Tiyatro Sanatçısı Oyuncu ve Yönetmen Hülya Karakaş’tan “THEATER,THEATRE LE,TEATRO,TİYATRO…”

0

THEATER,THEATRE LE,TEATRO,TİYATRO…

 263045_89178304411_903049_nTürkiye’nin tiyatrosu da tıpkı Türkiye gibi sorunlarına isim koymakta hep zorlanır.İlk önce müthiş bir aymazlıkla sorununu yok sayar!Sorun büyüyüp,dal budak sardıkça,buna asıl nedeninden başka nedenler bulmaya çalışır.En sonunda kaçınılmaz bir halde,sorunun asıl nedeniyle yüzleşir ve sorunun adını koyar.

Şehir Tiyatroları,sadece İstanbul’un değil,Türkiye’nin önemli bir tiyatrosu.1914 yılından bu yana,bazen gizlice,bazen de alenen kendine göz koyan siyasi güçle boğuşarak,savaşarak bugünlere gelmiş.Şimdiyse,bütün bunların aslında bir kimlik sorunu olduğu artık herkes tarafından dile getirilerek tartışılmaya başlandı.

 

Kimlikten ne anlıyoruz?Ödenekli bir kurumda çalışan tiyatrocunun kimliği nasıl oluşur,bu kimliği ne oluşturur,alt ve üst kimliği nedir,kimlik sorunu nereden kaynaklanır soruları son dönemde insanların akıllarını kurcalar hale geldi.Ancak sanatçılar, niçin bu hale geldik,bu sorunları neden yaşadık ve sorunu nasıl çözeriz sorularına hala cevap vermediler!Sorunlarını tartışmak şöyle dursun,bu soruları konuşmak için bile hala biraraya gelemediler.Birbirini anlamak,dinlemek yerine,oradan buradan duyduklarıyla,diğerini yargılama hastalığından hala kurtulamadılar.

“KİMLİK PROBLEMİ,MODERN İNSANIN PROBLEMİDİR,OTANTİK HALKIN PROBLEMİ DEĞİLDİR.”  Modern uygarlıkla tanışmış entelektüel elitler,(benim elit tesbitimin,başbakanın küçümsemek için sarf ettiği “elit” tesbitiyle alakası yoktur!)kimliği her zaman sorun yapar.Bizim sorun haline getirdiğimiz “kimlik” seyirci için pek de sorun değildir!

Başımız her sıkıştığında,can havliyle,”sorun hepimizin” diyerek sarıldığımız,hatta,”susmayacağız” karşı duruşuyla yanımıza çektiğimiz seyirciyi,sorunun odak noktalarını açıklamak için,diğer yollarla ulaştığımız zaman da;”bunlar bizim iç sorunlarımız,seyircinin bilmesine gerek yok.” diyerek,tuhaf bir ruh haline bürünür,onları yok sayarız.Olmadı işte!Seyircinin neyi sorun ettiğini,ancak ona her şeyi açıklayarak anlayabiliriz. -ki bu yazı da o amaca hizmet etmek için yazılmıştır!-

Geleneksel bir Çerkez’in kendini Çerkez olarak nitelemesiyle,bir modernin kendini Çerkez diye nitelendirmesi aynı şey değildir.Kendi kimliğimizi bir şeylere atıfta bulunarak ifade etmemenin doğru olduğuna inananlardanım.Bezelyenin kalıtım yasasının keşfine bakarak söyleyeyim:Eğer bitkiler ve hayvanlar üzerinde deneyler yapılmasaydı,insanların da ortak genlerden geldiği fikri doğmayacaktı!

Ödenekli bir kurumda çalışmayı göze almış,o akti imzalamış bir tiyatrocu için kimliğini bugün tartışmak abesle iştigaldir!Tiyatrocu,kuşkusuz ki köle değildir,toplumu yönetenler tarafından itibarsızlaştırılamaz,ötekileştirilemez,alınıp satılabilir bir mal değildir!Bir yanda işimize var gücümüzle asılarak,öte yandan da bu söylemleri tersine çevirmek için asıl “SUSMAMALIYIZ!”

Devrimciler hayata temiz bir sayfadan başlamak isterler.Nasıl ki Fransız Jakobenler kendi orta çağlarından kurtulduysa,biz de üzerimize yapıştırılmak istenilen yaftalardan kurtulalım!Bir sıfır noktası koyalım ve temiz bir sayfadan hayata yeniden başlayalım.Bir tiyatro kurumunun nasıl yönetilmesi gerektiğini,hiç hesap kitap yapmadan,hiçbir beklenti ummadan,taç ve taht beklemeksizin,samimiyetle dile getirelim.Çalışalım,strateji oluşturalım,birbirimizi dinleyelim.Kimliğimizi de böylece tanımlamış oluruz.Bunların hiçbiri bizi bölmez!Tiyatrocular,farklı kimlikler yüzünden bölünmez.Farklı kimliklerin farklı sesleri de bölmez tiyatrocuları.Birileri tiyatrocuları bu kimlikleri bölünme talebiyle kullandıkları için bölünürler ancak!

Son dönemde yaşanan demokratik olmayan uygulamaları,gerek içeride,gerekse dışarıda çok konuşup tartıştık.Tiyatrocular,belki de ilk kez,direnmeyi becerdiler,bu direnişi kararlılıkla sürdürdüler..Susmadılar,yürüdüler,”Sanat Maratonu”n da koştular.Ülkenin gündemini değiştiremediler belki,ama kendi gündemlerinde çığır açtılar!Ama,hala,ısrarla kendi hatalarını konuşmuyorlar.Kurum içerisinde ki mesleki deformasyon konusunda çıt yok!Çağın dayattığı onca yeniliğe karşın,hala, “kol kırılır yen içinde kalır!” eskisiyle yola devam etmek istiyorlar,Hala,ısrarla,tırnaklarına kadar duyguyla kafa tutuyorlar kara düzene!Akıl nereye kaçtı bu durumda?Kalplerimiz alıp başını gitmişken,aklımız fır dönmesin bari!Farklı seslerden korkmayalım!Farklılıkların yaşanması hiçbir sorun doğurmaz.Bence bu kadar farklılıktan bile homojen bir topluluk yaratılabilir.100 yılı doldurmasına az kalmış tiyatrolarıyla gurur duyan bir topluluk bunu da pekala başarabilir.Sopanın başımıza inmesinden hoşlanmadığımızı,siyasilerin tiyatroya bulaşmasından haz etmediğimizi,egemen değerlere karşı olduğumuzu,ancak oyunlarımızı çıkararak,tiyatro mesleğini sürdürerek gösterebiliriz.Kişisel direnişimi,daha çok ve iyi oyun yapmak için gayret ederek göstereceğim.Tiyatroma ancak böyle sahip çıkabileceğimi düşünüyorum.Dağılan,kökleri topraktan çekilmiş,harcı ortada kalmış bir tiyatroyu toparlamak çok zordur.Kapitalızm önce sanatı tüketir!

Bu denli iç içe geçmiş bir topluluk çatışırsa,herkesin birbirini boğazlaması anlamına gelir ki,bu tam bir intihar olur.

Son dönemde sorun ana ekseninden kaydırılarak,”çalışmak mı çalışmamak mı?” kertesine gelmiştir zira!Yüz yıllardır tartışılan bir Shakespeare gerçeğine uygun durumumuz: ÇALIŞARAK VAR OLMAK MI,ÇALIŞMAYARAK YOK OLMAK MI?İşte bütün mesele bu!Bir de meselesi çalışmak olmayan,zaten yıllardır da çalışmayan,”durumdan vazife çıkarmayı “şiar edinmiş,kendini koyduğu yeri sadece kendi beğenen,”doğru ve farklı projeler beklediğini…” söyleyerek bu dönemi de çalışmayarak savuşturmak isteyen,ama bunu protest bir tavırla süsleyip,hepimizi kandırdığını sanarak asıl kendini kandıran,”farklı” nın ne olduğunu asla tarif edemeyen,bugüne kadar “farklı” hiçbir şey yapmayanlar var ki,ağızda kekremsi bir tat bırakıyor onlar!Gerçekten samimi bir ruh haliyle direnerek,her türlü nimetten vaz geçen meslektaşlarına karşı ayıp ettiğinin farkında bile değiller! “Karşı olduğunu” söylediği yöneticiyi allayıp pullayarak,oyalayıp avutarak,karşı görünmenin dayanılmaz hafifliğiyle gözümüzün önünden uçup gidecek farkında bile değiller!Protest tavır,vaz geçen tavırdır!Asi ruh,her türlü konfordan feragat edene yakışır!Güleyim diyorum ama sırası değil,dudaklarımı sarkıtıyorum şimdilik.

Tiyatro sanki şimdi siyası erkin eline geçmiş gibi davranıyorsun caanım meslektaşım!Sanki şimdi bütün umutlar karardı!Bu gerçeği daha önce görmüş,uyarmış,tesbit etmiş insanlar etrafımızda,yakınımızda,bizi duyuyorlar.Ayıp olmuyor mu?Siyasi güç zaten içimizde!Yıllardır yönetim ve repertuar kurullarına girmiyor mu bu insanlar?Siyasi güç,bizim elimizden bütçemizi alarak,”katma bütçe” ye geçirdiği gün tiyatronun iktidarını ele geçirdi.Siyasi güç,bağımsız simgemiz olan M.Ertuğrul Tiyatrosu’nu yıkarak güçlendi.Siyasi güç,içimizden birileriyle İstanbul gecelerinde dolaştığı için atağa kalktı,siyasi güç sahneye yönetecilerimizle el ele çıktığı için bu kadar mağrur…Daha sayayım mı?Şimdi mi aklınız başınıza geldi?Meslektaşlarınız mağdur olurken ses etmediniz,kadınlara karşı “ayrımcılık” uygulanırken görmezden geldiniz,birbirinizin oyunlarını yok saydınız,küçümsediniz,olağanüstü bir kuvvetle esip gürlediniz,çok dedikodu,az iş yaptınız,memurluğu bir tehdit gibi kullandınız;bunlar önemsiz,ama siyasi güç bizi yok etmeye çalışıyor öyle mi?Asıl soruna odaklanmak lazım!Oturup yeniden düşünmek lazım!Mesleğe asıl şimdi dört elle sarılmak lazım!

Tekrar başa dönecek olursam eğer; Öğrencilerim olduğu için hocayım,hoca kimliğim var.Oyun yönetiyorum,yönetmen kimliğim var.Sahneye çıkıyorum,oyuncu kimliğim var.657 memur yasasınının altına imza attığım için memur kimliğim var.Rana’nın teyzesiyim,teyze kimliğim var.Önemli olan insanın,bir sürü kimlikten hangisini öne çıkardığıdır.Benim en önemli kimliğim tiyatrocu olmaktır.

Bir tiyatrocunun yapması gereken neyse onu yapıyorum.Oyun yönetiyorum,sahneye çıkıyorum,tekstlerle boğuşuyorum,okuyorum,yazıyorum…

Beni “çalışmıyor” diye yaftalayanlara inat işimi yapıyorum.Beni “bohem” likle suçlayanlara inat,toplumla daha çok bağ kuruyorum.Mesleğimi “lüzumsuz” görenlere inat,toplumda tiyatronun fark yaratması için gayret ediyorum.

 

Bu coğrafyada sanat siyasilerin eziyetine daha çok maruz kalacak.İş ki onu koruyup kollayabilelim.

“Kararmasın yeter ki,sol memenin altındaki cevahir.”

http://hulyakarakas.blogcu.com/theater-theatre-le-teatro-tiyatro/12733549

PAYLAŞIM
Önceki İçerikİntikam Dallas’a döndü ben yokum
Sonraki İçerikTiyatro Sanatçısı Oyuncu ve Yönetmen Hülya Karakaş'tan "THEATER,THEATRE LE,TEATRO,TİYATRO…"
SABİT DOĞAN Eğitimci • Yazar • Sanat İnsanı • Dijital İçerik Üreticisi Sanatın İzinde Başlayan Bir Yolculuk Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği mezunu olan Sabit Doğan, sanatla ilk kez OMÜ Tiyatro Topluluğu’nda (OMÜTİT) tanıştı. “Kanlı Nigar” oyunundaki Narçin karakteriyle sahneye adım attığında, performansı büyük yankı uyandırdı; oyun onlarca kez sahnelendi, her şehirde yoğun ilgi gördü. Eğitimci kimliğine geçişinde idealizmiyle öne çıkan Doğan, öğretmenliğe Şanlıurfa Siverek’in Hanharabe Köyü’nde başladı. İstanbul’un konforunu geride bırakıp, zor koşullarda eğitim vermeyi seçti. Askerliğini Şırnak Beytüşşebap’ta yaptıktan sonra yeniden İstanbul’a döndü. Yazarlık, Dergicilik ve Dijital Yayıncılık İstanbul yıllarında tiyatro oyunculuğu, metin yazarlığı ve senaryo çalışmalarına yöneldi. Hürriyet Gösteri Dergisi'nde Hami Çağdaş’la birlikte hazırladığı kültür–sanat dosyaları ve röportajlar büyük ses getirdi. Daha sonra kurduğu www.dirensanat.com adlı dijital sanat portalı, 15 yıldır Türkiye’nin en saygın kültür–sanat yayınlarından biri olarak varlığını sürdürüyor. Hem kurucusu, hem yayın yönetmeni, hem de editörü olan Doğan; sanatın ve sanatçının sesi olmayı ilke edindi. Portal, “Yılın En Prestijli Sanat Haber Kaynağı” ödülünü kazandı. Diren Sanat YouTube Kanalı’nda ise 200’ü aşkın sanatçı, yönetmen ve yazarla yaptığı röportajlar sanat dünyasında büyük yankı uyandırdı. Eğitimde İnovasyon ve Duyarlılık Sabit Doğan, Beşiktaş Sakıp Sabancı Anadolu Lisesi’nde biyoloji öğretmenliği yapmaktadır. %0,1’lik dilimden öğrenci alan bu okulda 15 yıldır görev yapmakta; sadece ders anlatan değil, öğrencilerini yaşamla tanıştıran bir rehber olarak görülmektedir. Kurucusu olduğu Robotik Kulübü, ulusal ve uluslararası yarışmalarda birincilikler kazandı. Ayrıca Raylı Sistemler Projesi’ni organize edip yürütücülüğünü üstlendi, Beyaz Bayrak Projesi’nde görev aldı, TÜBİTAK Türkiye Birinciliği kazanan öğrenciler yetiştirdi. Türkiye’de mobbing kavramını ilk kez gündeme getiren eğitimcilerden biri olarak dikkat çekti. Bu konuda açtığı ilk davalar ve kamuoyu çalışmaları birçok kişiye cesaret verdi; hakkında tezler yazıldı. Dijital Dönüşümün Sanatçı Yüzü Sabit Doğan bugün, sosyal medyada milyonlara ulaşan içerikleriyle hem sanatın hem eğitimin yüzünü dijital dünyaya taşımaktadır. Eğitim, sanat, mizah, kişisel gelişim, yemek kültürü ve edebiyatı harmanlayan içerikleri; aylık 40 milyondan fazla izlenme elde etmektedir. Kendisini “bilim ve sanatın izinde yürüyen bir eğitimci” olarak tanımlasa da, izleyicileri onu çoğu zaman evin içindeki bir dost, bir ağabey, bir rehber olarak görür. Sıcaklığıyla, derinliğiyle ve üretkenliğiyle hem öğretmen hem anlatıcı, hem sanat insanı hem de dijital çağın vicdanıdır. “Sanat, insanın kalbine dokunmadan hiçbir işe yaramaz.” — Sabit Doğan