Tamer Levent: Niçin Sanata Evet?

0

Niçin Sanat’a Evet

Sanat kavramı sonradan yaratılmış bir kavram değil. Ama ilk insan beş duyu sahibi olduğunu da bilmiyordu. Bir de altıncı duyu dediğimiz şey var. Onu hele hiç bilmiyordu.

tamer
Tamer Levent

Hiç bir şey bilmiyordu.Tek bildiği şey yaşamını sürdürebilmekti. Peki neler yaşayarak geldi günümüze  asırlar boyunca. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliği ne idi?
O zaman adını bilmediği,sürekli buluşlar yaparak kendini ve çevresini değiştirerek geliştirmesine neden olan özelliği?…

İşte sonradan çeşitli dillerde ars, san’a, art gibi isimler bulan bu özellik bizim de sanat olarak tanıdığımız özelliği idi insanın !

Yine o zaman adını bilmediği beş duyu organının sürekli “uyarı”
gönderdiği beynin sağ lopunda gelişme gösteren altıncı duyu yani.
Beş duyu organı,görme, işitme, duyma, tad alma, dokunma onun beyninde yarattığı uyarılarla karşılaştığı sorunu anlamasına, sonra da ona altıncı duyu ile çözüm bulmasına neden oluyordu.

Sağ lob ve sol lob bütünlük içerisinde faaliyet göstererek, bir çözüm üretiyordu. Sonra da o ürettiği çözümü başkalarına anlatıyordu.Çizgi ve rol oynama tekniği bilginin aktarımına ve paylaşımına önemli katkılar sağlıyordu. İnsan geliştikçe kayıt altına alınmaya başlayan bu bilgiler de sonradan “bilim” diye adlandırdığımız alanı oluşturuyordu.

Bu durumda  hemen bir saptama yapabiliriz. O zaman sanat dediğimiz özellik her insan da vardır.Yaşamı ile birlikte oluşur ve büyür.

Bu aşamada sanat keşfetmenin,yaratıcılığın ismi belli olmayan
özelliğidir.Beynin sağ lopu ile sol lopunun ortak faaliyetidir.

16.yy Klasik Alman filozofu Schelling’e göre sanat, insanın
yaratıcılık sürecidir.Bu süreç içersinde teori ve pratiğin birlikte
hareket etmesidir. Tıpkı beynin sağ lopu ile sol lopunun birlikte hareket etmesi gibi. Schelling’e göre, sanat teori ve pratiğin ortak adıdır. Oysa, ilk insan da teori de yoktu başta? Beş duyu ve altıncı duyu vardı ama!
Ama, yaşadığını paylaşırken onu asırlar içinde bilime dönüştüren insan, sol lobunu bilimle beslerken, sağ lobunu da besleyecek uygulamalar yaratmalıydı.
İşte en başta kullandığı çizim, resime; rol oynama tekniği ile iletişim, tiyatroya; ritüel ayinler, müzik ve dansa dönüşerek sanat ürünü haline gelmeye başladı.İnsanın doğasında var olan o sanat refleksininin gıdaları da sanat ürünleri idi. Daha sonra mağaralardan evlere taşınılması ile, mimarlık; yazının icadı ile bu süreçleri tasvir ederek anlatmanın adı da edebiyat oldu.
Böylece insanlığın sanat algısının gelişmesine hizmet edecek, aynı zamanda onu uyaracak altıncı ana sanat dalı belirlenmiş oldu. Bu dallarda üretim yapanlar, siyaset sanatının gelişmesine, felsefeye, psikolojiye, sosyolojiye, belagat sanatına da hizmet etti.
Antik Yunan döneminde şekillenmeye başlayan Demokrasi kavramına da! altı ana sanat dalı artık sekiz ana sanat dalı olarak anılıyor. Çünkü sinema ve fotoğraf eklendi, çağlar içerisinde.İnsanın doğasındaki sanat olgusunu Aristo, iyi; güzel; doğru ile ifade etti. Sanat eserinin(ürünün) ontolojik ölçümünde ise; etik, estetik ve adalet olarak gördük biz iyi; güzel; doğruyu.
Amaç, bu ürünlerin insanın gelişimi üzerindeki etkileri; gelişen
insanın ise ürünlerin gelişiminde neden olduğu süreci tanımlamak idi.
Yani bu bir diyalektik gelişme idi. İnsan ve sahip olduğu SANAT özelliği, sanat eserini; sanat eseri ise insanın sanat kimliğinin gelişimini dönüşümlü olarak sürekli etkledi.
İçinde bulunduğumuz milenyumda Türkiye’de yayımlanan Diren Sanat sanat ürünün değerini ve ona olan talebin önemini dile getiriyor. İnsanın sanat kavramı ile olan bu organik ilişkisi göz ardı edildiğinde insan yaşamının gelişmeleri de göz ardı ediliyor. İnsanın mutsuzlaşması söz konusu oluyor.
Bu sadece sanat eseri üretenleri değil tüm toplumun da mutsuzlaşmasına neden oluyor. Zaten, sanat’ın yaratıcısı insan değil mi?
Etik, estetik ve adalet gelişmiyor. Aksine geliştiği noktadan geriye gidiyor.
Sanat ürünü buna alarm yakamaz, uyaramaz hale geliyor. İnsanın sanat talebine yeterince ilaç olamıyor. Çünkü siyasal yaklaşımlar buna izin vermiyor; Gelişmiş insan yerine, adeta gelişmemiş insanı tercih ediyor.
Hristiyanlık, Ortaçağ skolastik anlayışı ile Engizisyon ile bunu yaşarken, sanat algısı yeniden doğuş ile; Rönesans ile; Bu vahşet çağını bitirdi. Hristiyanlık dini kendi Reformu’unu gerçekleştirdi. Bu reformun kaynağı, toplumun sanat düzeyinde, bir yaşam sürdürme hakkını talep etmesiydi. Hristyanlık, vizyonunu çağdaşlaştırma kararı ile yeniledi.
İşte bu yaşama sanatı ve sanat ürünü buluşması onlara çok düzeyli bir sosyal yaşam getirdi, ortak akıl getirdi.
Bu bakış açısı  sanat’ın yaşama biçimi olması için; onun maceralarının gerekliliğinin  benimsemesini hayal ediyor.
 Diren Sanat; çünkü Sanata Evet demek i istiyor….

Tamer Levent

www.dirensanat.com

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.