152" height="221" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<p>TV dizilerinin bir ekip çalışmasına dayanması, öykülerin oluşmasında da çoğu kez birkaç senaristin yer alması yer yer çelişkiler varmış izlenimi bırakabilir. Bu dizinin akışına göre olumlu olarak da değerlendirilebilir. Sözgelimi “İstanbullu Gelin”de geçmişin deşilerek sorgulanması ile birlikte ataerkil yapılanmanın sarsılmaya başlaması, bu yapılanmanın koruyucusu olan anne Esma karakterinin dönüşümü, Esma’nın kendi hayatında ilk kez kendi yaşamını yaşamak cesaretini göstermesi geleneksel yapının kabuklarını kıran çok olumlu gelişmelerdir. Öte yandan aynı dizide sürekli olarak gündeme gelen annelik ideolojisi eleştirel bir izleyiciyi tedirgin edebilir. Ama bu tür çelişkiler dizilerin yaşamla neredeyse paralel akan açık biçimine çok uygun olduğu gibi farklı dünya görüşünde olan izleyicileri de kuşattığı için kabul edilebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada önemli olan çelişkilerin kutuplaşma yaratmadan doğal bir akış içinde gösterilip gösterilmediğidir. Nitekim aynı dizide   farklı senaristlerin çalışması ya da senaristlerin değişiminden dolayı kolay bağışlanamayacak derecede büyük bir yanlışın da yer aldığını görüyoruz. Dizinin ikinci sezon devamında başkarakter Süreyya’nın kızı Yaz’ı psikolojik sorunlarla boğuşan genç bir kadın olarak gösterilir, bu sorunların nedeni de annesiyle bozuk ilişkisidir. Annesi Süreyya çoktan kanserden ölmüş olmasına rağmen, Yaz geçmişte yaşadığı sorunların üstesinden gelemediği için psikoanaliz yaptırır. Psikoanalizcisiyle konuşmasında annesinin babaannesi Esma’yı öldürmüş olmasını hazmedemediğini gündeme getirir. Dizinin önceki bölümlerine hiç uymayan bu kısa sahne üzerimizde neredeyse bir şok etkisi bıraktığı gibi dizinin bundan sonraki bölümlerini de farklı bir gözle izlememize yol açıyor.</p>
<p><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="36046" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/06/07/istanbullu-gelindeki-buyuk-hata/dizi-film-istanbullu-gelin/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?fit=750%2C422&amp;ssl=1" data-orig-size="750,422" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="dizi-film-istanbullu-gelin" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?fit=422%2C422&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-36046" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?resize=696%2C392" alt="" width="696" height="392" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?w=750&amp;ssl=1 750w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?resize=696%2C392&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/dizi-film-istanbullu-gelin.jpg?resize=746%2C420&amp;ssl=1 746w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a>Süreyya gibi çevresine sadece ışık saçan, empati duygusu çok yüksek olan iyi yürekli bir insanın kızıyla sorunları ne olabilir, dahası o kadar sevdiği, üzerine titrediği kayınvalidesi Esma’yı nasıl olur da öldürebilir? Acaba dizinin ilerleyen bölümlerinde ötenazi gibi tabu bir tema mı gündeme gelecektir gibi sorular ister istemez dikkatli bir izleyiciyi düşünmeye yönlendiriyor. Ben de bu doğrultuda düşünürken dizinin bütünü içinde yer alan bu sahneye hiçbir anlam veremedim. Bu sahnenin bir yanlışlık sonucu araya arıza gibi girdiği ve hiçbir anlamı olmadığı da dizinin akışında ve finalinde ortaya çıktı. Dizi Süreyya’nın kırkını yaşını kutlamasıyla cıvıl cıvıl çocuklarla dolu olan konakta mutlu bir sonla bitti. “İstanbullu Gelin” gibi nitelikli bir dizinin senaryosunda böylesine büyük bir yanlışın yapılması çok şaşırtıcıydı.</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/06/07/istanbullu-gelindeki-buyuk-hata/">İSTANBULLU GELİN’DEKİ BÜYÜK HATA</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">36044</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Televizyon Dizileri Üzerine Etkili Bir Yazı</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/06/06/zehra-ipsiroglundan-televizyon-dizileri-uzerine-etkili-bir-yazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Jun 2019 19:26:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DANS]]></category>
		<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜZİK ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[OPERA - BALE]]></category>
		<category><![CDATA[OPERA-BALE ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[Televizyon-Diziler]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[avlu]]></category>
		<category><![CDATA[diziler]]></category>
		<category><![CDATA[filmler]]></category>
		<category><![CDATA[ipsıroglu]]></category>
		<category><![CDATA[opera]]></category>
		<category><![CDATA[sıla]]></category>
		<category><![CDATA[tv]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=36038</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Operada olduğu gibi TV dizilerinde de toplumsal ve politik olaylar sadece bireysel çatışmaların sınırları içinde gösterilir..&#8221; Opera ve TV dizileri Televizyon dizilerine “Soap opera” (sabun köpüğü operası ya da pembe diziler) adının verilmesi nitelikli dizilere haksızlık olsa bile, opera ile diziler arasındaki duygu yoğunluğuna dayanan bir benzerliğe işaret ediyor. Opera ve dizilerdeki duygusal patlamalar Bir [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/06/06/zehra-ipsiroglundan-televizyon-dizileri-uzerine-etkili-bir-yazi/">Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Televizyon Dizileri Üzerine Etkili Bir Yazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2><strong>&#8220;Operada olduğu gibi TV dizilerinde de toplumsal ve politik olaylar sadece bireysel çatışmaların sınırları içinde gösterilir..&#8221;</strong></h2>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-24277" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=200%2C291" alt="" width="200" height="291" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<hr />
<h1><strong>Opera ve TV dizileri</strong></h1>
<h3><strong>Televizyon dizilerine “Soap opera” (sabun köpüğü operası ya da pembe diziler) adının verilmesi nitelikli dizilere haksızlık olsa bile, opera ile diziler arasındaki duygu yoğunluğuna dayanan bir benzerliğe işaret ediyor.</strong></h3>
<p><strong><em>Opera ve dizilerdeki duygusal patlamalar</em></strong></p>
<p>Bir dönem belli bir toplumsal kesimde çok popüler olan opera sanatı da tıpkı diziler gibi duygu yoğunluğuna dayanıyor. Operada müzik aracılığıyla iyiler ve kötüler arasındaki çatışmalar büyük dramatik ve trajik patlamalarla anlatılırken aşk, tutku, güç, iktidar, intikam gibi konular, insanın kendi dışında gelişen ve felaketlere yol açan trajik olaylar hep ön plandadır. Özellikle 19. Yüzyılda Verdi’nin, Puccini’nin operalarıyla bu alanda tam bir duygusal patlama yaşandığını görüyoruz. Bu bağlamda ünlü tiyatro yazarı Bertolt Brecht yüzde yüz duyubirliğine (Einführung) dayanan opera türüne eleştiri getirerek operanın insanları aptallaştırdığını iddia ediyor. Kurt Weill’ın bestelediği “Üçkuruşluk Opera” ve “Mahagonny” oyunlarında ise yoğun bir opera parodisine yönelir. Brecht her iki opera parodisinde de müziği duyubirliğini kıran, böylece duyguları kesintiye uğratan bir yabancılaştırma etkisi olarak kullanır.</p>
<p>TV dizilerinin de temelini tıpkı operada olduğu gibi iyilerle kötüler arasındaki çatışma oluşturur. Dizi karakterleri de bu çatışmaya göre belirlenirler, ona göre biçimlendirilirler. Amaç tıpkı operada olduğu duygulara seslenerek izleyiciyi hipnotizma etmektir. Ancak operada bu insanı büyüleyen klasik müzik aracılığıyla yapılırken, dizilerde oyunculuk ön plandadır, müzik ise sadece çok sade ve basit birkaç motifle anlatılan olaylara eşlik eden bir illüstrasyon görevini görür. Örneğin bir aşk öyküsü anlatılıyorsa iç bayıltıcı motifler, gerilimin altı çizilmek isteniyorsa gerilimli bir müzik canlandıran olaylara eşlik eder. Öteyandan müziğin illüstrasyon işlevinin sınırlarının dışına çıkarak duyguların yoğunluğuna işaret ederek sözcüklerin yerini aldığı, bu yönüyle de yine operaya yaklaştığı durumlar da sözkonusudur.“Aliye” dizisinde sevgililerin birbirlerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duyguların “Vakit Tamam Seni Terkediyorum” şarkısıyla anlatılması gibi.</p>
<p>Öte yandan opera hiçbir zaman gerçekçi olmak iddiasında değildir. Diziler ise aşırı kurgusal ya da fantastik değilse çoğunlukla izleyicinin dünyasına yakın bir yanılsama dünyası sunar.</p>
<p>Diziler bir ailenin altmışlı yıllarda yaşadığı büyük çatışmaların anlatıldığı “Öyle Bir Geçer ki” ya da farklı coğrafyalarda yaşayan ve farklı sosyal katmanlardan gelen insanlar arasındaki kültürel çatışmaların gösterildiği “Karagül” gibi her ne kadar duygusal patlamalara yönelik artarda sıralanmış yapay olaylardan oluşuyorsa o kadar opera türüyle benzerlik gösterir. Özellikle bölümlerin finallerinde tıpkı operada olduğu gibi yanlış anlaşmalardan kaynaklanan çatışmalar kaotik bir çok seslilik içinde sergilenir.</p>
<p>Buna karşılık bir kadının ve annenin kendini var etme savaşımına dayanan “Aliye” ya da seksen darbesi öncesi ile bugünün içiçe geçerek anlatıldığı “Çemberimde Gül Oya” dizilerinde olduğu gibi her ne kadar doğal ve gerçekçi bir akış içinde gelişiyorsa opera türünden uzaklaşıp daha çok roman türüne yaklaşır. Bu açıdan “sabun operası” tanımı daha çok yapay olaylara ve melodrama dayanan TV dizileri için geçerlidir.</p>
<p>Kimi dizilerde ise çok gerçekçi başlayan, bu açıdan da operanın kurgusundan çok uzak olan olaylar trajik bir aşk öyküsüne dönüştüğü anda yine opera türü ile benzerlikler taşır.</p>
<p>Apartman görevlisi bir kızın öyküsünün anlatıldığı “Adını Feriha Koydum” dizisi buna tipik bir örnek veriyor.Dizilerle opera arasındaki önemli bir fark da operanın komik opera değilse mutlaka trajik bir sonla noktalanmasıdır. Buna karşılık diziler de izleyiciyi rahatlatacak mutlu son önemlidir. Belki de bu açıdan dizilere sabun köpüğü operası deniyor.</p>
<p><strong><em>Toplumsal olayların dışlanması ve sansür</em></strong></p>
<p>Öte yandan opera ile TV dizileri arasındaki bir ortak nokta da büyük ve trajik çatışmaların hep karakterler arasındaki özel bir alanda gelişmesidir, bu bağlamda, bireyleri çatışmalara iten koşullar, yani toplumsal ve politik arka plan hiçbir zaman yeterince gösterilmez ya da çok sönük kalır. Bunun da nedeni büyük oranda dönemin kültür yaşamını belirleyenlere, yani operada aristokrasiye, TV dizilerinde ise bugünkü kültür endüstrisine bağlıdır. Yine de Batıda yapılan dizilerde, özellikle de polisiye dizilerinde devlet baskısı, devlet mafya bağlantısı vb. sorunlara geniş çapta yer veriliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplumsal ve politik bağlantıları açığa çıkaran ya da yakın tarihimizde ya da bugün devlet şiddetini gösteren bir dizinin yaşama şansı olmadığını biliyoruz. Aynı şey bir dönem opera için de geçerliydi.Sözgelimi Mozart’in politik mesajları ile bir dönem ortalığı birbirine katan   ünlü operası “Figaro’nun Düğünü” Beaumarchais’nin Fransız Devriminden birkaç yıl önce kaleme aldığı “Figaro’nun Düğünü” adlı tiyatro oyununa dayanır. Bu oyunda hem sosyal çatışmalar, soyluların yani zenginlerin halkı ezmesi hem de kadınların hiçe sayılması gibi konular öyle çarpıcı bir biçimde gündeme gelir ki oyunun galasında çıkan olaylarda üç kişi ezilerek ölür, Kral 16.Louis oyunu yasaklar. Bu oyunun Fransız devrimini öngören devrimci niteliğinden sözedenNapoleon’a göre devrimin ilk tohumları Bastille hapishanesindeki baskından çok daha önce bu oyunun sahnelenmesi ile atılmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonraki yıllarda da Mozart’la librettoyu yazan Lorenzo daPonte’nin operayı liberalliği ile ünlü olan İmparator II.Josef’e kabul ettirmeleri bile kolay olmamış. Ponte “Figaro’nun Düğünü”nün sahnelenmesi için izin almak üzere İmparatorla görüşmesinde bu operada yönetenleri tedirgin edici hiç bir şey olmadığını vurguladığı gibi müziğin bütün sivrilikleri yumuşatan, güzelleştiren huzur verici ve rahatlatıcı etkisinden de söz ediyor. Böylece Ponte&#8217;nin ikna gücüyle “Figaro’nun Düğünü”   yıllar sonra ilk kez Viyana Burg Tiyatrosu’nda sahneye konuyor ama pek hoş karşılanmadığı için birkaç temsilden sonra kaldırılıyor.</p>
<p><strong><em> <a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="36041" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2019/06/06/zehra-ipsiroglundan-televizyon-dizileri-uzerine-etkili-bir-yazi/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?fit=1200%2C899&amp;ssl=1" data-orig-size="1200,899" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?fit=300%2C225&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?fit=696%2C521&amp;ssl=1" class="alignnone size-full wp-image-36041" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=696%2C521" alt="" width="696" height="521" srcset="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=768%2C575&amp;ssl=1 768w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=1024%2C767&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=80%2C60&amp;ssl=1 80w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=265%2C198&amp;ssl=1 265w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=696%2C521&amp;ssl=1 696w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=1068%2C800&amp;ssl=1 1068w, https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2019/06/tv-dizileri-opera-avlu-zehra-ipsiroglu-dirensanat.jpg?resize=561%2C420&amp;ssl=1 561w" sizes="auto, (max-width: 696px) 100vw, 696px" /></a></em></strong></p>
<p><strong><em>Toplumsal olayların özel alana kilitlenmesi</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ondokuzuncu yüzyılda Verdi Shakespeare’in, Schiller’in yapıtlarından da yararlanarak operaya dayatılan bu dar sınırları kırmak istese bile tam başaramaz. Sözgelimi Verdi’nin Schiller’in “Don Carlos”unu ele almasının nedenini politik duruşuyla da açıklayabiliriz. (Nazan İpşiroğlu, Mozart ve Verdi’de İnsan, s.103). Ancak bu operada din baskısı, bireysel ve toplumsal özgürlük arayışı, halk isyanı gibi konular Schiller’de politik bir bütün içinde gösterilirken Verdi’de sadece bireysel çatışmalarla sınırlandırılarak özel alana hapsedilir..</p>
<p>Dizilerde de toplumsal ve politik konular benzer bir biçimde sınırlandırılıyor. Töre cinayetleri, çocuk gelin, zorla evlendirilme, kadına karşı şiddet gibi sorunların ele alındığı “Sıla” dizisinde dizinin baş kişileri Boran Ağa ve eşi Sıla feodal sisteme karşı tek başına mücadele ederler. Bu sistemi destekleyen güçler sadece bilgisizlik ve korkudur. Sistemin sürmesini sağlayan toplumsal ve politik etkenlere dizide hiç yer verilmez.</p>
<p>“Hatırla Sevgili” ya da “Bu Kalp Seni Unutur mu” gibi tarihsel arka planı göstermek iddiasında olan dizilerde bile politik bağlantıların yok sayıldığını gözlemliyoruz. Sözgelimi “Bu Kalp Seni Unutur mu”da   seksen darbesinden sonra Diyarbakır hapishanesindeki içler acısı durum gösterilirken politik bağlantılar çıkarılmadığı için işkence yapan komutan sadece kötü yürekli, sadist bir insan olarak gösteriliyor. Sonuçta bütün bu olaylara neden olan toplumsal sistem ya da politik olaylar değil insanın kötülüğüdür.</p>
<p>Aynı şekilde devlet mafya ilişkilerinin ve yargının adaletsizliğinin sorgulandığı “Kara Dayı” dizisinde yönetimdekileri insan yaşamını hiçe sayan bir bakan baba ve mafyavari ilişkiler içinde yapmadığı kötülük kalmayan Savcı Turgut simgeler. Her ikisi de öylesine acımasız ve kötüdürler ki, onların birer psikopat olduğunu düşünürüz. Bu tür insanların güç kazanmasını sağlayan sistemi sorgulamak aklımızın ucundan bile geçmez.</p>
<p>Kadınlar hapishanesinde geçen “Avlu”dizisinde devlet görevlileri hapisane müdürü, savcı gibi bürokratlar çok olumsuz gösterilirken yine katıksız “kötüler” olarak gündeme gelirler. Ama bu tür insanları besleyen sistem hiç sorgulanmaz.</p>
<p>Kötülüğün kaynağı operada olsun dizilerde olsun güç ve iktidar hırsının dışında çoğu kez bireyin içine düştüğü   sevgisizlik çıkmazıdır, karşılığı olmayan tek yönlü aşk, bir kalp kırıklığı acı çekenin içindeki hayal kırıklığını ve öfkeyi öyle bir harekete geçirir ki kötülükler zinciri birbirini izlemeye başlar.</p>
<p>Aslında son yıllarda sinemada da buna benzer bir eğilimi gözlemliyoruz. Toplumsal ya da politik olaylar sistematik bir biçimde dışlanarak bireyin iç ya da dış çatışmaları özel alana kilitleniyor.</p>
<p>Formun Üstü</p>
<p>Sonuçta Operada ve TV dizilerinde duyumbirliğini sağlayan özdeşleşebileceğimiz karakterlerdir. Bu özdeşleşmeyi tam olarak yaşayabilmemiz için duygu yoğunluğunu dağıtacak olan hiçbir şeye yer verilmez. Bu nedenle operada olduğu gibi TV dizilerinde de toplumsal ve politik olaylar sadece bireysel çatışmaların sınırları içinde gösterilir..</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/06/06/zehra-ipsiroglundan-televizyon-dizileri-uzerine-etkili-bir-yazi/">Zehra İpşiroğlu&#8217;ndan Televizyon Dizileri Üzerine Etkili Bir Yazı</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">36038</post-id>	</item>
		<item>
		<title>İstanbul Film Festivalinin Ardından</title>
		<link>https://www.dirensanat.com/2019/04/26/istanbul-film-festivalinin-ardindan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zehra İpşiroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Apr 2019 07:38:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DİĞERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[ELEŞTİRİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[MÜZİK HABERLERi]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO]]></category>
		<category><![CDATA[TİYATRO ELEŞTİRİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra İpşiroğlu'nun Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[diren]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[İKSV]]></category>
		<category><![CDATA[ipsıroglu]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[zehra]]></category>
		<category><![CDATA[“İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.dirensanat.com/?p=35765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eleştirel bakışa fırsat tanıyalım Birkaç yıldır “TV Dizi Pusulası, Dizi Eleştirisinin Temelleri” kitabım üstüne çalışıyorum. Amacım iyi sayılabilecek ender dizilerle sürüsüne bereket kötü dizileri birbirinden ayırabilmemiz. Eleştirel bakış her şey için geçerli olduğu gibi diziler için de geçerli. Ama söz konusu dizi olunca çoğu kimse “dizinin iyisi de mi olurmuş” diye dudak büküyor. İşte benim [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/04/26/istanbul-film-festivalinin-ardindan/">İstanbul Film Festivalinin Ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><em>Eleştirel bakışa fırsat tanıyalım</em></strong></h3>
<p>Birkaç yıldır “TV Dizi Pusulası, Dizi Eleştirisinin Temelleri” kitabım üstüne çalışıyorum. Amacım iyi sayılabilecek ender dizilerle sürüsüne bereket kötü dizileri birbirinden ayırabilmemiz. Eleştirel bakış her şey için geçerli olduğu gibi diziler için de geçerli. Ama söz konusu dizi olunca çoğu kimse “dizinin iyisi de mi olurmuş” diye dudak büküyor. İşte benim de üzerinde durmak istediğim nokta tam tamına bu. Romanın, tiyatronun, sanatın, sinemanın hem iyisi hem kötüsü olabilir, dizilerin de. Önemli olan bunu görebilmemiz. Nitelikli olanı yeterince irdeleyebilirsek nitelikliyi görebilmemiz de kolaylaşacak. Ama sözgelimi sinemayı bir sanat olarak görmek dizileri ise baştan reddederek küçümsemek önyargıları körüklediğinden eleştirel bakışı daha ilk anda engelliyor.</p>
<p><figure id="attachment_24277" aria-describedby="caption-attachment-24277" style="width: 200px" class="wp-caption alignright"><a href="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="24277" data-permalink="https://www.dirensanat.com/2018/03/27/tiyatro-elestirmenleri-yilin-en-iyilerini-belirledi/zehra1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C291&amp;ssl=1" data-orig-size="200,291" data-comments-opened="0" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="zehra-ipsiroglu-ufakdefek-cinayetler" data-image-description="" data-image-caption="&lt;p&gt;Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu&lt;/p&gt;
" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?fit=200%2C200&amp;ssl=1" class="wp-image-24277 size-full" src="https://i0.wp.com/www.dirensanat.com/wp-content/uploads/2018/03/zehra1.png?resize=200%2C291" alt="" width="200" height="291" /></a><figcaption id="caption-attachment-24277" class="wp-caption-text">Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu</figcaption></figure></p>
<h3><em>Greta</em></h3>
<p>Uluslararası Istanbul Festival’inin en beğenilen filimlerinde biri Isabelle Huppert’in oynadığı sadece heyecanda odaklanan tek boyutlu korku filmi“Greta”ydı . Film bittiğinde salon alkışlardan kırılıyordu. Tehlikeli bir psikopatı oynayan Huppert bu filmde önce zarif, sevecen bir yaşlı kadını canlandırırken giderek artan bir saldırganlıkla gerçek yüzünü gösteriyor, filmin sonunda tam bir canavara dönüşüyordu. Sadece gerilime dayanan ve izleyiciyi iyi bir oyunculuk ve ucuz efektlerle (kameranın ayrıntıda odaklanan kullanımı, gerilimi yükselten bir müzik vb) tavlamaktan başka hiç bir kaygısı olmayan bu filmin hiç bir düşündürücü ya da duygulandırıcı yanı yoktu. Öyle olunca da uyuşturucunun etkisiyle kafamıza bir balyoz yemiş gibi, yani tam anlamıyla sersemleşerek izliyorduk filmi. Bu tür filimlerin içinde en iyilerinden olan Polanski’nin ”Rosmaries Baby”ya da Kubrick’in “Cinnet”inin eline su bile götüremezdi. Film bittiğinde bir kabustan uyanmanın rahatlığını yaşıyorduk hepsi bu. Ama filmde ünlü bir oyuncunun oynaması bile izleyicinin beğenisini kazanması için yeterliydi.</p>
<h3><strong><em>Eleştiri öznel midir?</em></strong></h3>
<p>Kuşkusuz nitelikli/ niteliksiz ayırımını da siyah beyaz çizgilerle sürdürmemiz zor. Bazen sıradan olanın içinde güzel bir şeyler yakalayabiliyoruz ya da tersine beğendiğimiz bir şeyin sorunlu bir yanı da olabiliyor. Bunu özellikle dizilerde çok görüyoruz. Sözgelimi bir kadının mücadeleci kişiliğinin gösterildiği “Gülperi” ya da Mevlana ve Şems’in dünya görüşünün hissedildiği “Bir Zamanlar Çukurova” alışıldık bir aşk öyküsü çevresinde dönen sıradan diziler olmanın ötesinde bir şeyler yakalayabiliyorlar. Ya da “İstanbullu Gelin” başından beri düzeyini koruyan düşündürücü ve duygulandırıcı açılımları çok olan nitelikli bir dizi. Dizideki psikolojik irdelemelerin, karakterlerin inişleri, çıkışlarının, arayışlarının ve gelişmelerinin çok inandırıcı olduğu söylenebilir. Bu da bu diziyi nitelikli kılıyor.</p>
<p>Bir okuyucum beğeni öznel ve görece bir şey değil mi diye soruyordu. Beğeni öznel de nitelikliyi niteliksizden ayırabilmek, yani eleştirel bakış hiç de öznel değil. Ağız tadı da görecedir, kimi şu yemeği sever, kimi bu ama bir yemeğin iyi olup olmadığını anlayabilmemiz yine de hiç de öznel olmayan ölçütlere dayanır. Yemeğin tadı tuzu yerinde mi, kaliteli malzeme kullanılmış mı bütün bunlar nesnel ölçütlerdir.</p>
<h3><em>Sinek Kuşu</em></h3>
<p>Sinemaya dönecek olursam festivalde izlediğim ilginç filimlerin içinde (Oda Hizmetçi, Sevgili Oğlum, Melekler Işıktan Doğar, Gorbaçov’la Konuşmalar) üç film, “Sinek Kuşu”, “Joy” ve “Yüzleşme” gerek içerik ve gerek kurgu açısında çok iyiydi. Uluslararası yarışmada ödül alan Koreli yönetmen Bora Kim’in “Sinek Kuşu” ataerkil ve otoriter Kore toplumda on dört yaşında genç bir kızın öykünü anlatırken insanın yüreğini sızlatıyordu. Genç kız empati eksikliği ve şiddeti ailede, ve okulda farklı boyutlarda yaşıyordu. Sürekli bağırıp çağırarak terör estiren bir baba, mutsuz evliliğinin sonunda duyguları körleşmiş bir anne, durmadan sorun yaratan serseri bir abla ve kızı her fırsatta kıyasıya döven asalak ağabey mutsuz bir aile tablosunu sergiliyorlardı. Okulda korku ve baskı yoluyla çocukları yola getirmeye çalışan otoriter öğretmen ise baskı ve şiddetin bir başka yüzünü gösteriyordu. Bu çıkışsızlıktan kurtulmaya çabası , büyüme, yalnızlık dostluk, sevgi arayışı gibi izlekleri gündeme getiren sımsıcak bir film “Sinek Kuşu”. Filmin ağır temposu yalnızlığı, hüznü, korkuları ve sevgi arayışını anlatan iletisiyle bir bir örtüşüyor.</p>
<p>“Sinek Kuşu” sevgi arayışında büyüleyici anlar yakalıyor. Sözgelimi ailesinin ilgisizliği ve sevgisizliği içinde giderek yalnızlığa itilen küçük kızın Çince kadın öğretmeniyle dostluğu, yaşamında ilk kez birinin onu can kulağıyla dinlemesi, dertlerini, korkularını anlamaya çalışması çok duygulandırıcıydı. Karşılıklı konuşmadan çok suskunluk anları, iki kişinin aynı frekansı yakalamasının yarattığı mutluluk filme farklı bir duyarlılık katıyordu.</p>
<h3><strong><em>Joy</em></strong></h3>
<p>İranlı yönetmen Mortezai’nin“Joy” filmi Avrupa’nın ortasında kadın ticaretini Nijeriyalı hayat kadınlarının açısından gündeme getiriyor. Kadınlar arasında rekabete dayanan acımasız bir yaşam savaşımı, kazanç hırsı ve şiddetin iç içe girdiği bu film de çok vurucuydu. Filmin öyküsünü başkişisi “Joy” un açısından izliyorduk. İyi yürekli ve anaç olan Joy kendini korumak için başkalarını ezmek zorundadır. Öte yandan kalpleri taşlaşmış olan müşterilerin ve kadın ticaretinin içinde olanların acımasızlığı sınırsızdı .Filmin en can alıcı noktasında Avusturyalı zengin bir müşterisi Joy’a büyük bir para verir. Ona ve kızına ekstra bir ev tutacak onları bu sefil hayattan kurtaracaktır. Ancak Joy’un parayı ölesiye hasta olan babasına göndermesi gerektiğini anlayınca “sen benim güvenimi sarstın”, “kimbilir sana verdiklerimi nasıl carcur edeceksin” gibi sözlerle parayı geri almaktan çekinmez. Filmin ilginç yanı tıpkı Michael Haneke’nın filmlerinde olduğu gibi şiddeti doğrudan göstermemesidir. Şiddet donuklaşan bir bakışta, korkulu bir yüz ifadesinde, bir köşede sıkıştırılarak tecavüze uğrayan bir genç kızın bastırılmış çığlığında ya da bir iç çekişte her an hissedilir.</p>
<h3><strong><em>Yüzleşme</em></strong></h3>
<p>Fransız yönetmen Fr.Ozon’un “Yüzleşme”si ise cinsel taciz olaylarından yola çıkarak Katolik kilisesinin ikiyüzlülüğünü gözler önüne seren çok çarpıcı bir belgesel. Sapık bir rahip tarafından yıllarca cinsel tacize uğrayan iki genç rahibenin rahibin ölümünden sonra olanları açıklamaları, kilisenin buna tepkisi, kadınları susturmak için başvurdukları akılalmaz yöntemler din kurumunu tüm yozlaşmışlığıyla gözler önüne seriyordu. Kadınların geçmişe baktıklarında anlattıkları yer yer çok şaşırtıcıydı. Nasıl oluyor rahip “beni İsa peygamber gönderdi, ben onun temsilcisiyim bana boyun eğmek zorundasın” diye genç bir kıza yıllarca tecavüz edebiliyor? Nasıl oluyor da genç kadınlar bu hiyerarşik ve baskılı ortamda seslerini çıkartmaya bir türlü cesaret edemiyorlar? Dinin insanları hipnotizme ederek nasıl manipule ettiğinin kuşkusuz en çarpıcı örneklerinden birini sunuyor bu film. Her iki filmin de özelliği insanların   yüreklerinin buz tutmuş olduğu acımasız bir dünyayı belleğimizden kolay kolay çıkmayacak bir biçimde göstermeleri.</p>
<p>Festivalde hem içerik hem kurgu açısından en nitelikli filmlerin daha çok Avrupa ve Amerika dışından gelmesi düşündürücüydü. Refah ve tüketim toplumlarında sinema da tıpkı tiyatro gibi artık yavaş yavaş sona mı eriyor? Öyleyse bunun nedenlerini nasıl açıklayacağız? Bu da araştırılması gereken başlı başına bir konu.</p>
<p>Yazımın başında gündeme getirdiğim konuya dönecek olursak, eleştiri , nitelikli olanı niteliksizden ayırabilme yetisi kuşkusuz çok önemli. O zaman eleştirdiğimiz yapıt bu bir dizi, film, roman her şey olabilir kendini yavaş yavaş bize açmaya başlıyor. Yapıtla aramızda “alımlama” olarak tanımladığımız bu diyalog da eleştirinin özünü oluşturuyor.Ama bunun için öncelikle önyargılardan sıyrılmamız ve kendi dışımızdaki dünyalara açılmamız gerekiyor. Oysa insanlar özellikle dizileri ve filmleri kafa boşatmak ya da eğlenmek için izliyorlar. Bu nedenle de “Greta” gibi beyinleri uyuşturan bir film kolaylıkla beğeni toplayabiliyor.</p>
<p>Zehra İpşiroğlu</p>
<p>www.dirensanat.com</p>
<p><a href="https://www.dirensanat.com/2019/04/26/istanbul-film-festivalinin-ardindan/">İstanbul Film Festivalinin Ardından</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.dirensanat.com">Diren Sanat - Tiyatro, Sinema, Sahne Sanatları</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">35765</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
