Gökhan Bulut ile Sarıyer TiyatrOda Şenliğini Konuştuk

0

Öncelikle Sarıyer TiyatrOda festivalinin 8. si düzenleniyor ancak Sarıyeri diğer ilçelerle karşılaştırdığımız zaman tiyatro ile tanışmaları çok daha eski yıllara dayanıyor. Bize Sarıyer’in tiyatro ile buluşması hakkında neler söyleyebilirsiniz? O süreci paylaşabilir misiniz?

 

1980 sonrası yapılan ilk şenliklerden bir tanesi Boğaziçi Amatör Tiyatrolar Şenliği bu da 1983 yılında başladı. 27 tanesini Sarıyer’de, Sarıyer Halk Eğitim Merkezi Tiyatro Kolu tarafından yapıldı. Sonrasında 2009 senesinde ben Sarıyer Belediye Tiyatrosunda genel sanat yönetmeni olduğum süreçte 28. sini yapmaya çalıştık fakat sonra belediyemize kazandırmak amacıyla Sarıyer TiyatrOda şenliğini başlattık.

 

TiyatrOda, yani odayı vurgulamak istiyoruz bunu biraz açabilir misiniz?

 

Sarıyer Tiyatroda Şenliği ilk olarak bir odada başladı aslında. Devlet Tİyatroları’nın Oda sahnesi vardır küçük bir sahne. Ordakine benzer bir mantıkla Sarıyer TiyatrOda Şenliği şu an Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi olan 2011’de de Nejat Uygur Sahnesi olan yerimizde 104 kişilik bir salonla başladık. 104 kişilik bir odada da başlayınca TiyatrOda yani O büyük şeklinde yazdık. Ve ondan sonra zaten süreç bizi daha büyük salonlara getirdi. Öyle bir şeydi ki geçmişe bakarsak 27 tanesi Boğaziçi Amatör Tiyatrolar Şenliği’ nde bugün hatırı sayılır bir sürü insan yetişti, yani onlar şenliğe geldi. Bunlar lise tiyatrolarıydı, üniversite tiyarolarıydı, amatör tiyatrolardı orada buluşuluyordu oyunlarını oynuyorlardı ve çardak sohbetleri yapılıyordu, yani tiyatro tartışılıyordu. O süreçten sonra daha profesyonel daha ekonomik olan bir tiyatro şenliği haline 2011 yılında Sarıyer belediyesi ile birlikte geldi. 1. Sarıyer TiyatrOda Şenliği de böyle başladık.

 

Yani küçük bir odada başladı ve dallandı budaklandı bugüne kadar geldi. Festival programınızı inceledim oldukça yoğun. Birçok seyircinin zor bilet bulduğu oyunları seçmişsiniz ve çok iyi oyunlar.Bu çok merak edilen bir soru gerek seyirciler gerek tiyatrocular olsun. Bu oyunları nasıl seçiyorsunuz, kriterleriniz neler?

 

Şöyle diyeyim 8 tane TiyatrOda Şenliği yaptık, bu sekizincisi. Bu süreç içerisinde yaklaşık 200 topluluk ağırladık. Bu 200 topluluğu seçerken biz baştan beri geniş bir yelpaze sunmayı düşünüyorduk. Bunun içerisinde farklı farklı tiyatro grupları yer aldı. Açıkçası bütün bu seçki yavaş yavaş her senenin kendi konseptini oluşturmasını sağladı. Öyle topluluklar var ki bütün şenlik boyunca çok kaliteli tiyatro toplulukları oldu. İsimlerini söylemek isterim. Altıdan Sonra Tiyatro, Tiyatro Hal, Maskara Tiyatro, Aksine Tiyatro vardı. Bu seneki şenliğin genel konsepti insanların bilet bulamadığı bir yelpazeden daraltarak aldık.

 

Peki onlar başvuru yaptılar, siz mi aralarından seçtiniz yoksa siz mi davet gönderdiniz?

 

Her ikisi de oldu. Bazı toplulukları biz arayıp şenliğimizde yer almak ister misiniz diye sorduk, bazı topluluklar kendileri başvurdular. O anlamda“insanlar bize başvursun”mantığımız yok. Sonuçta biz burda Sarıyer insanına iyi projeleri buluşturmak için varız.

Şöyle bir durum da var. Bunlar derdi olan oyunlar yani sadece eğlence oyunları bulunduruyor sanılmasın. Oyunlar daha önce sahneye konulmuş olsa bile ödül almış olanlar var ayriyetten sezona damgasını vurmuş oyunlar da var. Örneğin; Profesyoneller hala oynanıyor ve hala var. Bunlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

 

Şöyle biz biraz seçiciyiz yani o açıdan çok dikkatli yapmak zorundayız. Şimdi 16 tane yetişkin oyunu var ama 16 tane iyi oyun var anlamına gelmiyor. Çok değerli oyunlar var. Bizim de bir tarih aralığımızvar tarih alanına sıkıştırabildiğimiz 16 tane oyun var. Daraltıyoruz ve genelde her sene gelen toplulukları bir sonraki sene bir başka topluluğa hizmet vermek için onunla irtibata geçiyoruz. Çünkü bu şenlik kendi çapını gittikçe aşmaya başladı ne açıdan sadece salon açısından düşünürsek bile 104 kişilik salondan neye dönüştü. Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde 350 kişilik bir salona, Ayazağa’ da Rauf Denktaş Kültür Merkezi ordaki salon 800 kişlik sonra şu an içinde bulunduğumuz Boğaziçi Kültür ve Sanat Merkezi Tiyatro Salonu 640 kişilik. Yani 4 ayrı salonu var şuan Sarıyer Belediyesi’nin.

Ordan şunu öğrenmek istiyorum mesela Sarıyer Belediyesi son zamanlarda birçok tiyatro salonu açtı. Bu salonları açmasında festivalin yoğun ilgi görmesinin payı var mı? Yani halk istiyor, rağbet var o zaman bizde seve seve salonları açarız diye mi?

 

Festivalin katkısı var, mutlaka var. İlk başta 2009-2010 da biz bir tiyatro şenliği yaptığımızda başımız önde utanarak karşılıyorduk. Çünkü 104 kişilik bir salonda kaç kişiyi buraya toplayabiliriz, izdiham oluşuyordu. O anlamda biz bu ilgiyi görünce hatta ikinci şenlikte yazım şu üzerineydi “siz isteyin biz yaparız”. İnsanlar istediler ve bu istek çerçevesinde sağolsun Sarıyer Belediyesi başkanımız Şükrü Genç bu salonları hayata geçirdi. Böyle olunca da belirli bir seyirci kitlesi oluştu. Bu kitle bir şekilde buraları da doldurmaya başladı ve inanın yani pazar günleri bilet veriliyor Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi’nden sonuçta sayısı belli 640 kişilik bir salona sahibiz ki orda 1500 kişi kuyruğa giriyor ve bilet almak için uğraşıyor. Bunu gördüğünüz zaman ki en son örneği bu pazar. Pazar günü yoğun istek olunca telefon trafiğine girince de Ferhan Şensoy’a tekrar telefon edildi “ çarşamba günü tekrar oynayabilir misiniz”diye sorduk. Oyununu salı günü oynayacaktık. Ferhat Şensoy’un oyununu bir gün daha koyduk. Seyirci mutlu olsun diye.

 

Siz bu kadar büyük bütçeli oyunları halka ücretsiz sergiliyorsunuz. Peki halk filmin telafisini karşılamayı başarabildi mi? Hani sinemaya gidemez de evde izler ya ama tiyatronun telafisi olmaz. Siz bunu seyirciyle buluşturuyorsunuz, sponsorlarınız var mıydı? Bu anlamda sizi destekleyen birileri var mı?

 

Bİz ilk şenlikten beri ve diğer projelerimizde hiç sponsor çalışması yapmadık bütün sponsorumuz sarıyer Belediyesi ve Sayın Şükrü Genç. Hepsinin ekonomisini sağlayan ve bu hizmeti seyirciye ulaştıran bir tek Sarıyer Belediyesi. Bütün yükü alan da o.

 

Belediye bu anlamda büyük bir sorumluluğu yerine getirmiş oluyor. Çünkü kitlerlere bir kültür sanat hizmeti sunmuş oluyor.

 

Tabi yani, benim kafa yapım da böyledir. Sarıyer Belediyesi olarak biz bunu yapıyoruz ama zaten Sarıyer Belediyesinin varlığı da halktır. Halk ekonomiyi oluşturur. Sarıyer Belediyesi de ekonomiyi doğru kullanıyor.

 

Peki bu oyunlardan sonra gerek tiyatro topluluklarından, gerek seyircilerden ne gibi geri dönüşler, tavsiyeler evya öneriler alıyorsunuz.

 

   Şöyle söyleyeyim binlerce diyelim olumlu dönüşler alıyoruz. Neden, çünkü seyircilerin bu tür toplulukları seyredebilme ihtimalleri çok düşük veya şöyle bir daha seyretmek için o oyuna tekrar geliyorlar. Öyle oyunlar var ki işin içinde mesela Profesyonel oyunu. Kaç senedir devlet tiyatrosunda oynuyor çıktığı gün bileti bitiyor. İnsanlar sırf bileti alamadığı için aylarca bekleyenler var. Biz bu oyunu bir şekilde Sarıyer seyircisine hizmet vermek için 640 kişilik salonda tekrar oynatmaya da çalışıyoruz. Bunun iyi tarafı kadar biraz zor tarafı da var. Çünkü önümüzdeki hafta 19 martta oynayacak Profesyonel oyunu ve muhtemelen insanlar tarafından izdiham oluşacak.

 

Organizasyon olarak nasıl üstesinden geliyorsunuz? Çünkü kolay da değil. Çünkü bir kaç salonda oynuyor, onlarca oyun var.

 

Gelenek meselesi diyelim buna. Birtakım geleneğe sahibiz. Diyoruz ya Boğaziçi Amatör Tiyatrolar Şenliği 27 tane şenlik yapmış, onu almışız üstüne 8 tane daha şenlik yapmışız aslında biz Sarıyer’de 35. şenliği yapıyoruz.

Yani gelenekten ziyade inanan bir ekibiniz var. Kültür sanata inanan bir ekip.

 

Aynen bizim şimdi Kültür Müdürlüğü’ne bağlı topluluğuz. Bu şenliğe inanmış topluluk var onlar bu işin zor kısmını o şekilde hallediyor. Onun dışında işin iç ilişkilerinde gönüllü dediğimiz Sarıyer Belediye Tiyatrosu’ nda bulunan yaklaşık 200 kişilik bir gruptan seçtiğimiz her oyunda en az 1-2 kişinin görev aldığı bir toplam 7-8 kişilik bir kadro, bütün iç ilişkisini yürütüyor.

 

Şimdi Sarıyer TiyatrOda Şenliğine baktığmız zaman 2 yıldır bir sloganınız var “TİYATRO YALAN SÖYLEMEZ” bu sloganı nasıl geliştirdiniz? Bunun öyküsünü anlatır mısınız?

 

Geçen sene bu sloganı biz sunduk, benim aklıma gelen bir fikir. Çünkü ortalıkta bir yalan söylendiğinde insanlar birbirlerine özellikle politikacılar “tiyatro yapma” gibi tabirler kullanıyor. Bu bizi rahatsız ediyor, tiyatro kelimesinin yalanla aynı anlamda kullanılması. Tiyatronun asıl işlevi yalan söylemek değil ama onlar taklitten yola çıkıyor bu cümleyi söylerken. Bİr şeyi gerçeğini söylememek anlamında kullanıyor. Bizim sloganın temel mantığı tiyatro kişi, oyuncu, yönetmen bazında bir yalanı değil bir gerçeği tekrardan var etmek için sahnede varlar. Ama oluşan şey totali bir yalan değildir, totali bir gerçektir. Gerçeği insanlarla anlatıyorsun.Tabii ki insan orada sahnede herhangi bir işte bir rolü bir karakteri oynadığında oradaki insan olmuyor ya da oradaki insan gibi ölmüyor, ölüm sahnesi varsa ya da oradaki insan gibi düşünmüyor onun duygularını sahip değil bir oyuncu. Ama Total olarak bütün hikayeyi bir gerçek üzerine kurar. O yüzden tiyatronun yalan söyleme gibi bir tavrı yok, olamaz da zaten. Ama yalan söyleyen Tiyatroları var mı? Var. Onlar zaten bu tiyatro yalan söylemez sloganında eleştirdiğimiz kişilerdir tamamen. Bir başka boyutu yalan söyleyen tiyatro. Böyle derken yani gerçeği yansıtmayan başka bir amaç uğruna, bunu sadece araç olarak kullanan ve öyle oynayan tiyatro toplulukları var ya da öyle tiyatro yapan insanlar var. Bu da bir yalandır tiyatro bu yalan söylemez tiyatro gerçeği yansıtır.

 

Aynı zamana tiyatronun bir eğlence olarak, salt eğlence olarak karşılanmasına da karşısınız.

 

Evet, yani eğlence tanımını doğru yapmak lazım. Biz de öyle bir şey var geçmişte geleneksel Türk tiyatrosundaki söylemler. “Tiyatro bir eğlencedir” der. Ama eğlencenin tanımı sadece güldürmek değildir, eğlence bütün duyguları yaşatmaktır yani duygudan kastım insanlar bir oyunu seyrederken gülebilir, trajedi seyrettiğinde ağlayabilir, korkabilir ve şaşırabilir de bütün duyguların harekete geçmesidir. Bütün duyguları eğer bir insan yaşıyorsa bu aslında eğleniyor demektir. Yani bir korku filmi seyrederken biz ne yaparız eğleniriz değil mi? Korkarız ama eğleniriz. Bir trajedi seyrettiğimiz de o trajediyi yaşarız onunla birlikte üzülürüz ama sonuçta eğleniriz, eğlencedir. İşin özü eğlenceyi doğru tamamlamak lazım. Tabii bu eğlencenin üstüne biraz da kendi düşüncemizi ekliyoruz. Hayatı daha iyi yapmak için, hayatı daha iyi gösterebilmek için adaleti , eşitlikçi özgürlükçü bir takım şeylerin altını çizmek için biz kendi duygularımızı insani temelde göstermeye çalışıyoruz. E bu da geçiyorsa ne mutlu bize yani.

 

Tabii bu anlamda yeni nesile bakıyorum tiyatroya birkaç kanalda görülen güldürü programlarını tiyatro zannediyor. Bu da tiyatroya bence zarar veren bir durum bu sefer o çocuk tiyatroya gittiği zaman çok trajik bir oyunu seyretse bile kahkahalar atıyor. Çünkü oraya gittim güleceğim algısıyla gitmiş oluyor.

 

 

Öyle bir taraf var ama şöyle düşünmek lazım. Yani Televizyonda olan bir takım güldürmece diyebileceğimiz, güldürmece diyoruz çünkü tiyatro diyemeyiz onlara. onlardan insanların keyif alması ve bunu tiyatro zannetmelerini sağlayan şey varsa da işin bir tarafında yani aslında büyük bir kısmını kendimize batırmak lazım, bir sanatçı olarak. Çünkü biz eğer güzel şeyler, insanları mutlu edebilecek, insanların gelebilmelerini sağlayacak iyi ürünler sergilersek bu kolay kolay vazgeçilebilir bir şey olmaz. Çünkü fiziki olarak aynı atmosferi insanlarla paylaşıyoruz. Televizyondaki bir kişi ile ne kadar aynı bağı kurabilirsiniz, kuramazsınız. Ama bir tiyatro salonuna geldiğiniz zaman oradaki insanlar organik bir bağ kurarsınız.

 

Son zamanlarda tiyatromuz aslında çok iyi noktalara geldi. Yani sadece bir konu anlatmak değil aynı zamanda konunun veriliş biçimi, anlatma biçimi, estetiklik, sanatsal bir bakış açısı ve sahneleme biçimi de iyi bir noktaya geldi. Bu anlamda tiyatrolarımız oldukça başarılı.

 

Zor zamanlarda en iyi ürünler çıkar diye bir laf vardır. Bizde zor zamanlardayız, doğal olarak biz hayatımız içerisinde bir şeyleri dillendiremiyor isek, bir şeyleri konuşamıyorsak zaten yapmak istiyoruz nasıl yapacağız diye düşünürken, ben bir sanatçı olarak bunu sahnede vae edebilirim. Zor zamanlarda en iyi üretilen şey sanattır.

 

 

En estetik biçimde ortaya koyması ne öğreniyoruz. Peki belediyenin tiyatro dışında kültür sanat yaşamına ne gibi katkıları var?

 

     Diğer belediyelerimizin şöyle diyebilirim birçok alanda özellikle kültürel alanda çalışmaları var. Bunlardan bir tanesi Edebiyat Günleri, ben de yazar olarak bulunuyorum. 4 dönemdir önemli kişilere edebiyat ödevleri veriliyor bunlardan bir tanesi Yaşar Kemal bir tanesi Zülfü Livaneli.Bu sene İnci Aral bunlara Sarıyer Tiyatro Martı ödülü verildi. Bu ödüller verilirken orada insanlar toplandılar bir sürü yayın evinin bir sürü kitabıyla buluştular.Bu buluştukları yerlerden kitapları aldılar okudular. Türkiye’de okur yazar nüfusuna bakarsanız nüfusa oranla çok düşük bir yerde kalıyor.Biz böyle şenliklerle kitapları boyuyoruz,renklendiriyoruz oraya müzik koyuyoruz, tiyatro etkinlikleri, görsel birtakım şölenler yaratarak, oraları boyuyoruz. Böylece insanlar kitapla kurdukları bağı güçlendiriyor ya da kitap ile hiç bağlantısı olmayan kişileri kitapla buluşturarak kitap okumalarını sağlıyoruz. Bu da bir umudun peşinde koşmak.

 

 

Bir atmosfer oluşturmuş oluyorsunuz. Peki tiyatro alanında ki siz aynı zamanda Sarıyer Belediye tiyatrosunun genel sanat yönetmenisiniz tiyatrolarında ne gibi çalışmalarınız var, ileride neler yapacaksınız, bu konuyla ilgili planlarınızı alabilir miyiz?

 

Şöyle diyelim 2009′ a geldik burada bir oluşum, yeniden yapılanma meydana getirdik. Sarıyer Belediye tiyatrosunu oluşturduk. Bu sene itibariyle ki bu sene 10.cusu olacak 38 projeyi hayata geçirmeye çalışıyoruz. 38 i 10a bölerseniz 3.8 biz sene başında 3-4 oyun üretiyoruz. Ürettiğimiz oyunları Sarıyer seyircisiyle, İstanbul seyircisiyle hatta Türkiye seyircisiyle paylaşıyoruz. 38 tane ayrı proje ürettik bizim temel amacımız geldiğimiz günden beri repertuar tiyatrosudur. Biz bölgede tiyatro yapmanın ne demek olduğunu Sarıyer Halk Eğitim Merkezi’nden biliyoruz. Sarıyer zaten kozmopolitik bir insan kültürüne ve sosyolojik yapısına sahip. Ekonomik anlamda da farklılıklar var. O anlamda tür olarak farklı farklı oyunlar sergiliyoruz. Bunu yapmamızın temel nedeni her türlü seyirci kitlesine ulaşabilmek Onların da sevebileceği oyunları Sarıyer Belediye Tiyatrosunda görülmesini sağlamak. Bu tiyatrolar içerisinde işte tür olarak komedya ve tragedya var. Aslında üst başlıklardan baktığımızda iki tane tür vardır. Ama alt katmanlarında farklı farklı tiyatro akımları oluşmuştur. Tiyatro akımlarına sahip oyunları da sahneleyerek bu tür çalışmaları da yapıyoruz. Yani işin içerisinde absürd diyebileceğimiz tiyatro oyunları da oluyor. Klasik oyunlar da oynuyoruz. Trajedi oynuyoruz, “Öldürdüğüm Adam” şenlikte de var 15 Mart’ta oynayacak. Savaş karşıtı diyebileceğimiz oyunlar da oynuyoruz. Onun dışında geleneksel türde oyunlar da oynuyoruz. Bunların seyircilerinin hepsi aynı değil homojen bir seyirci topluluğu yok. Farklı kültürde insanlar. Eleştirmek bizim haddimize değil. Biz kişisel olarak bu tür şeylerde eleştirimiz yapabiliriz. Sevmeyebiliriz, seyretmeye biliriz. Kendi türünün iyi örneklerine her zaman saygı duymak zorundayız. O anlamda bizde her farklı oyun türü için iyi örnek sunmaya çalışıyoruz. Ortak bir reji, ortak bir oyunculuk kültürü oluşturmak istiyoruz.

 

 

Aynı zamanda şunu da söyleyebiliriz onun da kendine ait bir tarzı, oyun sahneleme biçimi vardır. O Tarzı seven olabilir, sevmeyen olabilir. Ama tabii ki özel tiyatrolar arasında ya da ödenekli tiyatrolar arasında karşılaştırma yaparsak, o tiyatro değil bu tiyatro değil gibi bir ayrım yapmanın da yanlış olduğunu düşünüyorum. Peki size şunu sormak istiyorum ödenekli bir tiyatroda uzun zamanlık çalışmanın katkıları nelerdir? İmkan olarak baktığımız zaman, çünkü son zamanlarda biliyoruz diğer tiyatroları hep mekan, salon ve sahne sıkıntısı gibi sıkıntılar duymaktayız.

 

   Hemfikirim. Çok şanslıyız o kesin. Neden şanslıyız Sarıyer Belediyesi kendi ödenekli yapısını oluşturmuş. Hiçbir şey karıştırılmayan, inanmış insanların bulunduğu bir tiyatro topluluğundan bahsediyoruz. Bu sayede Sarıyer Belediyesi kendisine güç katan bir topluluk yarattı. Kendi içerisinde özgür, ürettiği oyunlarda özgür bir tiyatro topluluğu bulmamız bizim kendi sanatçı kişiliğiniz açısından çok önemli. Bir sanatçı ancak özgür kaldığı zaman iyi şeyler üretebilir. O anlamda çok iyi bir durumdayız. Ödenekli bir tiyatroda çalışma yapmanın bizim açımızdan çok büyük bir sıkıntısı yok. İyi tarafları katlanarak gidiyor. Ne açıdan ekonomik kısmı var ve bunu sağlamak için de bir yapı, olanak gerekiyor maddi olanağı Sarıyer Belediyesinden sağlayabiliyoruz. Kendi kurduğumuz topluluğu da Sarıyer Belediyesi’nin bir parçası olarak sunup ortak bir şekilde üretebiliyoruz. O anlamda özel tiyatroların içlerindeki sorunları çözme biçimleri ile bizim kendi tiyatromuzun içerisindeki sorunları çözme biçimi farklı. Biz özgür ortamda tiyatromuzun sanatsal kalitesini yükseltmek için çalışmalar yapmaya devam ediyoruz. Ama özel tiyatrolar maalesef oraya gidene kadar ki yollarında seyirci oluşturmak, ekonomik anlamda, kendilerine gelen gelirle masraflarını çıkarabilmek gibi birtakım dertleri oluyor. Dertler de çok zorluyor.

 

Bu bakımda Sarıyer TiyatrOda Şenlikleri aynı zamanda özel tiyatrolara da kendilerini ifade etme fırsatı veriyor.

 

Çok doğru 8. Sarıyer TiyatrOda Şenliği bugüne kadar 200 topluma, az da olsa ekonomik katkıda bulundu. Bu tiyatro grupları gelip belli bir ücret alıp da kendi ekonomilerine katkıda bulundu. Çünkü baştan beri niyetleri bunu sağlayabilmekti. Tiyatro topluluklarına biz bir ekonomi sağlıyoruz. Bizim gibi belediyeler çoğaldığı zaman şenlikler yapıp, etkinlikler yer aldığında ekonomi oluşturur. O ekonomide insanlar iyi şeyler üretmeye çalışır. Ben kendim bile bir yazar olarak aynı şeyi düşünüyorum. Oyun yazıyorum 3 kitabım çıktı, bir sürü yazılmış metinler var hazır olunca onlar da çıkacak. Bu metinlerin oynanması ile birlikte ben kendi açımdan motive oluyorum. Çünkü bir şekilde yazdığım suya yazılmış olmuyor. Kendi tiyatromuzda bunlar oynanıyor. Yarın başka tiyatro toplulukları tarafında oynandığını gördüğümüz zaman sizin yeniden yazasınız, çizeseniz geliyor. En güzel örneği de bu sene olmuştu. Biz Mahallelerde Tiyatro Şenliği diye bir proje başlattık, bu sene onuncusu yapılacak. 35 tane mahalle var, şenliklerin temel amacı her yerde bunlardan en az 16 tanesinin mahallesine tiyatro oyunlarını götürüyoruz. Açık alanlarda ramazan ayı boyunca ışığımızı ,sesimizi kuruyoruz oyuncular geliyor. Oyunları seyirciyle buluşturuyoruz. Kiminle buluşturuyoruz tiyatro hiç görmemiş, tiyatronun ne demek olduğunu sadece televizyonlardan bilen çocuklarla gençlerle, büyüklerle, yetişkinlerle. Çocuklara nazaran yetişkinlerde de tiyatroya gitmemiş çok insan var. İlk defa bizim oyunumuzla tiyatro ile tanışmış insan var. Hakkında bir fikri var, televizyonda gördüğü şeyleri tiyatro zannediyor. Biz gittiğimizde tiyatronun başka bir şey olduğunu anlayıp bizim seyircimiz oluyor. Böyle bir bağ kuruyoruz aslında. Onuncusu düzenleniyor oradaki durum şu ben 2011’de ilk başladığımda ” Ne yapalım,nasıl oyunlar oynayalım, Mahalleye çıkacağız” dediğimde telif oyun var yani yazılmış oynamaya hazır oyunlardan başlayalım dedik. İyi ki de Haldun Taner’in Sersem Koca İle Kurnaz Karısı içerisindeki Şaşkın Koca hikayesi aslında George Dandın’ ın hikayesi. Baktığımız zaman Şaşkın Koca hikayesi bölümünü oynadık sadece bir kısmını. Seyirci ile buluşturduk sonra “ nasıl yapacağız, nasıl yapalım” dediğimizde biz kendi metnimizi oluşturmaya başladık. Ve ilk oyun o zaman Çırçır Sefası idi. Geleneksel Türk Tiyatrosu formunda bir tipler komedisidir. Onu oluşturduk oyun oynandı. Ondan sonra öbür sene ne oynayalım diye yeniden oyun yazma durumuna girdim. Başka Türk oyunlar girdi. Bu sene de o müjdeyi vereyim Hastalık Hastası ’nın uyarlaması yapılıyor. Tipleri alıp başka şekilde yazdık şu an onun çalışmaları var. Ramazan’da başlayacak 6 Mayıs’ta ismi sodyum bikarbonat olabilir.

 

Son olarak Sarıyer Belediye tiyatrosunun almış olduğu ödüller, katıldığı festivaller, bu festivallerdeki tecrübeleri neler, nerelere katıldı, hangi ödülleri aldı? Onu sormak istiyorum.

 

Biz Sarıyer Belediye Tiyatrosu olarak, Anadolu Tiyatro Ödülleri’ nden bir Organizasyon Ödülü aldık. Ben, Oyun Yazarlığı Ödülü aldım “3 Günlük Dünya” adlı bir oyun yazmıştım onunla ilgili. Sarıyer Belediye tiyatrosunda oynadı 2 sezon. Onun dışında şenliğimiz Dilekler Arası Seyirciler Topluluğundan ödül aldık. Elazığ’da yapılan bir festivalde 2014’te ödül aldık, yine bir Yazarlık ve En İyi Komedi Ödülü aldı bu şekilde gidiyor…

Röportaj: Sabit Doğan

Not: Diren Sanat youtube kanalına abone olmayı unutmayın

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.