Tamer Levent: Tiyatro Kültürü ve Bizler

0
tamer-levent
Tamer Levent

Kültür, insan yaşamının kendisidir! Ve yaşamında yarattığı ve kullandığı herşey! Hani cam bir kaba su koyup üzerini geçirgen bir deri ile kapatıp beklettiğinizde içinde bir yaşam oluşuyor ve biz buna “kültür” diyoruz ya; onun gibi… Biz o cam kaptaki yaşama dışardan bakıyoruz ve o kabın içinde üremiş olan amiplerin yaşamında neler oluyor inceliyoruz. İnsanın yaşamındakileri de öğrenmek, anlamak, bilgiye dönüştürüp kuşaklara aktarmak istiyoruz!

İnsan en ilkel halinden evrim geçirerek bu günkü haline nasıl geldi? Bu sorunun cevabı kültür işte!

İnsan kendi kültürünü yarattı, sonra onu anlamlandırdı, sonra her seferinde geliştirerek yeniden anlamlandırarak kayıt altına aldı ve kuşaklara aktardı.

Ama başlangıçta; diğer canlıların da sahip olduğu  görme, işitme; koku alma, dokunma; tad alma özelliklerinin dışında onlardan farklı bir şeyi yok gibi görünüyordu! Oysa, o beş duyu ile aldığı verileri, ‘data’ları, değerlendiren ve diğerlerinden farklı çalışan bir beyine sahipti. Koku alma, kelimesi kadar somut bir özellik. Sanat! Beynin bu farklı çalışma biçiminin adıdır. Beyine ulaşan ‘data’lar ile düşünen, buluş yapan, çözüm üreten ve bunu uygulayan bir özellik! Adı sanat olan özellik!

İnsan sosyal kimliğini geliştirme doğrultusunda da çok çaba sarfetti. Rol oynama yöntemi ile doğayı taklit etti. Rol oynama yöntemi ile neyi nasıl yapacağını denedi, öğrendi. İnsanın insanı anlaması, birbirleriyle benzerliklerini anlaması için de rol oynama yöntemiyle keşiflerde bulundu. ‘Living Theatre’ kitabı, bizde Memet Fuat’ın çevirisi ile Varlık Yayınları’ndan basılmıştı. Hâlâ piyasada var mı bilmiyorum? Orada “Oak Arslan oluyor” hikâyesi, bizim  hâlâ acıklı zannetmeye devam ettiğimiz ‘dram’ sözcüğünün ‘durum’ demek olduğunu gayet net anlatıyor. Kabile halkının da dramatize edilmiş durumun oynanmasından nasıl yararlandığını çok açık bir şekilde gösteriyor. Oak aslanı nasıl avladığını kabile arkadaşlarına rol oynayarak anlatıyor! Kabile halkı, Oak’ın aslanı nasıl avladığını diğer oyuncuların katılımı ile izlediğinde, zaman zaman Oak’ın tehlikeye düştüğünü düşünerek onun adına korkuyor; heyecanlanıyor! Onun ustalıklı manevralarını, kendini korumasını ve avdan galip çıkmak için beceri sergilediğini görünce de seviniyor!  Bu durum (dram) onun belleğine işlemiştir. Böyle bir durum ile kendisi karşılaşırsa ne yapacağını biliyordur artık! O günden pek çok yüzyıl sonra bulunan, ‘empati’ kelimesi, onun orada rol kişilerinin yerine kendisini koyarak ilk eğitimini alırken neler yaşadığını da inceleyecektir. Beynin faaliyetlerini de! Kendini başkasının yerine koyma özelliğinin kaynağını ve önemini anlatacaktır, ‘empati’! İnsanın bu özelliğinin bilimsel adı olacaktır! Binlerce yıl sonra!…. Önce “San’a” yapmak! ”Ars”, “art” isimleri ile anılan sanat yani. Bir işi yapmak ama özenle… Drama da bu işte. İnsanın kendisini tanıma sanatı. Tiyatro da dramanın seyirciye oynanması. Yani daha geniş kitlelere sunulması. Antik Yunan’da tiyatro, yaşamın sırlarını çözme sanatıydı. Demokrasi düşüncesinin başlangıcı. Bergama’da 30 bin kişilik  tiyatro, Yunanistan’da Ephidaurus Tiyatrosu ve binlerce açık hava tiyatrosunun varlık nedeni bu ihtiyaçtan kaynaklanıyor… Tiyatronun o zamanın insanları için nasıl bir kültür olduğu buradan açıkça belli. Tiyatroyu kültür olarak benimsemeyi hafife almayan toplumların da, bu kültürü geliştirmek için yaptıkları çalışmalar, okullarda drama  dersi, eğitimin drama yöntemiyle gerçekleşmesi. Tiyatro kol faaliyetleri… Yani rastlantıya bırakılmamış bir kültürel gelişme. İnsanların birbirlerine davranış sanatı, birbirlerini öğrenmesi, birbirleri ile doğru ve tutarlı iletişim ile sağlanabilecek insanlık ilişkisi. Özgüven, kendini tanıma. Antik şehirlerde hepsinin kent merkezinde bir amfi tiyatro olması bir rastlantı değil.

Bizde tiyatro kültürü aynı derece gelişmedi.16. yy’da Rönesans’a kadar olan süre içerisinde sanat elitlerin kendilerini geliştirmek için yararlandığı ama sıradan insanlar ile ilişkisi sınırlı bir lüks gibi görünüyordu. Rönesans sonrası bu aşıldı. İnsanlık kendi kendisini yönetebilir olmak istiyordu.1789 Fransız İhtilali bu isteğin başlangıcıydı. Bu günkü katılımcı demokrasi-ileri demokrasi beklentilerinin de… Tiyatro kültürü gelişmiş toplumlarda; bireylerin birbirini dinlemesi, birbirine  ve haklarına saygı duyması, kendine yapılmasını istemediği davranışları başkalarına da yapmaması, kurallara uyması, gibi davranışlarla bireyin kendini yönetmesine yol gösterdi. Antik Yunan’da tiyatro oyuncuları, hayatlarını tehlikeye atmamak için, askerlik yaptırılmaz, savaşa gönderilmezmiş. Çünkü filozoflar oyunlardan sonra günlerce felsefe tartışırlarmış. İyi oyuncular oyuna katkıları nedeni ile tartışmaları zenginleştirirlermiş. Bizde Ahmet Vefik Paşa’nın tiyatro kurma ve kültürünü oluşturma çalışmaları henüz amacına uygun bir şekilde tartışılmadı. Sinema ve tiyatroya yansımadı. Namık Kemal, Şinasi yaşadıkları döneme rağmen neden ve nasıl tiyatroya önem vermişlerdi? Andre Antoine kim tarafından İstanbul’a tiyatro kurmak üzere çağrıldı? Darülbedayi nasıl kuruldu? Muhsin Ertuğrul hangi şartlarda tiyatro yapmıştı? Bunları tiyatro izleyicimiz ne kadar biliyor? Devlet Tiyatroları neden kuruldu? Yasası nasıl yapıldı? Daha sonra özlük hakları ve meslek tanımları, 1886 Bern Telif Hakları Sözleşmesi ile ‘Özerklik’ kavramı arasında nasıl bir bağ var? Bu yasalara nasıl yansımalıdır? Bir tiyatro oyunu nasıl yazılır? Nasıl ve ne kadar sürede sahneye konulabilir? Nerede ve nasıl prova yapılır? Türkiye’de ödenekli ödeneksiz tiyatrolara yılda kaç izleyici gidiyor? Oyunculuk meslek tanımı var mıdır? Oyunculuk meslek midir değil midir? Oyuncu olmak için okula gidilir mi gidilmez mi? Nasıl oyun yazarı olunur? Oyun yazarı ne yapar? Stanislavsky’i bilmeyen çoktur, peki Suat Taşer’i kaç kişi tanır, buna belli oranda tiyatrocuları da katabiliriz? Okul bitirmiş, meslek hayatında 20 yıldır var olup da Stanislavsky’nin ‘Bir Aktör Hazırlanıyor’ kitabını okumamış oyuncu % 50’nin üzerindedir.

Durum bu iken, özel tiyatro okullarına, kurslara, oyuncu olmak için başvurularda artış var… Ama, devamsızlık yaparak, ama verilen ödevleri yapmayarak, kendisini geliştirmeye çalışmayan, sadece iş bulmaya ve geçimini sağlamaya ya da kolayca para kazanmaya odaklanmış bir kuşak! Biz geçmiş dönemde, kültür oluşturma çabalarının yetersizliğinden şikayet ederken, gerçekleştirdiğimiz alternatif-örnek çalışmalarla, gelecek kuşaklara örnek olabileceğimizi ve onların çok  donanımlı ve kültür oluşturma konusunda hassas yetişeceğini umut ediyorduk… Bu nedenle 35 yıl sivil toplumculuk yapmış, tiyatro bilimi ile uğraşmış, uluslarası festivaller, atölye çalışmaları düzenlemiş, yayınlar çıkarmış, kampanyalar açmış, kurultaylar yapmış, yasa çalışmaları yürütmüş, örgütlenme gerekliliğini sürekli vurgulamış ve örneklemiş, drama kültürünün gelişmesi için yıllarca atölye çalışması yapmış, oyun yazma yarışmaları düzenlemiş, amatörlüğü desteklemiş, örgün eğitim müfredatına drama dersini aldırabilmiş bir kişi olarak, sadece yakınmak ve şikayet etmek yerine, istenirse, en kısıtlı olanaklarla bile nelerin yapılabileceğini kanıtlamak istemiştim. Hatta, ömrümü buna vakfettim diyebilirim. Şimdi beni çok umutlandıran çalışmalar da var! Çağdaş Drama Derneği’nin ülke çapında yaygınlaşması… Onun paralelinde pek çok drama okulu ve kurslarının açılması ve yaygınlaşmaya başlaması İstanbul’da 300’den fazla tiyatronun faaliyet göstermeye çalışması ,Anadolu tiyatro hareketlerinin büyümesi… Kadıköy Tiyatro Platformu’nda 65 tiyatro gurubunun bulunması… Komşu Tiyatro çalışmaları ile geniş bir kitleye tiyatro kültürü verilmesi… Kıyı Ege Tiyatrolar Birliği’nin, Karadeniz Tiyatroları Birliği’nin etkinlikleri, kültür oluşturma konusunda çok önemli sorumluluklar üstlenebileceklerini kanıtlıyorlar her gün. Bölgelerde düzenlenen tiyatro festivalleri her yıl artıyor.

TOBAV olarak, Alaçatı, Denizli, Ordu, Van’da festivaller düzenlemiştik, şimdi yurdun her köşesinden yeni bir festival çağrısı geliyor çoşku dolu enerjisi ile… Tiyatro kültürü ile sanat kültürü buluştukça, ortaya çıkan örnekler çoğaldıkça ve tüm ülkeyi kaplayınca, sanat kavramının yaşam ile olan bağı o zaman çok net anlaşılacak. O zaman SANATA EVET’in bu kültürü oluşturma konusundaki özlemi de gerçek olacak.

Tamer Levent

www.dirensanat.com

Bunları Da Okuyabilirsiniz

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın 100 Yılı Digital Ortamda

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 100 Yıllık Tiyatro Dergisi arşivini digital ortama aktardı.   İstanbul Şehir Tiyatroları...

Daniel Craig: 5’inci kez James Bond’u Canlandırmaktansa bileklerimi keserim

İngiliz ajan 007'yi canlandırmak iyin 4 filmlik anlaşma yapan Daniel Craig, 5'inci kez James Bond'u...

Eskişehir Şehir Tiyatroları yeni Sezon Hazırlıklarına Başladı

 Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, yeni sezon hazırlıklarında yeni oyunlarının ikincisi olan Evcil’in provalarına başladı.         ...

YILDIZ İSİMLER VE YENİ YETENEKLER YİNE SALON’DA BULUŞUYOR

Yenilikçi yaklaşımıyla güncel müziğin İstanbul’daki yegâne adresi olan Salon, 22 Eylül’de başlayacak yeni sezonunda sanatın her alanına yer ayırırken...

Zorlu’da Sinemaseverler İçin Yaz Programı

Unutulmaz çizgi film “Şirinler” 22 Ağustos Salı akşamı, Özcan Deniz ve Nurgül Yeşilçay'ın başrolde yer...

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here