Eraslan Sağlam-Sabit Doğan

 

Tavala Sahnesinde “Bahar Noktası Opereti”’ni izledik. “Bahar Noktası Opereti” Shakespeare’in Bir yaz gecesi rüyasından “Can Yücel’in” Bahar Noktası olarak yeniden yazdığı oyunu “Eraslan Sağlam” uyarlayıp “Bahar Noktası Opereti” olarak sahneye taşıdı. Oyunu hem uyarlayan hem  yöneten Eraslan Sağlam’dan oyunun hazırlanmanma sürecini konuştuk. Oyunda kullanılan teknik ve yöntemleri öğrenince başarının sırrını da çözmüş olduk. “Tiyatronun iyi bir fikirden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok” diyen Eraslan Sağlam iyi bir fikir beraberinde başarıyı da getireceğine inanıyor.

 Röportaj: Sabit Doğan 


Sabit Doğan: Bahar Noktası Oyununu Bir operet olarak  sahneleme fikri nasıl oluştu?

 

Eraslan Sağlam:

Süreç içeresinde gelişen bir şeydi.  Başlangıçta “Bahar Noktası” yapmak üzere yola çıktık biz… operet fikri zaman içersinde gelişti. Şöyle ki önce “Bahar Noktası” yapmaya karar verdiğimiz andan itibaren çok ciddi dramaturji çalışması yaptık. Bütün oyuncu arkadaşlarımın katkısı oldu.her birine kendi uzmanlık alanlarını verdik. öncelikle bir kuramsal atölye çalışması olarak başladık. ve ilk temel noktamız Shakespeare oldu. Bir Yandan Shakespear idelenirken bir yandan bu oyunun yazıldığı döneme gittik. Shakespeare bu oyunu yazıldığı dönemde kendi coğrafyasında olan bitenlere göz attıktan sonra sıra Can Yücel’e geldi….  Can Yücel’ in kim olduğu üstüne bir araştırma yaptık ve Can Yücel’in bunu çevirdiği bu coğrafya da o döneme denk düşen meseleler üstüne biraz kafa patlattık. Sonrada kendi yolumuzu çizmeye çalıştık . Bu yolculuk içerisinde bir doku oluştu kendiliğinden ki benim bir tiyatronun yürütücüsü olarak en çok önem verdiğim mesele var o da “halk tiyatrosu geleneği”. Shakespeare in “Cevat Çapan”’nın sözleriyle söyleyecek olursam ‘Shakespeare bir halk ozanıdır ve bir halk tiyatrosu yapmıştır” ama maalesef zaman içerisinde yanlış yargılar ve eğitimler sonucunda sanki Shakespeare’in bir saray tiyatrosu yaptığı hissine kapılmış gibi… Bu anlamda bir itibari yat etmek gerekiyordu . Can Yücel’in diline baktığımızda  zaten halk geleneğine uygun olduğunu gördüm. Aynı zamanda çok yakın bir dilden bahs edebilirsem bir üst dil hem bu üst dili kurgularken halk tiyatrosu ,halk ozanlığı geleneğinden beslenen bir tarafının da olduğunu gördük. Dolaysıyla…

Sabit Doğan: Özellikle o esnafların tiyatro yapması

Eraslan Sağlam: Evet Dolaysıyla bütün bunlar birleştiğinde bu kendiliğinden bir müzikal bir doku oluşturdu. Bu müzikal doku da zaman zaman bizi operet fikrine yaklaştıran bir müzikal yapma fikrine yöneltti… Oyunun adını ‘Bahar  Noktası’ opereti derken aslında bir tersten vurmayı hedefledik… Bunun yanı sıra seyircide önce bir operet izleyici algısını yarattık… Oyunu ilerlettiğimizde o klasik anlamda 1950’ler 1960’ların operet mantığından seyirci ile birlikte yavaş yavaş uzaklaşarak operetten farklı bir biçimde kullanarak başka bir dert ile anlatmaya çalıştık. Bir gün prova yaparken; kendiliğinden müzikal doku oluştuğunu farkettim.  “Evet birden operet fikrine yaklaşıyoruz “dedim ve o noktada da oyun adına karar vermiş olduk. Yolculuk esnasında ‘bahar noktası’ opereti olarak seyirciyle buluşturmaya karar verdik

Sabit Doğan: Bu arada tebrik ediyorum çok başarılı bir çalışma ,Peki şunun nasıl cesaret ettiniz sonuçta “Bahar Noktası” çok kalabalık bir kadroyla oynanıyor, sizin sahnesiniz malum küçük ve 18 kişilik bir oyuncu kadrosuyla küçük salona inanılmaz bir derecede büyük bir görünüm verecek sahneye koyuyorsunuz o yüzden oyunun sahnelenme  biçimi bir sanat eseri olarak görüyorum .

Sabit Doğan: Yanı konu, kostüm, koreografi  ve burada şimdi sonuçta biliyorsunuz küçük tiyatroların imkanları kısıtlı yanı bunu nasıl göze aldınız ?

Eraslan Sağlam: Eksik olmayın. Şu şekilde öncelikli olarak Tatavla da önemsediğimiz şey “fikir “dir. Bir fikir peşinde düşmek bu fikrin peşine düştüğünüzde ya elinizdeki olanaklarla yetinirsiniz…. dersiniz ki hiçbir şey yapamıcam çünkü param pulum yok yada bu fikri olgun estetikle  nasıl seyirciye aktarımın peşine düşersiniz. Çünkü Evet butik tiyatro olabilir ama sonuçta insanlar evlerinden kalkıyorlar bir bedel ödeyip buraya oyun izlemeye geliyorlar. Bu anlamda Tatavla hiçbir zaman yoksunluğun arkasına sığınan bir tiyatro olmadı. Bu noktada yapmamamız gereken şey eğer bu görkemli hayali kurduysak ya bu görkemli hayali gerçekleştirmenin bir yolunu bulacaktık.  Ya da bu hayalden vazgeçip başka bir oyun yapmalıydık. ama Tatavlanın tarihine baktığımızda zaten bunun ilk olmadığını görüyoruz….   Yani bu sahne “Cadı Kazanı” oyunuyla açılmıştı .Sonra derece kalabalık bir kadroyla yine aynı şekilde baktığımızda “İnsandan Kaçan” oyununda da yine kalabalık””bir kadroyla devam ettik “oyun karıştı” keza öyle.. Derdimiz şu değil kalabalık kadroyla büyük iş yapalım prodüksiyon yapalım değil… ya da tam tersi az bir kadroyla küçük iş yapalım değil.. Bu belirleyen projenin kendisidir . Proje size sizin kulağınıza çok kişili bir projeyi fısıldıyorsa kesinlikle bunu yapmak gerekiyor bunu oldurmanın yollarına bakmak gerekiyor .Evet gökdelen dikmek zorunda değil sahne üstüne ama burada yönetmen olarak yaratıcılığınızı sınırlarını zorlamak zorundasınız… Oraya 10 tane halat asarak ormanı yaratmayı,  ya da çevre dokusu vermek için en uygun malzemenin, nedir mesela paraşüt kumaşını seçmeyi, sonra öne yapılan panolarla sarayı oluşturmayı, sarayı bozup bunun bir deniz kıyısında bir kulübeye dönüşmesini yapmak gerekiyor . Dolayısıyla asıl göze alınan bir durum yok. Eserin kendisi ne gerekiyorsa ondan kaçmamak gerekiyor

Sabit Doğan: O bakımdan her noktası iyi işlenmiş sanat eseri gibi…. Shakespeare sonelerine ve ege ezgilerine de yer verdiniz….  Bu fikir nasıl gelişti? Bunlar normalde sizin ekledikleriniz..

 

Eraslan Sağlam:  Yine benimle bir yapılan röportajda  şöyle bir soru sorulmuştu bana” sizce yeni metin nedir yeni yazar kimdir” dediklerinde ben “Shakespeare,  Moliere, Çehov” dur demiştim… Çünkü bu metinlerinin tamamının zaten benim sözüm değil dramaturgların söylemiş  biçimiyle bunların tamamı çağdaş metinlerdedir aslında. Burada bize düşen yaratıcı ekip olarak bu çağdaş metni yeni metin hale getirmek için bugünden nasıl bir  okuma yapabileceğimizin peşine düşmek gerekiyor. Daha doğrusu “ben neden bahar noktası yapmak istiyorum ve bahar noktası ile ne demek istiyorum” gelen seyirciye. Bunun peşine düştüğünüz anda da zaten de anlatım olanaklarınız genişlemeye başlıyor. Yani evet Shakespeare’in 66. Sonesinde “Vazgeçtim bu dünyadan, tek ölüm paklar beni değmez, bu yangın yeri avuç açmaya değmez” diye başlayan sonesinde şunu farkettim olan biten ilgili dünyayla ilgili tabi ki bir alıp veremediği var…   Sonenin sonuna geldiğimizde” Seni yalnız komak var o koyuyor insana” cümleleriyle bitiyor olması aslında Bahar Noktası’nın teması ile yüzde yüz örtüştüğü için bunun daha zarif bir anlatımla seyirciye ulaşmasını amaçladım. Böyle bir zenginliğin iyi olacağını düşündüm . Ve bunu yaparken tiyatronun halkla daha yakın ilişkide bulunması ve sokaktan kopmaması gerektiğini düşündüğümden bunu bir müzikal yapıya oturtmam gerekiyordu ve bu müzikal yapının da yine Sonenin benim kulağıma fısıldadığı şey:  1 Mayıs Marşıydı. Dolayısıyla Prosödör olarakta oturduğundan bu şekilde bir çok katmanlı yapıyla oyun açılmış oldu. oyun kendi zamanında ilerlerken aynı şekilde “ aşıkların uyanışının” Can Yücel’in ‘Ay Işığı’ sonatı ile en iyi şekilde uyandırabileceğimizi düşündük. Bunu seyirciden hiç saklamadan Can Yücel’in kitabından okuyarak, kitabını da bir sahne materyali gibi kullanarak ‘Ay Işığı’ sonatıyla birleştirmiş olduk. Aslında bunun dışında çok büyük müdahaleler olduğunu düşünmüyorum oyuna… Evet esnaf takımı ile ilgili başka bir tasarrufa gittik.   Bence oyunun en etkileyici kısımlarından birisidir. niyedir esnaf takımı? çünkü yine 66. Sone’den örnek verecek olursak evet ezilmişlerin hor görülmüşlerin bir oyununu anlatmaya çalıştık. Burada da günümüz koşullarında da baktığımızda sanatın ve sanatçının biraz ötelendiği bir yapıdan bahsettiğimizde esnaf takımının oyunun belkemiğini tuttuğunu düşündüm ve bununla bir meseleyi daha gündeme getirmek istedik…. Oyunda göç ,göç ettirilme ve vatan topraklarında uzak bir yerde sanatını yapmak zorunda kalma meselesi

Sabit Doğan: Özellikle onu da sormak istiyorum. Çünkü oyunda günümüzde yaşanan bir çok olayları da bir çok göndermeler de var. Pek çok ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ oyununu izledim. Her bir yönetmen farklı yorumlar katmıştı. Ama bu kez geçmenlik ve ötekileştirme gibi günümüz konularını da kapsaması bana çok etkileyici geldi.

Eraslan Sağlam: Ben hiçbir şey yapmadım.  Shakespeare hepsini yazmış. Teşekkür ederim. Evet. Hedef bu noktada etkileyici olmak değildi. Yaptığımız hiçbir işe böyle yaklaşmıyoruz zaten.  Hedefimiz yazarın sözünü direkt olarak seyirciye nasıl ulaştırırız? yazarın söylediği şeyi nasıl daha açık hale getiririz? bunun peşine düşmekteyiz… Ama tabi ki bunun peşine düşerken tiyatronun son derece hoş   dinamikleri   var. Müzik gibi dekor gibi ışık gibi hareket düzeni gibi bunlarla bezendiğinde bir etkileyicilik ortaya çıkıyor. Bu kendiliğinde gelişen bir süreçtir.

Sabit Doğan: Ormanın karanlığı aslında şehrin karanlığıyla tehlikeler ormanda da aynı bir büyük şehirde de aynı hani mücadelede  şu da var yanı dedim ya her sahne sınırlarına bakdığımız zaman insanlar üzerinde çok farklı çağrışımlarda bulunuyoruz…  Zaten bir sanat eserinde öyle değil mi? önemli olan her bakanda farklı bir etki oluşması herkes aynı şeyi düşünüyorsa sanat eseri değildir…

Eraslan Sağlam:  Ya da biz nasıl görüyorsak öyle…  Benim en sevdiğim şey… Onu bilemem ama yaptığım ilerde seyircinin hayal gücüne izin vermek.  Açık alan bulundurması dolayısıyla seyirciyle kurulacak olan interaktiviteyi iyi yakalayıp birlikte hayal kurmak. Bu fikri çok seviyorum ben.

Sabit Doğan: Evet oda var…  Bir masalsı anlatımda var. Kadronuz yani hem yaş olarak genç hem de tecrübe olarak az ama biz sahnede çok tecrübeli bir ekip görüyoruz…

Eraslan Sağlam: Tabi şimdi Tatavla zaten ilk kurulduğu günden beri bir mottoyla yola çıktı. O da kendi oyuncusunu, yazarını  ve yönetmenini yetiştirecek mottosuyla yola çıktı. Burada öğrenciler ile bir araya geldiğimizde ben ders verdiğimde onlarla yaptığım ilk konuşmada bunu söylüyorum. Zaten  biz uzun süreli bir yolculuğa çıkıyoruz birlikte…. burada öğrendiğiniz şeyin asıl kıymeti harbiyesin- yukarda seyirciyle deneyimlediğimiz anda ortaya çıkıyor. Dolayısıyla izlediğiniz oyuncuların bir kısmı bizim burada kendi yetiştiğimiz öğrencilerimiz,  diğer bir kısımda, bu yıl yapmış olduğumuz seçmeyle aldığımız oyuncular, ama hepsinin ötesinde galiba bizi ateşleyen ve ayakta durmasını sağlayan temel unsur bunun bir ticari ilişki olmaması, gönüllü bir birliktelik olması yani hiç kimsenin gırtlağına basılmıyor,  tiyatro yapılması için seçerek isteyerek geldikleri için böyle bir sonuç ortaya çıkıyor ve çok şanslıyım ki müthiş bir disiplinle çalıştılar. İnanılmaz bir çaba gösterdiler. İşte o kolay değil, o iplerin üstünde o hareketleri yapmak. Sakatlanmadan yapmak çok zor bir iş. Özge Midilli’nin  olağanüstü yönlendirmesi koreografısı ve hareket planıyla birleşince zımba gibi oyunculuklar çıktı diye düşüyorum.

Sabit Doğan: Tabi ki yani inandırıcı ve inanarak  oynuyorlar. Oyunda bütün o fizik gücü gerektirecek çalışmaların üstesinden rahatlıkla geliyorlar. Çalıştırırken  özel kullandığınız bir yöntem bir teknik var mı size ait ?

Eraslan Sağlam:  Özel midir,  bana mi ait mi bilmiyorum ama….  Genel olarak çalışırken şu yöntemi izliyorum; önce bir dertle karşılaşmak gerekiyor. Yani bu projenin derdi ne. Bu projenin derdiyle  ilgili hem fikir olduktan sonra hemen tasarım aşamasına geçerim. Ben bu derdi en iyi anlatacak tasarım yani sahne tasarım giysi tasarımı nedir diye bakarım . Tasarımı oluşturduktan sonra işin içine oyuncuları dahil ettiğimizde çok fazla detay çalışmaya başlarım başlangıçta. Önce en kabasını kurarım oyunun ki rahmetli Ali Tay bundan öğrendiğim bir çalışma biçimidir oda böyle çalışıyordu. Çok iyi sonuçlar alıyordu önce en kabasını kurduktan sonra O genelden özele doğru küçük küçük detay detay detay detay çalışmayı sürdürürüz biraz  bu anlamda işin içine detaylar girmeye başladığı zaman aksi ve huysuz biri olduğum söylenebilir. Çünkü hiçbir alanda azla yetinmediğim gibi oyunculuk konusunda azla yetinmiyorum. Çünkü ben birlikte çalıştığımız bütün oyuncularımın benim proje yürütücüsü olarak hayal her şeyi yapabilecek güçte ve yetenekli olduklarına inanıyorum. Dolayısıyla bir şey bi gidi eksik olduğunda ya tamam buda öyle olsun demiyorum mutlaka onu alana kadar uğraşıyoruz. Tabi bir mesele daha gündeme geliyor burada yönetmen olarak çok ders çalışmak gerekiyor ve cebinizde bol alternatifiniz olması gerekiyor. Çünkü siz evde çalışma odanızda çalışırken hayal kurabilirsiniz ama o hayal o oyuncuda işlemeye bilir o dakika alternatifiniz üretip yeni öneriyle oyuncunuza gitmeniz gerekiyor hem oyuncuyu Rahatlatacak hem de ondaki verimi düşürmeyecek hem de aynı zamanda dramaturgila yapıyla   örtüşecek B,C,D planlarıyla dersinize çalışarak provaya gelmeniz gerekiyor.

Sabit Doğan: Hem hikayenin özüne bağlı kalarak hemde bunca farklı sorunları absürt bir sahneleme biçimi üzerinde vermeyi nasıl başardınız. Burada bıçak sırtı bir dengeyi tutturmak çok zordur.


Eraslan Sağlam:
Teşekkür ederim. Eğer başarıyorsam….  Bu işin kaynağı şimdi şu… Ben seyirciyi buraya Eraslan’ın ne kadar harika fantazileri varmış gibi bir şeyi  izletmeye çağırmıyorum . Tamam yaratıcı isem yaratıcıyımdır. Fantastik bir reji dünyasına sahipse sahibimdir. Ama bu hiç kimseyi ilgilendirmez. Bunun için öncelikli olarak yapmam gereken şey  bu eser nasıl bir eser? Yazarın derdi ne ve ne yapmaya çalışmış? Peki günümüzün koşulları ne? Günümüzün seyirci algısı hangi durumda? Ben ne yaparsam yazara ihanet etmeden yazarın derdini daha belirgin hale getiririm diye düşündüğümüzde oyun zaten kendi biçimini yaratıyor….  Bence ve seyirci tarafından daha anlaşılır hale geliyor. Yazarın derdi nedir? şeklindeki sorulara seyirci cevap bulmuş oluyor. Hamasi bir cümle kurmak istemem ama bu namus ve etik meselesi olduğunu düşünüyorum.

Sabit Doğan: Sonuçta da bunun sonucunda başarıda geliyor…  Özellikle şimdi Tatavla sahnesinin programlarına değinmek istiyorum. Bana göre büyük büyük kültür merkezinden daha yoğun programınız.  Birçok oyunu siz yönetiyorsunuz hatta oynuyorsunuz da. Geçim dertleri yaşam mücadelesi derken bir tiyatroyu ayakta tutmayı nasıl başarıyorsunuz. Sizce ne hangi sorunlar aşılırsa Tatavla Sahne rahat eder?

 

Eraslan Sağlam: Şöyle . Bir tiyatronun iyi bir tiyatro olabilmesi için hiçbir şeye ihtiyacı yok .Dört duvar yeterlidir. Seyirci koltuğuna bile ihtiyaç yok . Bizim fikre ihtiyacımız var. Peşine düşeceğimiz fikre…  Fikir olduktan sonrada her şey olabilir. Ama fikir dediğim anda mesele çetrefil hale geliyor. Çünkü bir tiyatro salonu açtığımızda aslında siz bir tiyatro patronu olmuyorsunuz. Böyle bir tiyatro fikrine bahsettiğimde halk için kamusal bir alan yaratmış oluyorsunuz.

Sabit Doğan: Yani sözünüzü kestim ama şuna sığınabilirdiniz;  efendim sahnemiz az salonum az, imkânlarımız yok…  iki kişilik tek kişilik oyunlarla anca çıkarabiliyoruz…  dekoru sağlayamıyoruz. imkanımız yok. sizde bir çok şeyden vazgeçebilirdiniz.  ama 18 -20 kişilik oyuncular …. inanılmaz dekorlarla…. Sahneleme teknikleri kullanıyorsunuz.  Yani sadece büyüklük şey olarak değil estetik ve dizayn çok başarılı dekorlar çıkarıyorsunuz yanı bu anlamda soruyorum: Neden zor olanı seçtiniz?

Eraslan Sağlam: Teşekkür ederim…  Yine aynı şeye ihtiyacımız var. Bir fikre ihyacımız var çünkü burası kamusal bir alandır.  Bana ait bir alan değildir artık. Seyirciye ve içinde devinen oyunculara aittir . Dolayısıyla burada benim sorumluluğum şu noktada başlar. entelektüel donanımı tamamlamak zorundayım . Ya da sürdürmek zorundayım. Bir kere şunu düşünmek zorundayım. Bu yıl Tatavla Sahne açıldığında şu anda dünya da ne oluyor? Ne olup bitiyor nasıl bir demokrasi mücadelesi veriliyor?  Temel krizler mi, küresel, iklim krizi ile birlikte mülteci krizi ile birlikte başka ne gibi krizler var?   Bu konuda tiyatro halka ışık tutabilir ve ne yapılması gerekir?.

Sabit Doğan: Sahneye koyma  biçimi de önemli…

Eraslan Sağlam: Zaten bu biçim kendiliğinden doğuyor. Ama bu fikir için ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Yani dünyada olup biten politik olarak ta her şeyi takip etmek, bununla ilgili size sunulan var olan ana akım medyanın sunduğu şeylerle ilgili yetinmemek, işin iç düzeyi ile ilgilenmek.  Meraklı olmak ve bu konuda fikrinizi geliştirmek ve bu konuda söyleyecek bir sözünüzün olmasının yanı dünyayı ve Türkiye’yi okumak. Bunu yapabildiğim için söylemiyorum o halde bunu yapabilmeliyim. evet tiyatro tarihini yada tiyatro edebiyatında hangi eserler var? Fikrinin üstüne gidebileceğimiz bir repertuvar taraması yapmak,  ardından da bulunan eserle bu fikre belirgin hale getirmek dolayısıyla bu noktada dediğim gibi dört duvar yeterli… Tiyatronun iyi bir fikirden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok
Sabit Doğan: İyi bir fikir başarıyı da getiriyor….

Eraslan Sağlam: Şimdi evet dört duvar yeterli…  Bununla birlikte dört duvarı sürdürebilmek adına hiçbir kurumsal desteğimiz yok. Biz sadece sırtını sadece ve sadece seyircisine dayayan bir tiyatroyuz. Bunu  gururla söylüyorum. Bunu sponsor bulmak için söylemiyorum . Bu şekilde buradaki ricam seyircinin bizi yalnız bırakmaması… Tabi ki gelip oyunu izlemesi ve beğenisi ve eleştirisini de dile getirmesi önemli.  Ki biz eğer bir hata içerisindeysek sonraki yapacağımız işlerde aynı hataya düşmeyelim… Yanı dostane bir el atmaya ihtiyacımız var . Gelmelerine ve bizimle konuşmalarına ihtiyacımız var.

Sabit Doğan : Yeni oyunlarınız….

Eraslan Sağlam: Biz bu söyleyişi yaparken yukarıda bir prömiyer hazırlığı var şuan da. “Küskün Yüreklerin Türküsü” Metin Balay’ın çalıştığı projeyi geliştirdiği ve yönettiği bir iş Berat Günçıkar’ın  ‘Cumartesi Anneleri’ hakkında ilgili anı-röportaj kitabından yola çıkarak Metin Alayın yeniden çıkarak yazdığı iş o için şuanda çok heyecanlıyız. Cumartesi Anneleri hakkında üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Bu meseleyi görünür kılmak adına umarım seyircilerde gelip kendi paylarına düşen sorumlulukları bu konuda alırlar. Bunun hemen ardından bir  Türk yazar çalışcaz. Ali Cüneyt Kılıçoğlu “Kıyamet Bahçeleri “ adlı oyun da kasım ortasında provaya giriyor. Mülteci meselesi başka bir yerden bakan bir oyun oda sanıyorum ki 12 ocak tada prömiyer yapacak
Sabit Doğan: Bu durumda Tatavla sahnenin bu sorumluğunu layıkıyla yerine getirdiğine inanıyorum

Röportaj: Sabit Doğan

Röportajın Videosunu izlemek için

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.